Translate

Deliler Kasabası

29 Aralık 2015 Salı

'Savaşın en güzeli tiyatro!'


[Haber görseli]Dikmen Gürün'ün kaleminden Yıldız Kenter'in hayatı
'Savaşın en güzeli tiyatro!'
Dikmen Gürün, yaşamı tüm renkleriyle yakalamış ve sahnenin merkezine yerleştirmiş Yıldız Kenter'in dünyasından sesleniyor okurlara. Kenter ve Gürün'le hayat ve tiyatro dedik.
- Yıldız Hanım, Dikmen Gürün'le uzun yıllara varan dostluğunuzdan doğan bu kitap, ortak tiyatro sevdanızın en somut ifadesi hiç kuşku yok ki. Her şey nasıl başladı?
- Dikmen Gürün, yıllardır yazılarını takip ettiğim, beğenerek okuduğum bir eleştirmen. Eleştiriden çok şey öğrenirim. Yerginin de övgü kadar önemli bir misyonu var. Yeter ki bilgili ve karşısındakine, yapılan işe saygılı olsun yazılanlar. Gürün’ün eleştirileri bu iki özelliğe sahip olduğu için önemli benim gözümde. Dostluğumuza gelince; tiyatro gibi ortak bir aşkımız olunca bir yerde kesişecekti yollarımız. Kesişti de. Yıllar önce “Kim bu eleştirmen?” sorusuyla başladı, onun Tiyatro Festivali Yönetmeni olduğu yıllarda gelişti. Sonra, 2013’te bir gün “Hayatınızı yazabilir miyim?” diye sordu. “Seve, seve” dedim ve başladık bu güzel yolculuğa.
Bu kitapta başta Müşfik, Şükran, Kamran olmak üzere tüm sevdiklerimle buluşuyorum ama hasret gideremiyorum. Keşke yanımda olup “Tiyatro Benim Hayatım”ı okuyabilselerdi.
“HEP ÖĞRENCİ OLARAK KALACAĞIM”
- Tüm hayatınıza damgasını vuran duygu ne?
- Biz altı kardeştik. Yaşamak, savaşmaktı. Savaşın en güzelini tiyatroda keşfettim. Sahneye çıkmak, oynamak,

Sinan Sülün'den "Kırlangıç Dönümü"


[Haber görseli]Sinan Sülün'den "Kırlangıç Dönümü"
Aşkın bugünle imtihanı
Sinan Sülün'ü genç bir öykücü olarak ilk kitabı Karahindiba'yla tanımıştuk. Araya çok da uzun bir zaman koymadan bu kez Kırlangıç Dönümü adını verdiği bir romanla çıktı karşımıza Sülün.
Karahindiba'nın yayımlandığı ilk zamanlarda hemen herkesten gelen tepkinin "keşke roman yazsaydı," olduğunu bir kenara koyarsak, Sülün'den gelen bu romanın şaşırtıcı olmadığını söyleyebiliriz aslında. Gerçekten de baktığımızda; gerek anlatımı, gerek karakterlerin derinliği gerekse de kurgunun romana evrilmeye elverişli oluşu, Karahindiba'da okuduğumuz öyküler adına böyle düşünmeye yeter sebepti.
Ancak sonuçta her yazarın kendi yolunu çizdiğini biliyoruz. Bunun, herhangi bir metin için de geçerli olduğunu unutmamak gerek. Behçet Necatigil'in, "şiirlerin bazı yaşları beklediği" mısrasını hatırlıyorsak eğer, bir yazardan gelen verimleri de buna göre tartmak gerektiği kanısındayım. Sözün özü, şunu dile getirmek istiyorum: Karahindiba'daki öyküler, "öykü oldukları için" güzeldi. Aradan biraz zaman geçti. Yazar bu kez bir romanla ifade edebileceğini düşündü kendini. Yani, ona göre romanın vakti gelmişti ve düşündüğü gibi, bir romanla çıktı okurlarının karşısına.
Buna bakarak bize düşen, yazarı yaptıkları üzerinden değerlendirmek.
"Keşke yapsaydı," dediklerimiz üzerinden değil.
Bunlar üzerinden Kırlangıç Dönümü'nün sayfaları arasına uzandığımızda, sonda söylenmesi gerekeni başta söyleyip, iyi bir roman okuyacağımızı söyleyebilirim rahatlıkla.

23 Aralık 2015 Çarşamba

Yalancılar ve Sahtekârlar Ansiklopedisi

Kimse kandırılmak istemez ve kimse sahtekârlık hikâyelerine hayır demez. Sebebi ister sahtekârın yaratıcıyöntemleri ister kurbanların ısrarlısaflıklarıolsun, eğlenceli ve hatta destansıbuluruz ”bizden ırak”yalan dolanları.


Yalancılar ve Sahtekârlar Ansiklopedisi
YALANCILAR VE SAHTEKÂRLAR ANSIKLOPEDİSİinsan olmaya “aldatma ve aldanma”penceresinden bakıyor; dünden bugüne, şöhretliden bilinmeyene, en “doğru”yalanları, en “gerçek”sahteleri, en başarılısahtekârlık vakalarınıbir araya topluyor. Pazardan edindiği askeri

16 Aralık 2015 Çarşamba

Harper Lee'den 'Tespih Ağacının Gölgesinde'


'Tespih Ağacının Gölgesinde', bundan elli beş yıl önce yayımlanan "Bülbülü Öldürmek"in devamı olma özelliğini; önyargılar, haksızlıklar, çatışmalar ve sınıf algısı gibi kavramlar üzerinde, okuru tekrar düşünmeye çağırmasında buluyor. Ancak bakışlar, ilk romandan yirmi yıl ötesine gidiyor ve küçük kız Scout, bir genç kadın olarak tekrar sahne alıyor.


[Haber görseli]Harper Lee'den 'Tespih Ağacının Gölgesinde'
Bülbül hâlâ yaşıyor!
TÜYAP 34. İstanbul Kitap Fuarı zamanında okuma listemize giren pek çok kitaptan biri olan Tespih Ağacının Gölgesinde'nin arka kapağında şöyle bir ifade yer alıyor: "Son yılların en büyük edebiyat olayı."
Kitap arkalarında yazan ve genellikle gereğinden fazla abartılı çıkışların aksine bu ifadenin, oldukça yerinde bir saptama olduğunu, bunun yanında tartışılmaz bir gerçekliği ifade ettiğini söylemeliyim. Nedeni, Tespih Ağacı'nın Gölgesinde'nin; Harper Lee'nin, 1960'ta yayımlandığında ülkesi ABD'de büyük yankı uyandıran, akabinde Pulitzer'le ödüllendirilen, bir yıl sonra da Gregory Peck'in başrolünü oynadığı bir filmde beyazperdeye aktarıldığında Oscar alan romanı Bülbülü Öldürmek'in devam hikâyesi olması. Bir romanın devam hikâyesinin böylesi "büyük bir edebiyat olayına" dönüşmesinin nedeni ise Tespih Ağacının Gölgesinde'nin, ilk roman Bülbülü Öldürmek'ten tam 55 yıl sonra gelmesi.
Bülbülü Öldürmek, yayımlandığında satış rekorları kırdı, çok konuşuldu, birçok başarı elde etti ve daha düne kadar Harper Lee'nin ilk, aynı zamanda tek romanı olarak kaldı; kabul. Ancak gerçek başarısını ve biricikliğini pek çok insanın yaşamına girerek, pek çoğunun da yaşamını değiştirerek kazandı. Bülbülü Öldürmek, ilk yayımlanışının üzerinden 55 yıl geçmiş olmasına karşın bugün hâlâ okunuyor ve insanların yaşamını değiştirmeye devam ediyor.
Tespih Ağacının Gölgesinde, bir devam hikâyesi olarak tam da bu nedenle önem kazanıyor.
Harper Lee bir anlamda, okurların yaşamlarında ayrıcalıklı bir yer edinmeye farklı bir pencereyle devam etmek

Bekir Bülend Özsoy'un yeni kitabının adı “Savaşın Generalleri, Generallerin Savaşı”.


Bekir Bülend Özsoy / E Yayınları
[Haber görseli]Özsoy ikinci kitabında yine 2. Dünya Savaşını ele alıyor fakat bu sefer özellikle askeri ve politik anlamda komuta kademesi içindeki ilişkilerin savaşın seyrini değiştirmeye yönelik çok farklı stratejilere yol açtığını; bir çoğu Dünya askeri tarihine geçmiş olan 13 generalin gerek kişisel gerekse de taktiksel anlamda ayrıntılı özelliklerini okuyucularıyla paylaşıyor.
Savaş sahnesinde karar verici olmanın getirdiği sorumlulukları taşıyabilmek için ne denli bir karaktere sahip olmak gerekliliğini; askeri alanda alınan eğitim ve öğrenimin yanında önsezi, kararlılık, iletişim ve aklıselim özelliklerinin gerek ateş hattında gerekse de masa başında ne kadar hayati olduğunu her bir generalin çarpıcı hikayelerinde görmemiz mümkün.
Kısaca bahsetmek gerekirse ciddi bir tarih okurunun kaleminden çıkan bu kitap; Dwight Eisenhower'dan Erwin Rommel'e, George S. Patton'dan, Isokuru Yamamoto'ya, Georgy Zhukov'dan Karl Heinz Guderian'a savaş sanatının inceliklerini gösteren generallerin sadece düşmanla değil kendi saflarında da amansızca savaştıklarını gösteriyor.
E-Kitap - E-book :kitap özetleri, kitap özeti, yeni çıkan kitaplar,Bekir Bülend Özsoy'un yeni kitabının adı “Savaşın Generalleri, Generallerin Savaşı”.  romanlar, hikayeler, biyografiler, kitap oku, bedava kitap

15 Aralık 2015 Salı

İngiltere'nin gelmiş geçmiş en iyi 10 romanı

Image copyrightGetty
İngiltere’de yazılmış gelmiş geçmiş en iyi romanlar hangileridir?
BBC Kültür sitesi, dünyanın farklı ülkelerinden 82 edebiyat eleştirmeni ile görüşerek İngiltere’nin en iyi romanları konusunda düşüncelerini sordu.
İşte yabancıların gözüyle İngiltere'nin en iyi 10 romanı...
Image copyrightWikipedia
10. Gurur Dünyası (Vanity Fair, William Makepeace Thackeray, 1848)
Bazı eleştirmenler Thackeray’in bu tek eserinin hak ettiği değeri görmediği kanısında. Fakat bu 1847-48 dönemini anlatan ve bazılarınca sıkıcı bulunabilecek uzun roman, İngiliz literatürünün en iyi tasvir edilmiş olumsuz kahramanını içerir. Sınıf, sınıf atlama isteği ve

29 Kasım 2015 Pazar

Diyojen ve Diyojen Sendromu

hoarding
  1. Giriş
İstifçilik yani compulsive hoarding, kontrollü veya kontrolsüz biriktirme, efemeraveya dispozofobi veya messie sendromu, sanat veya sefalet. İstifçi her zaman bir koleksiyoner olmayabilir. Bir koleksiyoner de daima sanatsal değeri olan gereçleri biriktirmeyebilir. Bir koleksiyoner pekâlâ Diyojen olabilir.
İstifçiliğin akla ilk getirdiği, çöp ev vakalarıdır. Çöp ev yani domestic squalor,genel kabul görmüş

Hadîkatü’s-süedâ – Fuzuli

fihi ma fih

Hadikatü’s-Süada , Fuzûlî’nin Azerice mensur/manzum bir eseri olup Kerbela Olayı’nı ve İmam Hüseyin’i anlatan Anadolu Aleviliği’nin temel yapıtlarından biridir.
Müslümanlar tarafından İslâm tarihi boyunca büyük bir üzüntü ile hatırlanan Kerbelâ olayını

25 Kasım 2015 Çarşamba

George Saunders, “Phil'in Dehşet Verici Kısa Saltanatı”


[Haber görseli]George Saunders'ın novellası
Beyni hendeğe düşen tiran
İç içe geçmiş iki ülke düşünün: İç Horner ve Dış Horner. İç Horner, sadece bir vatandaş alabilecek büyüklükte, geri kalanlar oraya girebilmek için kuyrukta beklemek zorunda. Dış Horner ise görece kalabalık ve orada, güç bağımlısı bir diktatör yaşıyor, adı Phil.
Aslında tek ülke olan İç Horner'la Dış Horner'ın birleşimi, bütün vatandaşların aynı anda sığamayacağı bir coğrafyaya işaret ediyor. George Saunders'ın Phil'in Dehşet Verici Kısa Saltanatı adlı novellası, tam da burada hayat buluyor.
“ASIL BEYİN SORUNU YAŞAYAN BU SALAKLAR”
Saunders, romanı ilkin bir çocuk kitabı olarak tasarlamış. Ama bakmış ki işin içine politika ve hiciv giriyor, birden dümen kırıp büyüklere seslenmeye karar vermiş. Phil de kervan yolda düzülür misali, yazdıkça kendini bulmuş.
Phil'in acıklı bir geçmişi var! Pek kimsenin ciddiye almadığı, huysuz ve orta yaşlı, kendi halinde bir Dış Hornerlı. Gel zaman git zaman kendisine “akıl” verenler sayesinde, ülkesine taşan İç Hornerlıları vergiye bağlayıp güçlenmeye başlıyor, daha doğrusu güçlendiriliyor. “Danışmanlarının” bir dediğini iki etmiyor anlayacağınız. Bu arada hayatının aşkı tarafından refüze edilince aksiliği artıyor ve beyni hendeğe yuvarlanıp gidiyor. Yüce Tanrı'nın bir lütfu olan güzel ülkesi üzerine daha çok eğiliyor haliyle. Millî duyguları kabarıyor, ülkesini “korumak

20 Kasım 2015 Cuma

İş Dünyasına Filozofça Öneriler Kitap Dizisi

 [Haber görseli]
Ekonominin, iş dünyasının zorlukları giderek artıyor. Hele yöneticilerin işleri daha da zorlaşıyor. Pek çok bilinmeyenin baskısı altında ilerlemeye, işlerini geliştirmeye çalışıyorlar. Peki, bu süreçte, özellikle de önemli kararlar alırken yanı başlarında bir filozof olsa ve gerektiğinde danışsalar, fikirlerinden yararlansalar, nasıl olur?
İşte bu görüşten yola çıkan Almanlar felsefeye olan düşkünlüklerine de uygun olarak, parlak bir iş kitabı dizisi

Murathan Mungan'dan 'Harita Metod Defteri'

[Haber görseli]Murathan Mungan'dan 'Harita Metod Defteri'
'Büyümek gurbete çıkmaktır'
İnsanın en güçlü tarafı nedir diye sorulacak olsa fazla düşünmeden "hafıza" yanıtını verebilirim kendi adıma. Birçok kişi için de aynı yargının geçerli olduğunu varsaymak ise şaşılacak bir durum olmasa gerek. Şaşırmamız gerekenler bu sorunun tam tersi sorulduğunda başlıyor bence. Yani, insanın en güçsüz tarafı nedir diye sorulduğunda da "hafıza" yanıtı aldığımız anda.
İnsanı yaşatan hafızası, kabul ancak yine aynı hafıza, yaşama direncimizi kırıp meydana gelenler karşısında yıkılmamıza neden olabiliyor. Ya da yine aynı hafıza, bizi derin kederlere sürüklediği gibi dünyanın en mutlu, en şanslı insanıymış gibi hissetmemize neden olabiliyor.
Tam bu nedenle insanın en güçlü ve en zayıf yanını yansıtır bize hafıza. İnsanın zehridir ve aynı zamanda panzehri. Düğünü ve cenazesi, başlangıcı ve bitişi, yası ve şöleni...
Derin bir uçurum olabileceği gibi aynı şekilde karşı kıyıya geçerken bir köprü de olabiliyor hafıza ve biz hafızadan bahsederken çocukluk, bu köprünün her zaman başını tutuyor. Çocukluk, çok özel bir zemine oturmasının yanında, gelecekteki yaşamımızda bizi tökezletecek ya da yaşamın getirdiklerine karşı daha dik durabilmemiz için omuz veriyor. Bundan olsa gerek; her insanın yaşamında çok özel bir yer kaplıyor. Çocukluğun "özlenen ülke" olarak adlandırılması, çok zor geçirilse dahi bu zorluklardan çok daha farklı bir biçimde alımlanması, herkesin çocukluğundan bahsederken tatlı bir heyecanın rüzgârına kapılması da bundan.
İnsan nasıl besleniyorsa çocukluktan aynı şekilde besini insan olan edebiyat da aynı derecede çocukluğun etkisi altında kalıyor. Ne kadar katılırsınız söyleceklerime bilmem ama pek çok yazarın, çocukluğuyla yazı aracılığıyla hesaplaştıktan sonra farklı meselelere dalabildiğini düşünüyorum. Tüm bir yazın hayatını çocukluklarında geçiren yazarlar da yok değil elbet ama atlanması, geride bırakılması gereken bir eşikmiş gibi geliyor bana hep çocukluk ve kendine has bir evren olma özelliğini her daim koruyor.
Murathan Mungan da hafıza üzerine düşünen yazarlardan biri olarak bu evreni zaman zaman ziyaret ediyor.

Dahi Bir Polisiye Yazarı: Agatha Christie

Dahi Bir Polisiye Yazarı: Agatha Christie

20. yüzyılın en iyi polisiye yazarlarından biri, İngiliz yazar Agatha Christie ile ilgili bilgileri derledik.

Tam adı Agatha Marry Clarissa Miller Christie Mollowan olan yazar, Hercule Poirot karakterinin yaratıcısıdır. Yazar aynı zamanda Mary Westmacott takma ismi ile aşk romanları da yazmıştır. Ama ona ününü sağlayan, yazdığı 80 polisiye romanıdır.
Küçük yaşlarından beri okumayı çok seven Agatha Christie, dislektik olmasına rağmen iyi bir okuyucuydu. Fransa'da yaşadığı dönemde okuduğu polisiye romanlarından daha iyilerini yazabileceğini düşünerek ilk polisiye romanı "The Mysterous Affair at Styles" adlı romanı yazdı. Birkaç yayınevi tarafından reddedilen romanı 1920'de Bodley Head Yayınevi tarafından kabul edildi. Bu eser Hercule Poirot'lu ilk eseriydi.
Zekası, esprili kişiliği, keskin kişiliği ve Avrupa inceliği ile harmanlanan Belçikalı karakter, hem kendine hem de yazar uluslararası bir ün kazandırdı. Yazar ayrıca Miss Marple adında yaşlı ve amatör bir dedektif karakter daha yarattı. Bu karakter de çok sevildi.
Hayranlarınca her kitabı beğenilen Agatha Christie'nin "On Küçük Zenci" isimli kitabı, polisiye romanları arasında klasikler arasında yer alır.
Yazarın ilginç ve hala meçhul olan bir anısı vardır: 1926'da 11 gün ortadan kaybolan yazar, bütün aramalara rağmen bulunamaz. Arabası göl kenarında bulunan yazarın arabası ağaca çarpmış ve bavulu dağıtılmış şekilde bulunur. Olaya kaza süsü verilmek istendiği konusunda teoriler üretilse de yazar bir anda ortaya çıkar ve bu konu ile ilgili hiçbir açıklama yapmaz. Kimilerine göre yazar geçici bir hafıza kaybı yaşadı; kimilerine göre ise kocasının sevgilisini öldürmek için bir yerlere gitti. Ama olay çözümlenemedi.

3 Kasım 2015 Salı

Tüm zamanların en iyi çocuk kitapları


Image copyrightGetty
Bugüne kadar İngilizce yazılmış en iyi çocuk kitapları hangileridir?
Dünyanın her tarafından onlarca edebiyat eleştirmenine sorarak bu sorunun yanıtını bulmaya çalıştık. 10 yaş altı çocuklar için İngilizce yazılmış en iyi kitapların listesini yapmalarını istedik. 151 kitabın adı geçti. Bunlar içinde en fazla tekrarlanan 11 kitabın listesini derledik.
Image copyrightHarper

11. Küçük Ev (Little House on the Prairie) (1935) - Laura Ingalls Wilder

Wilder’in 19. yüzyıl Amerikan vahşi batısını anlattığı dokuz klasik romanı kendi çocukluğundan esinlenmiştir. Küçük Ev adlı kitabı televizyona da uyarlanan Wilder, Wisconsin’de bir ormanda inşa edilen ahşap bir evde anne ve babası ile iki kız kardeşi ve

31 Ekim 2015 Cumartesi

Celil Oker'in yeni polisiye romanı “Sen Ölürsün Ben Yaşarım”

Celil Oker'den “Sen Ölürsün Ben Yaşarım”
[Haber görseli]'Katiller de tuhaf maktuller de!'
Celil Oker'in yeni polisiye romanı “Sen Ölürsün Ben Yaşarım”da, dedektif Remzi Ünal, Hisarüstü'nde yaşayan ihtiyar bir çifte, büyük bir inşaat firmasının şantiyesinde kaza geçiren oğullarının hak mücadelesinde yardım etmek üzere yeni bir maceraya koyuluyor. Roman, mahalleleri rant hırsıyla birer birer beton yığınına çevrilen İstanbul'un devcil binalarının arasında, sıkışık trafiğinde ve acımasız iş dünyasında geçiyor. Memleketimizden, yıkılan kent ve ayrı dünyalardan insan manzaraları eşliğinde gelişiyor. Kentsel dönüşüm adı altında dönen dolaplar, para ve siyasetin kirli işbirliği götürüyor parmakları tetiğe bu kez. Oker'le “Sen Ölürsün Ben Yaşarım”ı konuştuk.
- Kentsel tahribatın insanlar ve siyaset üzerindeki tahribatla birebir ilerlediği, peteğinde çürüşen, yozlaşan toplum değerlerine ve sosyal tespitlere çok daha dikkat kesilen bir roman Sen Ölürsün Ben Yaşarım. Polisiyeyi küresel

29 Ekim 2015 Perşembe

Perde Arkasından Fısıldamak: Cyrano de Bergerac

Cyrano De Bergerac aşkı ve fedakârlığı en iyi anlatan tiyatro metni olmasına rağmen 2000’lerin “Ben” merkezli dünyasında ütopyadan ibarettir.

Cyrano de Bergerac
 
CYRANO DE BERGERAC
YAZAN: Edmond Rostand
YÖNETEN: Mehmet Birkiye
ÇEVİREN: Sabri Esat Siyavuşgil
DRAMATURG: Başak Erzi
MÜZİK: Tolga Çebi
SAHNE TASARIMI: Barış Dinçel
IŞIK TASARIMI: Murat İşçi
KOREOGRAFİ: Alpaslan Karaduman
EFEKT: Ersin Avşar
MAKYAJ: Derya Ergün
OYUNCULAR: Yiğit Sertdemir, Ayşecan Tatari, Tanju Girişken, Özgür Dağ, Cem Karakaya, Murat Bavli, Çiğdem Gürel, Cem Uras

Cyrano kılıcı, şairane konuşmaları ve burnuyla ün salmış bir silahşördür. Bir temsil sırasında

24 Ekim 2015 Cumartesi

Dahi Bir Polisiye Yazarı: Agatha Christie


Dahi Bir Polisiye Yazarı: Agatha Christie

20. yüzyılın en iyi polisiye yazarlarından biri, İngiliz yazar Agatha Christie ile ilgili bilgileri derledik.

Tam adı Agatha Marry Clarissa Miller Christie Mollowan olan yazar, Hercule Poirot karakterinin yaratıcısıdır. Yazar aynı zamanda Mary Westmacott takma ismi ile aşk romanları da yazmıştır. Ama ona ününü sağlayan, yazdığı 80 polisiye romanıdır.
Küçük yaşlarından beri okumayı çok seven Agatha Christie, dislektik olmasına rağmen

7 Yazar Ve Eseri

Keşke Okusaymışım Diyeceğiniz 7 Yazar Ve Eseri

Eğer Okumadıysanız Ve Kitap Okumaya İhtiyacınız Varsa Okunması Gereken Yazar ve Kitapları

1. Oğuz Atay Tutunamayanlar

Oğuz Atayın Tutunamayalar adlı romanını anlatmaya ne kelimler yeter nede ifadeler. Okurken ben kitabı daha önce niye okumadım dedirtecek bir eser. İnsanın hayatının akışına etki eden çok harika bir eser.

13 Ekim 2015 Salı

Dilek Neşe Açıker’in yeni romanı “Gündüz Kelebeği”


[Haber görseli]Evladıma Miras Bu Sevda ve Denizin Hikâyesi kitaplarından da tanıdığımız yazar Dilek Neşe Açıker bu kez “Gündüz Kelebeği” isimli romanı ile karşımızda. Yitik Ülke Yayınları’nca yayımlanan roman, 80’li yıllarda başlayan ve günümüze kadar gelen bir hikâyeyi okuyucu ile buluşturuyor.
Sislere gömülen bir ada, Samatya ‘da bir kahve ve kusursuz görünen evlerin kalın duvarları arasına gizlenen hayatlar... Gündüz Kelebeği, farklı nedenlerle sessizliği seçen karakterlerin birbiri içine geçmiş hayatlarını, çelişkilerini ve değişimlerini anlatan bir roman.
Sevdiği adam uğruna sessizliği seçen İnci, paranoyaları ve tutkuları arasında "düzen" dediği hayatı sürdürmeye çalışan Fuat, yolunu kaybeden Ali, yıllar boyu sırlarla yaşamanın ağır yükünün acısını sevdiği herkesten çıkaran Mukaddes. Her biri iyi ile kötü arasındaki sınırı aşmamak için mücadele ederken yenilen yalnız insanlar.
“Gündüz Kelebeği”, Dilek Neşe Açıker, roman, 326 sf,  Ekim 2015, Yitik Ülke Yayınları, 22 TL
DİLEK NEŞE AÇIKER
3 Ocak 1972’de İstanbul’da doğan yazar Dilek Neşe Açıker 1995 yılın İ.T.Ü. Türk Musikisi Devlet

28 Eylül 2015 Pazartesi

Slavoj Žižek “Hiçten Az”


“Hiçten Az”, politika hakkında çok fazla konuşan, sinema, edebiyat ve sanatın her dalına dair söyleyecek çok fazla sözü olan, söylemleriyle, girdiği tartışmalarla magazinin bir parçası, bir pop ikonu haline getirilmeye çalışılan bir felsefecinin, hiç de değişmeden, yürüdüğü yoldan başka bir yere sapmadan, takıntılarından vazgeçmeden kendini tekrar hatırlatma eseri. Cem Tunçer'in değerlendirmesi...
[Haber görseli]Slavoj Žižek'ten “Hiçten Az”
Hegel, Lacan ve diğer ölümcül şeyler
Şüphesiz Žižek çağımızın en önemli, en provokatif, en “yamuk bakan” düşünürü. Yazdığı, söylediği, konuştuğu her şey artık olay olan, özel hayatıyla bile gündeme sıkça gelen bir tuhaf adam. Fikirleri ve açıklamalarıyla felsefeye yön veren, Fransız post-yapısalcı felsefeciler; Foucault, Derrida, Deleuze ile adı bir anılan, kıta felsefesi, edebi ve kültürel incelemeler, sinema eleştirisi gibi alanlarda adını

E. M. Cioran’dan “Gözyaşları ve Azizler”


[Haber görseli]E. M. Cioran’dan “Gözyaşları ve Azizler”
Yeniden doğan Cioran
Dünyada iz bırakan fikir insanlarının, bu noktaya büyük acılardan geçerek geldiğine dair bir kabul var. Elbette bunun doğruluğu ya da yanlışlığı tartışılır. Ancak var olan kötülüğe kafa yoran pek çok fikir insanının, acı çektiği ve oradan hareketle zemini sağlam düşünceler ürettiği âşikâr. Kısacası bu bir döngü; acıdan düşünce üretmek, fikir üretirken acı çekmek… 
Emil Michel Cioran’ın “kanlı şaka” dediği ve kötülüğün yinelenmesine dayanan yaşamda insan, hem çarmıha gerilir hem de karşısındakini çarmıha germek için can atar. Cioran’ın bu bakış açısı, ilk anda çok karamsar görülebilir, belki de öyle. Peki, Cioran buraya nasıl varmış olabilir? Onun bunalımlı ve melankolik hali, aynı zamanda insanın başına gelenleri yerli yerine oturtma anlamında bir çıkış noktası yakalamasını sağlar. Yani Cioran’ı gamlı bir bilge yapanın, yaşadığı acılar olduğu ortaya çıkar.
Cioran, insanın karanlık ve gerçek tarafına eğilmeyi tercih ediyor. Acıya yukarıdan bakanları bir köşeye koyup onların yaptığının tersine seviyeyi eşitleyerek duruma eğiliyor. Onun yüzündeki tuhaf gülümseme de bundan kaynaklanıyor; acıyı anlamak, kuşkulu bir tebessümü de doğuruyor.
Hayatı anlaşılmaz kılan herkese ve her şeye (din, ideoloji, siyaset vb.) karşı tavır alan Cioran, eşyanın krallığını da reddediyor. Kayıtsızlığın sularında özgürce yüzen Cioran’ın narsist bir tavır takındığı düşünülebilir ama aslında kendi gerçekliğini kurmaya çabalıyor. Önemsediği “şimdi”, onun bitiremediği cümlelerinin; anlatımını noktalayıp rahata eremeyişinin başta gelen nedeni. Bu durum, Cioran’ı dikkatle okuyanlarda ister istemez gerilim yaratır çünkü yazdığı her satırda kara mizahla dolu bir öfke patlamasıyla yüzleşiriz ve bu, Cioran’ın çıkış noktasını oluşturur. Ona göre gerçek filozof ve sanatçıları da benzer bir öfke besler.
Cioran’ın kullandığı öfkeli, acı dolu ve mizahi dil, aslında insanları uyandırmayı, farkındalık yaratmayı ve

Carol Dyhouse'dan “Gösteriş – Kadınlar, Tarih, Feminizm”



[Haber görseli]Carol Dyhouse'dan “Gösteriş – Kadınlar, Tarih, Feminizm”
Gösteriş: Ataerkil tuzağa düşüşün simgesi mi, yoksa bir başkaldırı mı?
Britanyalı sosyal tarihçi Carol Dyhouse “Gösteriş” başlıklı bu kitabında dikkatini kadınlığın, kadın bedeninin kamusal alanda sergilenmesine çeviriyor. Yüz yıl içerisinde ünlü olmuş şarkıcı ve aktristlerin ikonik fotoğraflarıyla, eski reklamların afiş ve metinleriyle, bahsedilen dönemleri yansıtan fotoğraf ve görsellerle donatılmış kitap, bakışını 20. yüzyıla ve tüketim çağı kültürüne odaklayarak kadın kimliğinin tarihsel gelişiminin incelenmesine katkıda bulunuyor.
Feminizm ve sosyo-kültürel tarih üzerine çalışmalarıyla tanınan Carol Dyhouse’un ses getiren kitabı Gösteriş - Kadınlar, Tarih, Feminizm, geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Kitap, ismiyle müsemma, daha kapağından başlayan bir cezbedicilikle karşılıyor okuru ve bir zaman tüneline daldırıveriyor. Sussex Üniversitesi’nde tarih profesörü olan Dyhouse yolculuğu 1900’lerden başlatarak 90’lı yılların sonuna doğru ilerletirken biz de “Gösteriş ne menem bir şeymiş!” diyerek yüksek tempolu bir okuma serüvenine girişiyoruz.
Şaşaa, debdebe, ihtişam… Gösteriş yerine belki de bu kelimelerden birini seçebilirdik. İngilizcedeki (ve aynı zamanda kitabın orijinal adı olan) glamour kelimesi için ilk bakışta hepsi de uygunmuş gibi gözüküyor. Glamour, bugüne kadar üzerine özellikle düşünmemiş olanlar için olumlu bir çağrışıma sahipken Türkçede gösteriş daha olumsuz şeyleri çağrıştırıyor; caka satmayı, gösteriş yaparak görgüsüzlüğünü dışa vurmayı, sonradan görmeliği akla getiren anlamlara da sahip. Ancak Carol Dyhouse, hem gösteriş kelimesinin işaret ettiği anlamın hem de gösterişin içeriğinin onyıllar içinde ne kadar değiştiğini gösteriyor bize. Okudukça anlıyoruz ki, ne ABD’de ne de Britanya’da gösteriş her zaman olumlu karşılanmış. Gösterişin buralarda da “klas olmayan”la, “kafa tutan”la, “dikkat çekmeye çekinmeyen”le bir bağlantısı var. Ve elbette, konu gösteriş olunca odağa yerleştirilmiş olan kadınlar var, lüks var, tüketim var.
MODERN GÖRÜNMEK, İFFETSİZ BULUNMAK
Yoğun bir sanayileşmeyle birlikte, -başta İngiltere olmak üzere- bütün Avrupa, şehirlere yönelen göç dalgaları,

2 Eylül 2015 Çarşamba

Josephine Tey'den “Zamanın Kızı”


[Haber görseli]Josephine Tey'den “Zamanın Kızı”
'Tarih Palavradır!'
Zamanın Kızı, ilk baskısını 1951 yılında yapmış ve yazarı Josephine Tey’in dedektif kahramanı Alan Grant’ın maceralarını anlattığı beşinci kitabı.
Josephine Tey’in asıl ismi Elizabeth Mackintosh, 1896 -bazı kaynaklara göre 1897- yılında doğmuş, roman ve oyun yazarı. Çoğunlukla romanlarında Josephine Tey oyunlarında ise Gordon Daviot takma adını kullanıyor. Tey, gazeteciler, fotoğrafçılar ve söyleşilerden kaçınan biri olduğundan hakkında bilinenler daha çok arkadaş çevresinden öğrenilenlerle sınırlı.
Zamanın Kızı’nın kahramanın Alan Grant adlı bir Scotland Yard dedektifi. Grant ilk defa 1929 yılında Kuyruktaki Adam (The Man in the Queue) romanında ortaya çıkıyor. Bu ilk kitap, polisiye kurgu açısından da ilginç çünkü cinayet bir tiyatro kuyruğunda, yani herkesin gözü önünde işleniyor. Zamanın Kızı, yukarıda da belirttiğim gibi Tey’in, Alan Grant’in maceralarını anlattığı serinin beşinci kitabı. Serinin diğer kitapları ise şunlar: 1936’da A Shilling for Candles (Bir Şilinlik Mumlar- bu eser aynı zamanda Alfred Hitchcock’un Yound and Innocent (Genç ve Masum) filmi için de esin kaynağı oluyor.) 1950’de Aşka ve Bilgeliğe Dair (To Love and Be Wise) ve 1952’de Şarkı Söyleyen Kumlar (The Singing Sands).
Zamanın Kızı’nı polisiye edebiyat tarihi açısından önemli kılan unsurlardan biri Tüm Zamanların En İyi Yüz Polisiye Romanı arasında ilk sırayı alması. Bu seçimi yapanlar ise İngiltere merkezli Polisiye Yazarları Birliği. Birlik 1953'te John Creasey tarafından kurulmuş ve şu anda yaklaşık yedi yüz üyesi bulunmakta. Birlik yazarları bu seçimi 1990'da yapıyor. Benzer bir girişim beş yıl sonra Amerikan Polisiye Yazarlar Birliği tarafından yapılıyor ve oranın birincisi Sir Arthur Conan Doyle ve Sherlock Holmes. Her halükârda kazanan İngilizler.
TARİH VE GERÇEKLİK İLİŞKİSİNİN SORGULANIŞI
Zamanın Kızı, tarih ve gerçeklik ilişkisini sorgulayan hatta bizzat tarihyazımıyla alay eden bir roman. Dedektifimiz Alan Grant, serinin bu beşinci kitabında son macerasındaki bir takip olayı sırasında yüksekten düşmüş ve yatalak haldedir. Hastanedeki odasında günlerini çoğunlukla tavandaki şekillerden anlamlar çıkarmaya çalışarak geçirir. İşte tam bu sırada yakın arkadaşı aktris Marta onun yüzlere olan ilgisini bildiğinden Grant’a çeşitli portrelerden oluşan bir resim serisi getirir. Bu yüzler arasında özellikle III. Richard’a ait olanı Grant’ın çok ilgisini çeker. Richard hakkında bildiği kardeşinin iki küçük çocuğunu acımasızca öldürttüğü, saltanat sürdüğü dönemdeki despotluğu gibi söylemler, Grant’ın gördüğü yüz ve bu yüzün onda uyandırdığı etki

Slavoj Žižek'ten “Hiçten Az” ölümcül şeyler

Slavoj Žižek'ten “Hiçten Az”

“Hiçten Az”, politika hakkında çok fazla konuşan, sinema, edebiyat ve sanatın her dalına dair söyleyecek çok fazla sözü olan, söylemleriyle, girdiği tartışmalarla magazinin bir parçası, bir pop ikonu haline getirilmeye çalışılan bir felsefecinin, hiç de değişmeden, yürüdüğü yoldan başka bir yere sapmadan, takıntılarından vazgeçmeden kendini tekrar hatırlatma eseri. Cem Tunçer'in değerlendirmesi..
[Haber görseli]Slavoj Žižek'ten “Hiçten Az”
Hegel, Lacan ve diğer ölümcül şeyler
Şüphesiz Žižek çağımızın en önemli, en provokatif, en “yamuk bakan” düşünürü. Yazdığı, söylediği, konuştuğu her şey artık olay olan, özel hayatıyla bile gündeme sıkça gelen bir tuhaf adam. Fikirleri ve açıklamalarıyla felsefeye yön veren, Fransız post-yapısalcı felsefeciler; Foucault, Derrida, Deleuze ile adı bir anılan, kıta felsefesi, edebi ve kültürel incelemeler, sinema eleştirisi gibi alanlarda adını sıkça duyduğumuz ve duyacağımız biri.
Daha çok, popüler kültüre dair Lacancı okumalarıyla anılan Žižek, felsefeci kimliğinin yanı sıra siyasi kimliğiyle de öne çıkıyor: O bir Marksist. Gezi Direnişi'nden Irak işgaline, 11 Eylül’den Holokost’a, global ekonomik krizlerden Charlie Hedbo saldırılarına dair görüşleri dilden dile dolaşırken yaşanan herhangi bir olağanüstü durumda gözler hemen ona çevriliyor ve bize doğru yolu göstermesi, şimdi yapmamız gereken şeyin ne olduğu gibi bir takım cevaplar bekleniyor kendisinden. Her konuda fikir sahibi olması, kendisine sorulan her soruya cevap vermesi kimi zaman başına iş açıyor olsa da Žižek’in vazgeçemeyeceği tek bir şey var: Konuşmak. Astra Taylor’ın 2005 tarihli belgeseli “Žižek!”te, ünlü düşünür bu konudan da bahseder ve en büyük korkusunun konuşmayı bir an bırakması halinde tüm insanların içinde bir şey olmadığını görebilecek olmasına değinir. Bu yüzden sanki içinde boşluk dışında bir şey olmayan biriymiş gibi davranır ve her zaman hiperaktiftir; sadece insanları büyülemek ve dolu olduğuna ikna

Nilüfer Kuyaş'tan “Karasevda Kitabı”

[Haber görseli]Nilüfer Kuyaş'tan “Karasevda Kitabı”
'Hasta değil, hayata yanığız!'
Kendinizi, sevdiğiniz birini kaybetmiş kadar yalnız mı hissediyorsunuz, dünyada kalan son insanmışsınız gibi? Bazen akıl almaz bir coşkuyla köpürüp kanatlanıyor mu ruhunuz ya da hüzünden zevk almaya mı başladınız? Meraklanmayın. Melankoliye kapıldınız. Hastalık değil. Olağan insanlık hali. Karasevdaya tutuldunuz. İlle âşık olmanız gerekmiyor, doğuştan âşıksınız çünkü. Melankoli bir hastalık mı yoksa bir güzelduyu mu? İnsan hüzünlenmeyi arzular mı? Sınırı belirsiz, kapısız penceresiz bu karasevda ülkesine herkes girebilir mi yoksa hepimiz başından beri "içeride" miyiz? ”Karasevda Kitabı” tüm bu sorulara odaklanan, yanıtlarını geçmişten günümüze vermeye uğraşan bir çalışma, bir melankoli güzellemesi. Nilüfer Kuyaş'la “Karasevda Kitabı”nı konuştuk.
- Her şey nasıl başladı?
- İçimdeki melankolik özneyi anlamak isteğiyle.
- Senin deyişinle neden “deli bir iştahla” yazdın, motivasyonun neydi? 
- Karasevda Kitabı'nı deli bir iştahla yazdım çünkü melankoli insanın hayatı çok sevmesinden ileri gelen bir ruh köpürmesi. Aristoteles bile böyle tanımlıyor melankoliyi, daha antik çağda. Melankolide deli, coşkulu, aynı zamanda gölgeli bir yan var. Melankoliyi insanın gölge tarafı diye tanımlıyorum ben de. Bir karaltı, bir "koyultu". Kitabı yazarken icat ettim bu koyultu sözcüğünü. "Işıltı"yla kardeş. Biri olmazsa öteki de olmaz. Evrendeki kara madde gibi biraz. Karanlık olmadan ışık da olmuyor. Melankoli karanlık tarafımız, bir de aydınlık tarafımız var. İkisi dengedeyse hayatın tam tadını çıkartıyoruz. Biri fazla ağır basarsa manik depresif oluyoruz. Kitabın pratik mesajı da bu: Melankolinizle tanışın, dost olun, oynayın, sizi yaratıcılığa ve farkındalığa taşısın, böylece depresyondan uzak durursunuz.

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Josephine Tey'den “Zamanın Kızı”


[Haber görseli]Josephine Tey'den “Zamanın Kızı”
'Tarih Palavradır!'
Zamanın Kızı, ilk baskısını 1951 yılında yapmış ve yazarı Josephine Tey’in dedektif kahramanı Alan Grant’ın maceralarını anlattığı beşinci kitabı.
Josephine Tey’in asıl ismi Elizabeth Mackintosh, 1896 -bazı kaynaklara göre 1897- yılında doğmuş, roman ve oyun yazarı. Çoğunlukla romanlarında Josephine Tey oyunlarında ise Gordon Daviot takma adını kullanıyor. Tey, gazeteciler, fotoğrafçılar ve söyleşilerden kaçınan biri olduğundan hakkında bilinenler daha çok arkadaş çevresinden öğrenilenlerle sınırlı.
Zamanın Kızı’nın kahramanın Alan Grant adlı bir Scotland Yard dedektifi. Grant ilk defa 1929 yılında Kuyruktaki Adam (The Man in the Queue) romanında ortaya çıkıyor. Bu ilk kitap, polisiye kurgu açısından da ilginç çünkü cinayet bir tiyatro kuyruğunda, yani herkesin gözü önünde işleniyor. Zamanın Kızı, yukarıda da belirttiğim gibi Tey’in, Alan Grant’in maceralarını anlattığı serinin beşinci kitabı. Serinin diğer kitapları ise şunlar: 1936’da A Shilling for Candles (Bir Şilinlik Mumlar- bu eser aynı zamanda Alfred Hitchcock’un Yound and Innocent (Genç ve Masum) filmi için de esin kaynağı oluyor.) 1950’de Aşka ve Bilgeliğe Dair (To Love and Be Wise) ve 1952’de Şarkı Söyleyen Kumlar (The Singing Sands).
Zamanın Kızı’nı polisiye edebiyat tarihi açısından önemli kılan unsurlardan biri Tüm Zamanların En İyi Yüz Polisiye Romanı arasında ilk sırayı alması. Bu seçimi yapanlar ise İngiltere merkezli Polisiye Yazarları Birliği. Birlik 1953'te John Creasey tarafından kurulmuş ve şu anda yaklaşık yedi yüz üyesi bulunmakta. Birlik yazarları bu seçimi 1990'da yapıyor. Benzer bir girişim beş yıl sonra Amerikan Polisiye Yazarlar Birliği tarafından yapılıyor ve oranın birincisi Sir Arthur Conan Doyle ve Sherlock Holmes. Her halükârda kazanan İngilizler.
TARİH VE GERÇEKLİK İLİŞKİSİNİN SORGULANIŞI

11 Temmuz 2015 Cumartesi

Fantastik Orta Dünya (fantastic middle earth) Fantastik Edebiyat Bilim Kurgu: “Edebiyatın İzinde: Fantastik ve Bilimkurgu”

Fantastik Orta Dünya (fantastic middle earth) Fantastik Edebiyat Bilim Kurgu: “Edebiyatın İzinde: Fantastik ve Bilimkurgu”: Gerçeklikten sakınınız! 2013’te, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde “Türkçe Edebiyatın Hayalperver Çocuğu: Fantastik ve Bilimkurgu Edebiy...[Haber görseli] Fantezi Dünyası - Fantastik Resimler - Fantastic Pictures * Orta Dünya,Bilimkurgu,Mitoloji ** Science Fiction - Middle-earth

Chuck Palahniuk'tan “Bir Haz Markası-Beautiful You”


Chuck Palahniuk'tan “Bir Haz Markası-Beautiful You”
Şefkatsiz bir seks mi, vasat bir sevgi mi?
Fetişleştirilen haz duygusunun peşinde koşan yüz binlerce kadın. Öfkeli erkekler, aşkın ötesinde zevklerin peşinde bir adam ve genç bir kadın. Absürd bir dünyada kadının iç sesine çığlık attıran usta yazar Chuck Palahniuk. “Bir Haz Markası-Beautiful You”, cinselliği altüst eden kurgusuyla okuru kara bir ütopyaya davet ediyor.
Penny Harrigan küçük bir kasabada büyümüş. Üniversitede cinsiyet sosyolojisi okuyup daha sonra da iki yıl hukuk eğitimi almış. Üniversite bitince hayallerinin şehri New York’ta Broome and Brillstein’da stajyer olarak çalışmaya başlamış. Buraya kadar her şey normal. Penny, örneklerine sıkça rastladığımız bir şekilde stajyer eğitimini sürdürüyor. Kahve taşıma, sandalye bulma, getir götür işleri, azarlanma, aşağılanma ve ötesi… 
Penny’nin hayatı o getir götürlerden birinde sakarlığı tutup tepsiyle birlikte dünyanın en zengin adamlarından birinin önüne düşünce değişiyor. Cornelius Linus Maxwell, Penny’yi hemen o akşam yemeğe davet ediyor ve bizim Nebraskalı kızımız için olağan dışı günler başlıyor çünkü hemen ertesi gün gazetelerde haberlerini görüyor. “Gıcık’ın Külkedisi!” Neden böyle diyorlar peki? Penny, Max’le karşılaştırılamayacak kadar yoksul. Küçücük evini iki kız arkadaşıyla paylaşıyor, zorlukla geçiniyor. Günümüzün standartlarına göre kilosu fazla ve görece çok da güzel değil. Tırnak içindeki standartların altında görünüşü, parası ve statüsü var. Bu da onu sevgilisinin yanında Külkedisi’ne dönüştürüyor.
Aslında o masal, paranın “en temiz” hayallerinden birini kurduruyordu tüm genç kızlara. Zavallı Külkedisi’ni üvey

Ali Deniz Uslu'nun yeni kitabı 'Karganın Duyduğu'


[Haber görseli]Karganın Duyduğu acı bir farkındalık, vazgeçiş ve yoldan çıkma kitabı. İçsel olduğu kadar tümevaran, teşhis koyan ama şifayı vermeyen türden. Çünkü zehir ile panzehiri ayıranın doz olduğunu bilenler için. Yazar Ali Deniz Uslu gündelik hayatın ve sistemin uyuşturduğu şehirlilerin kurulu düzenlerinde bir delik açmayı deniyor. Şiir, düz yazı, aforizma ve sayıklamalarla ilerleyen kitapta farklı anlatım biçimleri dans ediyor. Rahatsız ve tedirgin edici ama samimi bir üslup ile yapıyor bunu Uslu. Karganın Duyduğu yedi bölüm ile okuyucu karşılıyor. Her bölüm sanatçı Volkan Diyaroğlu’nun eserleriyle açılıyor.

10 Haziran 2015 Çarşamba

Doctor Who öyküleri


[Haber görseli]On bir yazardan Doctor Who öyküleri
Doktor yeni maceralarla kütüphanenizde
Doctor Who’nun sadık izleyicileri Whovian’ları -kendilerine bu şekilde hitap ediyorlar- kısa bir süre bekletip yüzümü dizi hakkında fazla bilgisi olmayanlara dönmek istiyorum.
Guinness Rekorlar Kitabı’na “En uzun süren televizyon dizisi” olarak girmeyi başarmış, Kasım 2013’te ise ellinci bölümü tüm dünyada aynı anda yayınlanmış efsanevi bir İngiliz dizisi DoctorWho.
Öyle efsaneleşmiştir ki dizinin en önemli karakterlerinden TARDIS -Türkçe açılımı, uzaydaki zaman ve izafi boyut- isimli zaman makinesi popüler kültürün önemli parçalarından biri olmuştur. Bir kulübeye gibi görünür ama aslında içinde uyuma, inziva ve kontrol odalarının, büyük bir kütüphanenin olduğu kocaman bir dünyadır. Söze başlarken TARDIS için “karakter” dememin sebebi ise kendisinin bir zekâsı ve kişiliği olmasından geliyor. “İngiltere’de insanlar, içi dışından büyük görünen herhangi bir şeyi anlatmak istediklerinde ‘TARDIS gibi’ derler” diyerek gündelik yaşamda olduğu yerin de altını çizmiş olayım.
Konuyu dağıtmadan biraz geri saralım ve dizinin ne anlattığına dair bir çerçeve çizelim: Dizi, Doktor olarak bilinen, dünyaya ve dünyalılara karşı duyduğu bir sempati nedeniyle evrenin hep bu kısmında takılan, türünün son temsilcisi olan bir zaman lordunun maceralarını anlatır. Doktor ve arkadaşları TARDIS ile zamanda ve evrende yolculuk yapar, türlü maceralara girer ve dünyayı yok etmeye

Tehdit Vektörü


[Haber görseli]Tehdit Vektörü’nde okurlar, Kampüs isimli gizli örgütle birlikte Amerikan istihbarat dünyasının düşmanlarına karşı verdiği savaşa, bilgisayar korsanlarının akıllara durgunluk verecek siber faaliyetlerine, göklerde F16’ların nefes kesen mücadelelerine tanıklık ediyor.

Bu arada, Oval Ofis’e dönen Başkan Jack Ryan’ın aklına ve cesaretine her zamankinden fazla ihtiyaç var. Ülke içi siyaset ve ekonomik güçlükler, Çin’deki iktidarı bir felaketin eşiğine sürüklemiş durumda. Üstelik güçlerine güç katmayı isteyenler, uzun zamandır arzu ettikleri Tayvan’a saldırma fırsatını da değerlendirmeye kararlılar. Bunu yaparken ada halkını Çin’in yağmasından koruyan Amerika’ya da saldırmaya hazırlar.
Bu kez, iki büyük güç nihai yüzleşmeye her zamankinden fazla yaklaştığında, Başkan Ryan elinde kalan son çılgın koz olan Kampüs’ü kullanmak zorunda. Ne var ki, dünya savaşın yıkımına uğramadan evvel, sırları ortaya dökülmek üzere olan örgüt üyeleri mücadeleye girme fırsatı bulabilecekler mi?
Tehdit Vektörü’nde, okurun sayfaları elinde olmadan çevireceği, hatta uykusunda bile çevirmeyi sürdüreceği bir macerayla, Tom Clancy askeri olaylar ve uluslararası entrikalar konusuna ne kadar hâkim olduğunu ispatlıyor.

592 sayfalık kitap, Mayıs ayından itibaren tüm kitabevlerinde satışa sunuldu.

Tom Clancy kimdir?

Lütfiye Pekcan'ın ilk romanı '3 Kadın 1 Ölüm 1 Sır'


[Haber görseli]3 Kadın 1 Ölüm 1 Sır, Yasemin, Zeynep ve Didem’in hayatın tüm acımasızlığına karşı verdiği sıkı bir mücadele.
Aşk, evlilik, aldatma, entrika, cinayet ve sırlarla dolu bu mücadele, sadece Yasemin, Zeynep ve Didem’in değil, milyonlarca kadının bu coğrafyada var olma çabası.
Lütfiye Pekcan romanıyla milyonlarca kadının mutluluğu arama ve varolma savaşına pencere

“Kör Topal Giden Bilim”


ALiYE YÜCEL
ENGELOJİ 
Engellilik maalesef yanlış biliniyor, engelliler yanlış tanınıyor... Engeloji, bunu doğru anlatma amacıyla yazılmış bir kitap...
Kitap engelli ve engelsiz herkese sesleniyor. Bu nedenle konuları araştırılarak, özenle ve günceli yakalayarak seçilmiş... Kitapta okuyacağınız metinler Aliye Yücel'in 2011 ile 2014 yılları arasında blogunda yayınlanan yazılardan oluşuyor.

Jeffrey Eugenides'in romanı "Middlesex"


[Haber görseli]Jeffrey Eugenides'in romanı "Middlesex"
Bir genin destansı dile gelişi
Sonda söylenmesi gerekeni en başta söyleyip; Middlesex'in, okuru kendine davet eden, dahası, farklılığıyla kendini okumaya zorlayan bir roman olduğunu söylemeliyim. İlk cümlesi bile genel şartlarda korkutucu olabilecek altı yüz sayfalık bir romanın dünyasına oldukça merak uyandıran, davetkâr bir giriş niteliğinde: "Ben iki kez doğdum..."
2003 Pulitzer Edebiyat Ödülü sahibi Jeffrey Eugenides'in, kendisine ödülü getiren romanı Middlesex, işte böyle bir cümleyle açılıyor. Bu iki kez doğuşun ne demek olduğuna ve hangi

20 Nisan 2015 Pazartesi

Çöp Adada Küçük Bir Denizkızı – Vagelis İliopulos



cop-Adada-Kucuk-Bir-Denizkizi

Çevremizin Öyküsü, çocukları gezegenimizin büyük sorunlarıyla ilgili bilgilendirerek onların bugünün ve yarının çevre bilincine sahip, doğa dostu bireyler olmalarına katkı sunmayı amaçlayan bir kitap dizisidir. Her kitap, önemli bir çevre sorununu bir öykü ve pedagojik tasarıma sahip etkinliklerle birlikte ele alıyor. Öyküler ve etkinlikler

Alerjiye Son – Barbara Hendel




Alerjiye-Son

Son yıllarda alerjilerin çok yayıldığını, arttığını hepimiz görüyor ve daha da önemlisi doğrudan yaşıyoruz. Bilindik tıbbın bu hastalıkları tedavi yöntemi semptomların baskılanmasından öteye gitmemektedir. Ama bu durumda da giderek daha çok hasta yan etkiler nedeniyle bu tedavi yöntemlerinden uzaklaşmakta ve alerjiye son vermek için

Küçük Siyah Yas Kitabı – Nil Gün



Kucuk-Siyah-Yas-Kitabi

Boşanma, terk edilme, ihanet ile gelen ayrılık…
Sevdiklerinizi kalp krizi, kaza, cinayet, intihar gibi ani ölümlerle kaybetmek…
Sevdiğinizin veya kendinizin başına kazayla, hastalıkla gelen uzuv ya da işlevsellik kaybı…

Yeniden Sevmek – Seryal Dinçer




Yeniden-Sevmek

Kendimizi tanımadan ne doğru bir ilişkiyi kendimize çekebiliriz, ne de doğru bile olsa bir ilişkiyi elimizde tutabiliriz. Astroloji kendini tanıma yolunda binlerce yıldır insanlığa hizmet eden çok değerli bir öğretidir. Gerçek

Susanna Kearsley – Kış Denizi E-Kitap İndir

 Susanna Kearsley – Kış Denizi E-Kitap İndir

Tarih bir yazarın sayfalarında tekrar canlanıyor… 1708 baharında, I. James yanlısı Fransız ve İskoçlardan oluşan bir işgalci ordusu, sürgün edilmiş James Stewart’ı tahtı geri alması için ülkeye getirmeyi neredeyse başarmıştı.Günümüzde bir yazar olan Carrie McClelland ise bu hikâyeyi bir sonraki çok satan romanı yapmayı düşünüyordu. Slains Kalesi’nin gölgesine yerleşerek, kendi soyundan olan bir kadın kahraman yaratıp yazmaya başladı.

Ancak romanının kurgudan çok gerçek olduğunu keşfettiğinde Carrie kalıtsal bir hafızayı tecrübe edip etmediğini düşünmeye başladı. Eğer bu gerçekse, Carrie yıllar önce yaşanan bu ihanetin perde arkasında yatanları bilen tek kişi olacaktı.
Ve bu bilgi onu neredeyse yok edecekti.

Sayfa Sayısı: 464
Baskı Yılı: 2014
Dili: Türkçe

E-Kitap - E-book :kitap özetleri, kitap özeti, yeni çıkan kitaplar, romanlar, hikayeler, biyografiler, kitap oku, bedava kitap

‘Alice Harikalar Diyarında’ yeniden yayımlandı.


‘Alice’in 150 yıllık evrimi

‘Alice Harikalar Diyarında’ çizimleri İngiliz yazar ve ressam Anthony Browne tarafından yorumlanarak yeniden yayımlandı
Charles Lutwidge Dodgson’ın unutulmuz kitabı “Alice Harikalar Diyarında”, resimleri İngiliz çocuk kitapları yazarı ve ressam Anthony Browne tarafından yorumlanarak İngiltere’de yeniden yayımlandı. İlk yayımlanışının 150. yılı nedeniyle ortaya çıkarılan kitap, orijinal metnin üzerine Browne tarafından yapılan resimlerle hazırlandı.

Nermin Yıldırım'ın yeni romanı: "Unutma Dersleri"


Nermin Yıldırım'ın yeni romanı "Unutma Dersleri"; edebiytta da, sinemada da çok işlenen unutmak fikri üzerine kurulmuş bir hikâye. Romanı farklı bir yere koyan ise yazarın, anlattığı hikâyeyi psikolojik bir rotanın izleğinde götürüp, distopik sapaklara uğratması
Haber görseliNermin Yıldırım'ın yeni romanı: "Unutma Dersleri"
'Unutmak kolay (mı) demiştin?'
"Hafıza aslında eski, hem de çok daha eski bir dost, ama kimi zaman zalim bir hasma dönüşebiliyor." (Romandan)
Türkçeye Sil Baştan olarak çevrilen, orijinal adı ise Eternal Sunsihne of the Spotless Mind olan filmi duymayan, izlemeyen yok neredeyse. Hâlâ öyle mi bilmiyorum ama film bir dönem, özellikle de vizyona girdiği 2004'ten çok kısa bir süre sonra; tüm acılı âşıkların, hayattan yara almışların, yaşadığı berbat günleri unutmak isteyenlerin ulaşmak istedikleri nokta olmuştu. Çünkü filmde beraberliklerine dair tüm anıları sildirerek birbirlerinin hayatlarından çıkan ancak bu "ikinci hayat"larında da yolları bir şekilde dönüp dolaşıp kesişen bir çiftin hikâyesini anlatılıyordu. Bir aşk filmiydi izlediğimiz. Bir diğer yandan da kader kavramının incelikli sorgulanışından doğmuştu ancak takılınan nokta "hafıza sildirme", yani bir şekilde "unutmak" olmuştu.
Olmuştu çünkü bizim hem gücümüz hem de panzehirsiz zehrimiz olan hafıza ve ondan bir şekilde de olsa kurtulabilme fikri işlenişi ve yarattığı etkiyle gerçekten dikkate değerdi. Hal böyle olunca da aklına takılanlarla derdi olan ve bunları bir şekilde unutmak isteyen herkes, filmin müptelaları arasına girmişti. Film, biten her aşkın ardından kurulan masaların, dost sohbetlerinin vazgeçilmez mezesi arasına girdiğindeyse kabak tadı vermeye başladı. Filmle ilişkilerini tadında bırakanlar, bu söylediklerimi çok iyi anlar.
Az önce birkaç cümleyle de olsa bahsettiklerimden de anlaşılacağı gibi "unutmak" ya da

Ayhan Geçgin'in yeni romanı: “Uzun Yürüyüş”


Ayhan Geçgin kendine özgü dili ve dünyası ile dikkat çeken bir yazar. Onu “Kenarda” ile tanımıştık, ardından “Gençlik Düşü” ve “Son Adım” adını taşıyan romanları geldi. Şimdi ise “Uzun Yürüyüş”. Romanı, Sibel Oral değerlendirdi
Haber görseliYere abanan adımların dünyasında
Dante, “Büyük bir acı içinde bulunduğumuz zaman, yok olmayı vahşi bir zevkle düşünürüz,” diyor. Ayhan Geçgin’in son romanı Uzun Yürüyüş’ü okurken -daha doğrusu romanın kahramanının bazen arkasından bazen de yanından yürürken- birincil çabam onun yok olmayı bu denli istemesinin ardındaki nedenleri çözmeye, bunlar için kafa yormaya, her hareketi ve düşüncesinden bir ipucu yakalayıp içinde bulunduğu acıyı çözmeye çalışmak oldu. Evet, kendini bir şekilde yok etmeyi düşünen ve uzun bir yürüyüşe çıkan bir adamın roman boyunca, yürümesine, yol almasına tanık oluyoruz Geçgin’in metninde. Önce belirteyim; Uzun Yürüyüş okunup, sayfa sonunda biten ve rafa kaldırılacak bir metin değil. Bir kere okunan bir metin değil. Neden? Kendi adıma şöyle diyebilirim; ben okumadım, daha gün ağarmadan yola çıkan kahramanla birlikte son sayfaya kadar yürüdüm. Onu izledim. Bazen arkasından bakakaldım, bazen yetişmek için hızlandım, bazen de onunla yan yana yürüdüm. Bu yürüyüş sahiden uzun bir yürüyüştü ve varılacak somut bir varış noktası var mıydı yok muydu bilmiyordum. Geçgin, varacağı yeri yazarken biliyor muydu, pek fikrim yok, romanın kahramanının da yoktu. Ve somut olarak aslında vardığı bir yer de yok. Ve işin güzel yanı ise tüm bunların bir önemi yok. Çünkü bu yürüyüş kanaatimce insan olmanın bıkkınlığının üzerinden geçen, anlama ile anlamama duraklarında nefes kesen, varlığı sorgulayan, varoluşuyla saç saça, tırnak tırnağa geçen

Yalnızlaştırlmış bir dilin sesi: “Obabakoak”


Bernardo Atxaga, Baskça kaleme alıp İspanyolcaya da çevirdiği kitabı “Obabakoak”ta, gözlerden ırak bir Bask köyü olan Obaba’dan sesleniyor bize. Cem Tunçer'in değerlendirmesi..       
Haber görseliBernardo Atxaga'dan “Obabakoak”
Yalnızlaştırlmış bir dilin sesi
Baskça, herhangi bir dil ile akrabalığı ya da yakınlığı kanıtlanmamış izole bir dil. Günümüzde 600-700 bin kişiyi geçmeyen bir topluluk tarafından konuşulmakta. Hakim olduğu coğrafyalar gittikçe küçülen, kimi yerlerde ortadan kaybolan bu dil, günümüzden farklı olarak, tarihte yaşamın her alanında, baskın, kapsayıcı bir dil idi. Bu gerilemeye, ortadan kaybolmaya çeşitli unsurlar sebep gösterilse de Ibon Sarasola tarafından yazılan kitabın önsözündeki “Bask Edebiyatına Giriş” bölümünde, dili tecrit etme gayretlerinin ve medeniyetin uzağında kalmasının başlıca belirleyici unsurlar olduğunu belirtiyor.
Hal böyle olunca, yazılı değil sözlü edebiyat, çok zengin ve çeşitli örnekleri olmasa da, daha çok gelişiyor ve her zaman daha büyük ilgi görür Bask coğrafyasında. Yazar Atxaga “Yirmi üç yaşıma geldiğimde diktatörün yakmayı başaramadığı Baskça yazılmış tüm kitapları bitirmiştim” sözüyle, bizlere bu durumu açıklar. Obabakoak, Baskça edebiyatın uluslar arası camia tarafından kabul görüldüğü önemli kitaplardan; fakat bu aşamaya gelene dek sürdürülen dili ayakta tutmaya, yazınsal bir dil oluşturmaya yönelik çabaların hiç de kolay olmadığını, kitabın giriş bölümünde bizlere Sarasola aktarıyor.
Edebi bir dil oluşturmada, yazınsal dilin kendi içinde lehçelere ayrılmış olması, Bask edebiyatının çağdaş Avrupa edebiyatına ve ideolojik akımlara açılamaması gibi sorunlar, kültürel hareketlerle ve önde gelen entelektüellerin kuramsal gayretiyle yavaş yavaş aşılır. 70’lere gelindiğinde genel panorama pek olumlu olmasa da, yazı yazmaya adanmışlık ve sağlam iş disiplini gibi yazınsal