Translate

Deliler Kasabası

3 Mayıs 2011 Salı

Kayıp ruhların tarihi - Werner Biermann

Can Yayınları'ndan çıkan Werner Biermann'ın kaleme aldığı 1939 Yazı'nda Avrupa tarihinin en dramatik dönemi tüm gerçekliğiyle yansıtılıyor.
Kayıp ruhların tarihi...
Herşeyden habersiz Avrupa’nın geçirdiği en sıcak yazdı... Dinlenip soluklanmak isteyen insanlık, savaşlar hiç yaşanmamış ve yaşanmayacakmış gibi pür sevinç o yazı bekledi...

“Hiç kimse bir ada değildir, kendi başına;
herkes bir parçasıdır anakaranın,
asıl olanın bir parçası.”
– John Donne

Tarih 10 Mart 1939… Paris’te bir sokak kahvesinde gözlerimizi açıyoruz. Mütevazı kahvenin camından görünen ilkbaharın telaşına kendini kaptırmış, yaz sıcağının umutları ve bedenleri ısıtmasını bekleyen
Avrupalılar… Aynı saatlerde güçlü kar yağışının altındaki Moskova’da Komünist Parti Kongresi’nin açan genel sekreter İosif V. Stalin’se kapıdaki baharı kışa çevirecek bir haberi açıklıyor: Dünyanın yeniden paylaşımı adına bir savaş başlamıştır. Baskın olan taraf, verilen göz dağına aldırış etmez ve rakibini tavizlerde bulunmaya sürükler.

Olan bitenden habersiz güneş New York’a doğmamışken Agul Kampı'nda usulca batıyor.
Henüz Birinci Dünya Savaşı’yla hesabı bitmeyen zihinlerin üzerinde güneş sürekli doğuyor ve batıyor… Piyanist Vladislav Szpilman, hızlı adımları ve parmaksız eldivenleriyle Varşova Radyosu’ndaki kuyruklu piyanosuna doğru yol alıyor. Tam altı ay sonra ansızın susacak olan Chopin bestelerini, onu sabırsızlıkla bekleyen hayranlarına dinletebilmek için gidiyor.
Aynı gün yaptığı telefon konuşmasında Çek-Slovak çekişmesinden ilham alan Führer’in heyecanıysa insanlık tarihinin gelmiş geçmiş en büyük hayal kırıklıklarından birini inşa etmek üzere... Vatikan’da yeni papa Eugenio Pacelli, XII. Pius adıyla Katolik kilisesinin en büyük bayramlarından birinde resmen takdim edilecek. Londra’nın Hampstead banliyösünde yaşayan yaşlı ve inançsız Yahudi Sigmund Freud penceresinden bahçeyi seyrederken pençesine düştüğü kanserden çok insanoğlunun önü alınamayan saldırganlık güdüsünü düşünüyor. Göz kamaştıran ilkbahar ışıklarıyla güne başlayan Cezayir, işsiz felsefe öğretmeni Albert Camus’nün hasta annesini ziyarete gidişini izliyor.
New York’ta karısı Katia ile en sevdiği otelde kalan Thomas Mann bir trene binip Hotel Bedford’dan, Pennyslvania istasyonuna doğru yol alıyor… Şimdilik birbirinden habersizce yaşayan tüm bu insanlar ve milyonlarca Avrupalı, yakında sağ çıkmanın imkânsız olduğu büyük bir girdaba kapılacaklar. Çünkü “Yeni dünyanın hâkimi, üstün Alman ırkı olmalıdır” düşüncesiyle gece gündüz demeden planlar yapan Führer, en yakın dostu propaganda uzmanı Goebbels’e bahsettiği bahaneyi keşfetmiştir.

15 Mart 1939. Alman Birlikleri Prag’a girer. Çekoslavakya’yı tümüyle yok etmek, büyük oyunun giriş kısmını oluşturur sadece. Öncesinde dikkatleri dağıtmak için tiyatro ve operalarla gün geçiren Goebbels ve Hitler'e göre artık daha baskın bir tutum sergileme zamanına gelirler. Geçen her gün savaşın acımasız kurgusu güçlenir ve adım adım plan tamamlanır.

Werner Biermann, 1939 Yazı’nda Avrupa tarihinin en dramatik dönemini tüm gerçekliğiyle kaleme alıyor. Eşiğe kadar gelmiş savaşın ayak seslerine kulak tıkayarak geçirilen son sıcak yazı, okuru yaşananların içine çekerek anlatıyor. 10 Mart 1939’da başlayan öykü, 11 Kasım 1939’a kadar tutulan bir günlük gibi yaşanan tüm olayları anlatıyor. Alman birlikleri içinde Hitler’e karşı oluşan intikam ve bulantı hissi çarpıcı cümlelerle belirtilirken Hitler’in kendi askerlerince düzenlenip başarısızlıkla sonuçlanmış bombalama girişimi de anlatılıyor. Goebbels’in günlüğünden çarpıcı bölümlerin yer aldığı kitabın kapsamlı bir kaynakçası bulunuyor.

Büyük politik oyunlarla küçük yazgıları kesiştiren yapıt, sadece Alman birliklerinin Prag’a girişi ya da Hitler-Stalin Paktı gibi büyük olaylardan söz etmiyor. Biermann, yoz oldukları gerekçesiyle Berlin İtfayesi alanında yakılan 5000 sanat eserinin hikâyesini anlatırken doktorasını yazmak üzere Avrupa’ya giden John F. Kennedy’le de tanıştırıyor bizi.

Can Yayınları'ndan çıkan 1939 Yazı, Werner Biermann’ın anlatımıyla canlanıp tarih kitaplarındaki soğuk esaretinden kurtulan sarsıcı bir dönemin sürükleyici öyküsü…