Translate

Deliler Kasabası

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Peter Brook, Eskimeyen Shakespeare'den sonra Boş Mekân'la karşımızda

Hayata açık sahne

Peter Brook, Eskimeyen Shakespeare'den sonra Boş Mekân'la karşımızda. Brook, bir yönetmen ve eleştirmen olarak tiyatronun anlamı ve işlevi üzerinde dururken kendini metin yazarı, yönetmen, oyuncu ile izleyicinin yerine koyarak, hem içeriden hem de dışarıdan bakıp değerlendirmeler yapıyor.
Tiyatronun sınır tanımayan bir sanat dalı olduğu açık. Herhangi bir mekânın sahneleştirilebileceği de ortada. Kısacası her an her yer bir sahneye dönüşebilir. Ansızın her şey dekorlaşabilir, dekor sanılanlar da oyunun bir parçası olabilir.


Tiyatro eleştirmeni ve yönetmen Peter Brook, tiyatronun ne olduğunu, ne olmadığını ve onun zihninde neler çağrıştırdığını sorgularken spot ışıklarından, perdeden, seyirciden ve karanlıktan söz açmasına rağmen, daha derine inmenin gerekliliğini vurgular. Bu yüzden Boş Mekân kitabında dörtlü bir sınıflandırmaya gider: Ölümcül, kutsal, kaba ile şimdi ve burada tiyatro.

Brook'un önünde bir sorun var: Ne yazılmışsa o mu oynanacak? Yazarımıza göre, 'metne bağımlı kalan oyuncu taklit ve gelenekten kurtulamaz', yani trajedinin ruhuna erişemez. Oysa trajedinin esası, oyunu canlı biçimde sahnelemekten geçer. Brook burada 'ölü doğmuş ya da hatta bir an için inandırıcı görünen gerçek bir yaşamın parıltıları olduğuna' inanır.

Brook tam bu nokta üzerinde dururken, genele bir kapı aralar ve tiyatronun kimliğini eşeler: 'Tiyatro sözcüğünün pek çok savruk anlamı var. Dünyanın birçok yerinde tiyatronun kesin bir yeri, açık seçik bir amacı yok, parçalanmış bir halde varlığını sürdürüyor. Tiyatronun biri para peşinde koşuyor, biri olmayan koşullardan şaşkına dönmüş, gücü tükenmiş durumda oradan oraya sürükleniyor.' Belki de tiyatro için ölümcül olan budur, kimbilir...

Buna bir de Brook'un 'beceriksizlik' eleştirisini eklersek, tiyatronun neredeyse bir dolu sorunu ameliyat masasına yatırılmış oluyor. 'Sahneleme, tasarımlama, konuşma tekniği, yürüme, oturma ve dinleme'deki beceriksizlikler.

Aslında Brook, ölümcül sıfatını tiyatronun başına yerleştirirken bir türden çok eleştirel bir bakış açısı oluşturmaya çalışıyor. Ölümcül oyun, ölümcül eleştirmen, ölümcül yazar ve beylik olana kafa tutmayan ölümcül yönetmen bileşimiyle meydana gelen bir bakış açısı, 'Metni ve oyunu nasıl daha iyi hale getirebiliriz?' sorusuna yanıt aramanın fitilini ateşliyor.


Doğaçlamanın kutsallığı

Tiyatroda kutsal olanla yüksek ya da nezih olan birbirine karışınca ayak kayıveriyor. Oysa Brook'a göre nezih olan kutsallaştırılınca yavanlığa yönelim de kaçınılmazlaşır. Şiirsellik tiyatroda anlam zenginliğini sağlayabiliyorken, Brook bundan vazgeçildiğini söyler. Durum böyle olunca, tiyatrodaki kutsallığın yani şaşırtmanın (hayrete düşürme de denebilir buna) harekete geçirilmesi gerekir. Bir bakıma 'uyandırma'dır bu; temelinde de doğaçlama yer alır: 'Buna göre seyirci öyle bir sarsılır ki her şeyi yeni bir gözle görme yetisi kazanır, gözü açılır ve çevresindeki hayatı başka türlü görmeye başlar.'

Brook'un kastettiği, amacın kutsallığı; gündelik hayatın gizlediklerini, herkesin içinde yatanları dürtükleyerek dışarı çıkartmak. Burada yine Shakespeare'i örnek gösterir, onun fizik ötesini amaç belleyişini, öbür taraftan da fazla yükseklerde dolaşmayışını; seyirciyi kaldırıp kaldırıp yere indirişini anlatır.

Brook, kutsal tiyatronun yerde mi yoksa gökte mi aranması gerektiğini sorgularken, kaba tiyatroya kafa yormaya başlar. Ona göre 'halka yakın', 'biçemden yoksun' ve 'ele ne geçeni silah olarak kullanan' kaba tiyatroda, seçip ayıklama gibi bir eylem söz konusu değil. Onun 'halk' derken anlatmaya çalıştığı, 'sataşma', 'amansız taşlama' ve 'çarpıtıp karikatürleştirme'yi kapsayan, içinde 'utançsız bir neşe ve kahkahanın' bulunduğu kaygısız gelenektir.

Neşe ve kahkaha, hicveden, putları kıran ve toplumsal değişim yaratmayı amaçlayan bir işleve sahip. Örneğin Brecht, izleyiciyi sarsıp aklını en doğru biçimde çalıştırmasını sağlamak isteyen yabancılaştırma etkisi ya da tekniğiyle buna büyük katkıda bulunur.

Brook, kaba tiyatro ve öncülerini anarken sözü yeniden gününe getiriyor: 'Bugün kabalığın her zamankinden daha diri, kutsallığınsa her zamankinden daha ölümcül olduğunu kabul etmeliyiz (...) Tiyatronun istendiğini, çalışanlarına güvenildiğini söylemek güç. Böyle olunca inançlı ve dikkatli bir izleyici kalabalığının toplanacağını düşünemeyiz. Onun dikkatini avcuna alacak, inancını zorlayacak olan biziz. Bunu yapabilmek için gizli kapaklı, hileli hiçbir şeyin olmadığını kanıtlamalıyız.'


Hareket halinde tiyatro

Kaba, ölümcül ya da kutsal, hangi nitelikle anılırsa anılsın, hep şimdiki zamanda var olan tiyatro Brook'a göre önünde sonunda hem bir büyüteç hem de küçülteçtir. Küçük bir olay büyütülüp oyunlaştırılabileceği gibi makrokosmosa alternatif bir küçük dünya da yaratılabilir.

Brook için tiyatroda yöntem veya formül yok. İşin özü uygulama. Uygulamadan, sağlam bir metin, iyi bir yönetim, doğru kostüm ve sahneleme, tüm bunların hakkını verecek becerikli bir oyunculuk anlaşılmalı. Brook'un bu belirlemeleri yaparken kendini metin yazarı, yönetmen, oyuncu ve seyircinin yerine koyduğunu da not edelim. Yani olaya tam ortasından bakıp tez(ler)ini güçlendiriyor.

Onun bir başka tezi, tiyatronun yapaylıktan büyük ölçüde uzak durması gerektiğiyle ilgili. Sahnenin hayatla bağlantılı olmasına dair bir açılım bu; oyuncunun ve seyircinin kırmızı halıdan sakınmasını sağlayacak bir değerlendirme: Dış dünyaya geçit verecek ve olmazsa olmazı; tekrar, temsil ve yardımı göz ardı etmeyen bir tiyatro. Bu da 'izleyicide açlık ve susuzluk yaratacak çalışmalar ortaya koyma' gibi bir amaçla beraber hayat bulabilir ancak.

Brook şunu da söyler: 'Tiyatro hareket halinde olduğundan onun kara tahtası sürekli silinir.' Perde açılmadan veya kapanırken bütün bunları düşünmeli. Brook'un istediği de bu sanki; eleştirel bir gözle tiyatroya bakmak, onu bir gereklilik olarak görmemek...


Boş Mekân/ Peter Brook/ Çeviren: Ülker İnce/ Hayalbaz Kitap/ 182 s.