Translate

Deliler Kasabası

28 Kasım 2014 Cuma

“Güneş Hırsızları” bir seri başlangıcı olabilir mi?

 Doğu Yücel'in yeni kitabı “Güneş Hırsızları”nda öfke de var umutta. En karanlık öykülerine bile de ince bir mizah sızıyor.



“Gerçekliği eleştirmek için hiçbir tür bilimkurgu ve büyülü gerçekçilik kadar geniş olanaklar vermez” diyor Yücel ve ekliyor, “Okuyucuyu çekmek istediğim yer de tam olarak burası. Fahrenheit 451, 1984, Mülksüzler'in yazıldığı, okurların o kitaplarla uyanışa geçtiği ruh hali... Mizah ve hayal gücü bizim en büyük silahlarımız.”
Yazar Doğu Yücel, “Hayalet Kitap” ve “Varolmayanlar”ın ardından pusulasını yine öyküye

“Korkak Yiğitler”in yazarı Turgay Yılmaz’dan 'FELÇ'

 

Hayata Dönüş Operasyonu”, Türkiye'de cezaevlerindeki bazı tutuklu ve hükümlülerinin F Tipi hücre sistemine ve tecrit uygulamasına direnmek için 20 Ekim'de başlattıkları açlık grevi ve ölüm orucu

Alper Akdeniz’in kaleme aldığı “Atatürk’ün Kalbi” çocuk öyküsü


Dünyanın tüm çocuklarına adanan özel bir kitap: “Atatürk’ün Kalbi”

Alper Akdeniz’in kaleme aldığı “Atatürk’ün Kalbi” adlı çocuk öyküsü Potkal Kitap Yayınları’nca yayımlandı. Kitap 7 yaş ve üzeri herkese, çocuklara ve “çocuk kalanlara” hitap ediyor.
 
 
Yazar Gündüz Öğüt, kitap hakkında şunları fısıldıyor tüm okurlara, kitabın kapak arkası yazısında:
Şair, öykü ve oyun yazarı, senarist ve yönetmen yönleriyle tanıdığımız Alper Akdeniz'i bu kez

28 Eylül 2014 Pazar

"Yazmak Üzerine Notlar", Jules Renard'ın günlüğü



'Yaşamı git gide daha az anlıyorum'

Yazmaya girişen ve sonradan yazar mertebesine erişenlerin ettiği laflar ve kenara köşeye karaladığı notlar, zaman içinde değerlenip anlamını bulur. Tabii onlar önce gerçekten bulunmalı, gizlendiği yerden çıkarılmalı.
Günlük tutan, defter dolduran ve yazdıklarının dışına taşıp yan tarafa cümle düşenler, bunları genellikle okura ulaşsın diye yapmaz, hatta o sayfaların toplamı çoğu zaman bir akıl defteri olarak çekmecede veya el altında durur. Bu yüzden ortaya saçıldığında okur "beni ilgilendirmez" diyebilir, bu "özel" malzemeye yaklaşmayabilir. Ama tüm bunların bir hazine olduğu, en azından meraklısını heyecanlandırdığı da bir gerçek. Hele içinde yazarın, yazma ya da yaşama yolunda "iki üç" kelamı varsa.
YALIN VE ŞAŞIRTICI
Yazmak Üzerine Notlar, Jules Renard'ın yazı üzerine ne düşündüğünü gösteriyor göstermesine ama bir yanıyla yaşayışına, kafasını kaldırıp etrafa bakınca gördüklerini nasıl yorumladığına da dokunuyor. Günlüğünden süzülüp gelen cümleler, büyük yorgunlukların ardından Renard'ın kendini "kapatmaktan" keyif aldığı bir odaya benziyor.
Renard, hesabı alır gibi davranıyor; günlüğünde bir sürü mesele var: Yazı, yazar, siyaset, ahlak, kendisi... Ama bunları büyük sözlerden öte yalın biçimde kaleme almış. Ne kadar sade, o kadar derin aynı zamanda. "En yalın görünen şeyde şaşırtıcılık da vardır güzellik de: Yalnız çekip çıkarmak gerekir" cümlesi Renard'ın bunu nasıl başardığını gösteriyor. Bir de "ironi insanın edebidir" derken o yalınlık, derinlik ve şaşırtıcılık karşımıza çıkıyor.
Renard, günlüğündeki her satırla bir düşün ortasındaymış gibi kendi yaşamına tanıklık ederken

17 Eylül 2014 Çarşamba

"Sinema ve Varoluşçuluk"


Felsefe ve sinema ilişkisine varoluşçuluk açısından bakış
Sinema ve Varoluşçuluk başlıklı kitap üç bölümden oluşuyor: “Eleştirinin Görevi ve Felsefi Eleştiri”, “Varoluşçuluk ve Düşüncenin Dramı” ve “Sinema ve Varoluşçuluk.” Özünde bir değerlendirme çabası olan eleştiri denilince ön plana çıkan bakış felsefi eleştiridir. Octavio Paz, Stefan Zweig, Berna Moran, Nermi Uygur, İoanna Kuçuradi, Sıtkı M. Erinç ve Afşar Timuçin gibi felsefe ve sanat dünyasının önemli temsilcilerinin eleştiri üzerine dile getirdiklerinden yararlanan Hakan Savaş “resimden sinemaya, romandan tiyatroya, şiire kadar tüm bir yirminci yüzyıl sanatının ve sanatçılarının dile getirmeye çalıştıkları şeyin, özünde insanın özgürlüğü ve bu özgürlüğün yitirilişi (yabancılaşma) sorunuyla ilgili’’ olduğu sonucunu çıkarır (1). İnsanın kendisini arama çabasına girmesiyle sanatın insanın özgürlük sorununa yönelmesi beraber gider.
VAROLUŞÇULUĞUN ASIL KÖKENİ
“Varoluşçuluk ve Düşüncenin Dramı” bölümünde yazar, varoluşçuluk düşüncesinin kaynaklarını ve temel problem alanlarını inceler. J. P. Sartre, A. Camus, Merlau-Ponty, Simone de Beauvoir, Gabriel Marcel gibi Fransız düşünürler, varoluşçuluk sahnesinde ön plana çıksa da Bryan Magee’ye göre varoluşçuluk gerçekte Fransa’da değil, Almanya’da ve İkinci Dünya Savaşı’nı değil, Birinci Dünya Savaşı’nı izleyen dönemde başlar. Bu açıdan bakıldığında akımın öncüsü Sartre değil, Heidegger ve Karl Jaspers’tir. Varoluşçu sayılan Kierkegaard, Heidegger, Marcel, Jaspers, Sartre, Nietzsche gibi filozofların üzerinde anlaştığı bir

Yavuz Ekinci: 'Ey okur, seni rahatsız etmeye geldim!'


'Ey okur, seni rahatsız etmeye geldim!'
Yavuz Ekinci, yeni romanı “Rüyası Bölünenler”de, kahramanı İsmail'le modern bir Yusuf masalı anlatıyor. Siyasi kaçak olarak Berlin'de yıllarını geçirdikten sonra, babasına verdiği sözü yerine getirmek için memleketi Batman'a geri dönen ve dağa çıkan kardeşi Yusuf'u, yine dağlarda aramaya başlayan İsmail, bu arayışında tarihi, kökleri ve kendisiyle hesaplaşması. İsmail, bu hesaplaşmanın ve arayışın peşindeyken okurlar da güne dair pek çok sorunun yanıtlarını kendi içinde sorgulayacak. 
Yavuz Ekinci'yle yeni romanını hakkında konuştuk...
-Bu sefer İsmail’le bir yolculuğa çıkıyoruz ölü ya da diri ama mutlaka Yusuf’u bulmaya. Romandaki yolculuktan önce senin yolculuğunu merak ediyorum. Yazmaya başlamadan önceki yolculuğa nasıl çıktın ya da yolculuk seni mi çağırdı diyeyim?
-Otuz yıllık savaşla birlikte aileler yere çakılan bir narın taneleri gibi etrafa dağıldı. Kimi cezaevine, kimi sürgüne, kimi dağa ve kimi de büyük şehirlerin varoşlarına savruldu. Hemen hemen her evin bir gerillası var. Haber bültenlerinde gerillaların ölümü her ne kadar “… terörist etkisiz hale getirildi” denilse de onun yolunu gözleyen bir anne, bir baba ve bir kardeş var. Bütün gün evden çıkmayıp belki oradaki gerilla görüntülerin arasında çocuğumun yüzünü görürüm umuduyla RojTv, SterkTv izleyen babalar ve anneler var. Oğulları Şırnak’ta, Hakkari’de askerlik yapan bir babanın nasıl ki her çatışma haberinden sonra gelebilecek kötü haberi korkuyla beklediği gibi her çatışmadan sonra ANF’den yayınlanan gerilla fotoğraflarında oğlunun veya kızının yüzünü arayan anneler ve babalar var. Anne her yerde annedir, baba her yerde babadır ve oğul her yerde oğuldur. Oğullarının, kızlarının yollarını bekleyen, gözleyen anne ve babalarının yolculuğu beni çağırdı diyebilirim.

Aslı Tohumcu yeni romanı Ölü Reşat


İçinden Bursa geçen roman...
Kent yazını dendiğinde akla ilk gelenin İstanbul olması hiç şaşırtmaz bizi. Ancak pek çok farklı yanından beslenilerek ele alınmasına karşın, İstanbul'la ilgili meydana gelmiş elimizdeki geniş külliyat bile yetersiz. Çünkü kentler, her kalemde farklı bir yeniden yaratım sürecinden tekrar geçer ve biz, her kalemde, bahsedilen kentin ayrı bir izdüşümünü okuruz. Kent yazını bağlamında üzerine çok yazılan İstanbul için bile böylesi bir "yetersizlikten" bahsederken, geride kalan diğer kentler için durumun çok daha vahim olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım.
Son zamanlarda kendine geniş bir okuyucu alanı açan Ankaralı yazarlar ya da içinden Ankara geçen yapıtlar için de yukarıda söylenenler değişmiyor. Her defasında bir başka yaratıcı zihnin kuşatmasından geçerek kentin olduğu kadar insanlarının da hikâyesini okuyoruz ve kent, bu farklı bakışlarla hep başka bir cephesini açıyor bize. "Ankaralı edebiyat"ın kendine geniş bir okuyucu alanı bulabilmesinin nedeni, ne yapılırsa her zaman bir boşluğu kalacak ve bizde de halihazırda fazlaca boşluğu bulunan kent yazınında kayda değer bir mesafe almasından kaynaklı biraz da. Bu duruşun çok önemli bir diğer katkısı ise kendiliğinden doğan "kentlilik bilincini" yanında taşıyarak geliştirmesi oldu ki bu da son zamanlarda fazlaca ihtiyaç duyduğumuz bir kavram hâline geldi zaten.
TOHUMCU'NUN BURSA'SI
Aslı Tohumcu da son romanı Ölü Reşat'la kent yazınına önemli katkı sağlıyor. Yukarıda

Tanpınar romanı: “Aydaki Adam: Tanpınar”


'Zamanının yazarı değildi!'
Ahmet Hamdi Tanpınar... Beyoğlu’nda Narmanlı Yurdu’nda eski bir hapishaneden bozma rutubetli bir odada en güzel eserlerini yazan, hep parasız, namı diğer “Kırtıpil Hamdi.” Zamanın çok ilerisinde, ölümünden yıllar sonra edebiyata damgasını vurmuş deruni şair. Eski Türkçe notları, vesveseleri ve ruhunda hep geç kalmışlık duygusuyla hemhal bir adam. “Fitne fücur” Adalet Cimcoz, ilk kadın Hamlet Nur Sabuncu, kil yiyen şair Ahmet Haşim, âşık olduğu Nesteren, esrarengiz Sarı Fizikçi, Muhlis Sabahattin’in veremden ölen kızı Melek Kobra ve Rudolf Valentino’ya benzeyen kocası Ferdi Tayfur'la sancılı ilişkilerinde “sükut suikastına” kurban giden bir dost. Yaşamı, şiirleri ve yazılarıyla bu kez bir romanın gövdesinde, Narmanlı'dan ve Ay'dan sesleniyor okurlara... Nazlı Eray'la “Aydaki Adam: Tanpınar” adlı romanını konuştuk.
- Ailenizin yabancısı değil Ahmet Hamdi Tanpınar.
- Dedem, İkdam gazetesinin başyazarı Tahir Lütfü Tokay, Tanpınar’ı genç bir şair olarak mutlaka tanıyordu. Eniştem şair Sabahattin Kudret Aksal’ın da dostuydu Tanpınar. Anneannem Süreyya Tokay Dırvana’ların yalısına sık sık giderdi, mutlaka Tanpınar’ın aşkı Nesteren’i tanıyordu. Çok yakında kaybettiğim halam Münire Aksal’ın Tanpınar’ı tanıdığını biliyorum. Ne yazık ki hiçbiri hayatta değil. Ben de onlara Tanpınar'la ilgili hiçbir şey

26 Ağustos 2014 Salı

Gulliver’in Gezileri Kitap Özeti (Jonathan Swift)


Gulliver’in Gezileri
‘Gulliver’in Gezileri’, dört ayrı yolculu u anlatır. İlk yolculuk cüceler ülkesine, ikincisi devler ülkesine, üçüncüsü ise bilim adamlarının yaşadı ı uçan adayadır. Bu üç bölüm de siyasetin ve bilim dünyasının bir parodisini içerir.

Son bölüm ise Houyhnhnm’ler ile Yahoo’ların ütopik ülkesine yapılan yolculuktur. Bu ülkede atlar, yani Houyhnhnm’ler, aklı başında yaratıklardır ve kardeşlik için kurdukları uygarlıkta

Tom Sawyer Kitabının Özeti (Mark Twain)


Kitabın Adı: Tom Sawyer
Yazarı:Mark Twain
Çeviren: Nalan Hızal

Kitabın Özeti
Hikayede Tom‘un cezadan kurtulmak için herkesi şaşkına çevirecek zeka oyunlarını ve sonunda bunlardan nasıl kurtulduğunu yazıyor. Tom hikayede kendi dünyasında (nehirlerin, ormanların, mağaraların ve adaların dünyasında) bir kahraman gibi yaşar.
Tom, Missouri’ye bağlı St. Petersburg köyündeki “haşarı” çocuklardan biridir. Pervasız, tembel,

“Gelen Yolcu” dan sonra “Giden Yolcu”

 “Gelen Yolcu” adlı ilk öykü kitabıyla çıkış yapan başarılı yazar Sıtkı Silah yeni öykülerini bir araya getirdiği “Giden Yolcu” ile Yitik Ülke Yayınları’ndan çıktı.

Edebiyat lezzetini özleyenler için özel bir yolculuk fırsatı.
“Hediye paketlerini seviyorum, kahretsin! Kurşunkalem açmayı, çorba üflemeyi ve eve dönmeyi seviyorum...
Günlük tutmayı seviyorum, kahretsin! Telefon beklemeyi, fotoğraf çektirmeyi, günün birinde muhteşem bir bahçe  görmeyi umut etmeyi seviyorum...”
SITKI SİLAH KİMDİR

Sıtkı Silah, 1976 yılında Adana’da doğdu. Yeditepe Üniversitesi İşletme Bölümü’nden

mezun oldu. Sekiz yıl özel sektörde çalıştıktan sonra iş yaşamından

Twitter üzerinde yazılan tweet'ler bir kitaba dönüştü.


Ağaca dönüşen ilk kitap: "Yitik Öykü" yayımlandı
Geliriyle fidan dikilip ağaç tohumları dağıtılacak olan özel bir kitap "Yitik Öykü". Kadir Aydemir'in Yitik Ülke Yayınları için hazırladığı bu kitap internet üzerinde, sosyal medya kullanıcıları ile birlikte hazırlandı
Sosyal paylaşım sitesi Twitter'da şekillenen fikir yine Twitter üzerinde yazılan tweet'lerle bir kitaba dönüştü. 119 yazarın kısa öykülerini barındıran çalışma şimdiden oldukça yoğun bir ilgi görüyor. Kitabın geliriyle bir orman kurulması ve doğayı korumak hedefleniyor. 
Kitabın kapak arkası tanıtım metni şöyle:
Twitter üzerinde Yitik Ülke (@yitikulkeyayin) okurlarıyla beraber hazırlanan bu kitap yaratıcı kısa öykülerden, hatta tam anlamıyla kıpkısa öykülerden oluşuyor. Birkaç cümle ile bir öykü dünyası yaratmanın ne kadar zor olduğunu bilmeyen yoktur, işte bu kitapta yazılan öyküler bu türün hem iyi hem de keyifli yeni örneklerini bir araya getiriyor.

"Yitik Öykü" kitabının tüm geliri ile ağaç fidanları ve çeşitli tohumlar alıp hep birlikte bir "orman" kurmak istiyoruz. Kısa öykünün çarpıcı ve çekici yolculuğuna davetlisiniz. Bize katılın. Bu kitabı okuyun.

E-Kitap - E-book :kitap özetleri, kitap özeti, yeni çıkan kitaplar, romanlar, hikayeler, biyografiler, kitap oku, bedava kitap

15 Ağustos 2014 Cuma

Bülent Gardiyanoğlu / Kadın Olmayı Hatırlamak


İçinizden ne gönderiyorsanız, 
dışarıdan size o bir şekilde geri geliyor.
Her ne yollarsanız,
o size geri döner.

Bülent Gardiyanoğlu / Kadın Olmayı Hatırlamak 
Fotoğraf: İçinizden ne gönderiyorsanız, 
dışarıdan size o bir şekilde geri geliyor.
Her ne yollarsanız,
o size geri döner.

Bülent Gardiyanoğlu / Kadın Olmayı Hatırlamak 
(D&R mağazalarında)


E-Kitap - E-book :kitap özetleri, kitap özeti, yeni çıkan kitaplar, romanlar, hikayeler, biyografiler, kitap oku, bedava kitap

1 Ağustos 2014 Cuma

Aldous Huxley, Kadim Felsefe


Cesur Yeni Dünya’nın yazarı Aldous Huxley, Kadim Felsefe’de okurlarını Doğu ve Batı’nın eskimeyen felsefi ve dini geleneklerinde eşsiz bir yolculuğa çıkarıyor. Kitap, Eckhart ve Buddha’dan Gazali ve Mevlana’ya kadar, içsel aydınlanmanın en önemli üstatlarından yapılan alıntılarla çok önemli bir antoloji görevi de görüyor.
Fotoğraf: Cesur Yeni Dünya’nın yazarı Aldous Huxley, Kadim Felsefe’de okurlarını Doğu ve Batı’nın eskimeyen felsefi ve dini geleneklerinde eşsiz bir yolculuğa çıkarıyor. Kitap, Eckhart ve Buddha’dan Gazali ve Mevlana’ya kadar, içsel aydınlanmanın en önemli üstatlarından yapılan alıntılarla çok önemli bir antoloji görevi de görüyor.


E-Kitap - E-book :kitap özetleri, kitap özeti, yeni çıkan kitaplar, romanlar, hikayeler, biyografiler, kitap oku, bedava kitap

11 Temmuz 2014 Cuma

İlk Yunan Filozoflarında Tanrı Düşüncesi - Werner Jaeger


Fotoğraf: İlk Yunan Filozoflarında Tanrı Düşüncesi - Werner Jaeger
İTHAKİ YAYINLARI

Werner Jaeger, Parmenides, Herakleitos, Empedokles gibi karanlık ve zor düşünürlerin metinlerini ayrıntılı bir şekilde yorumlarken, Tanrı düşüncesinin Yunan felsefesinde en başından itibaren oynadığı belirleyici rolün altını çiziyor.

“Burada, Yunan felsefi düşüncesinde teolojinin başlangıcının izini sürmek istiyorum…Tanrı ve tanrısallık meselesinin, erken dönem doğa filozoflarının düşüncesinde, genellikle kabul etmeye hazır olduğumuzdan çok daha geniş bir yer işgal ettiğini göreceğiz… Pozitivizm çağı ve onu temsil eden felsefe tarihçileri, bu ilk dönem düşünürlerinin sırasıyla ampirik ve bilimsel karakterlerini vurguladılar. Sokrates öncesi filozofların modernliğini kanıtlama hevesiyle, bu kitapta doğal teolojinin kökeni perspektifi içinde ilgilendiğimiz yönlerini çoğu zaman önemsizleştirdiler. Halbuki bu, bizzat Antik Çağ düşünürlerinin bu filozofları görme biçimidir.”
Werner Jaeger, Parmenides, Herakleitos, Empedokles gibi karanlık ve zor düşünürlerin metinlerini ayrıntılı bir şekilde yorumlarken, Tanrı düşüncesinin Yunan felsefesinde en başından itibaren oynadığı belirleyici rolün altını çiziyor.

“Burada, Yunan felsefi düşüncesinde teolojinin başlangıcının izini sürmek istiyorum…Tanrı ve tanrısallık meselesinin, erken dönem doğa filozoflarının düşüncesinde, genellikle kabul etmeye hazır olduğumuzdan çok daha geniş bir yer işgal ettiğini göreceğiz… Pozitivizm çağı ve onu temsil eden felsefe tarihçileri, bu ilk dönem düşünürlerinin sırasıyla ampirik ve bilimsel karakterlerini vurguladılar. Sokrates öncesi filozofların modernliğini kanıtlama hevesiyle, bu kitapta doğal teolojinin kökeni perspektifi içinde ilgilendiğimiz yönlerini çoğu zaman önemsizleştirdiler. Halbuki bu, bizzat Antik Çağ düşünürlerinin bu filozofları görme biçimidir.”
E-Kitap - E-book :kitap özetleri, kitap özeti, yeni çıkan kitaplar, romanlar, hikayeler, biyografiler, kitap oku, bedava kitap

10 Temmuz 2014 Perşembe

Gündemin Getirdikleri - Nebahat Demir - Sezai TOPAL- 1.bölüm - 09.07.2014



Son haberler.Spor, Finans, Kültür Sanat Magazin, Ekonomi, Dış Haberler, Politika Haberleri - - - - facebook, Instagram, internet, Pinterest, sosyal medya, Twitter, vine

6 Haziran 2014 Cuma

John Green - İlk Aşk


İlk Aşk Kitap Özeti

İlk Aşk John Green


John Green, Aynı Yıldızın Altında romanı ile okurlarına mükemmel bir aşk romanı sunmuş ve kitabın hikayesi ile herkesi ağlatmayı başarmıştı. Kitap o kadar başarılı oldu ki sonunda beyazperdeye de taşındı ve yakında sinemaseverler ile de buluşacak. Böyle olunca onun eski kitaplarının da tek tek yeniden raflardaki yerini alması kaçınılmazdı.

John Green’in ikinci romanı olan İlk Aşk – 19 Başarısız Denemeden Sonra Aynı Yıldızın Altında romanından çok farklı diyebiliriz. Yazar bu kitabında ağlatmaktan daha çok okurlarını oldukça eğlendiriyor. Yani İlk Aşk romanı ile romantik komedi tarzına kayıyor diyebiliriz.

Seray Şahiner'den “Antabus”

 Seray Şahiner, şimdilerde yeni kitabı Antabus'la karşımızda. Bu topraklardan, şiddetten, acımasızlıktan, çaresizlikten ve duyarsızlıktan dem vuruyor kitap. Görüp geçtiğimiz, durup dinlemediğimiz, bakıp görmediğimiz gerçeği bir kez daha gösteriyor. Şahiner'le kitabı üzerine söyleşi.

'İnat oldukça umut hep var'
Seray Şahiner, şimdilerde yeni kitabı Antabus'la karşımızda. Kitapta, bir yandan belki kendi evimizi görüyoruz, belki komşumuzu belki de köşe başında her gün selamlaştığımız dışarda güleryüzlü evinde zalim bakkal amcayı... Bu topraklardan, şiddetten, acımasızlıktan, çaresizlikten ve duyarsızlıktan dem vuruyor kitap. Görüp geçtiğimiz, durup dinlemediğimiz, bakıp görmediğimiz gerçeği bir kez daha gösteriyor. “Geçmeyin” diyor, “geçip gitmeyin.” Herkesi kendi cehennemini görmeye davet ediyor. Harekete geçmek ve direnmekse tek yol! O yüzden Şahiner “Umut, direniş ve dayanışmada” diyor. Şahiner'le kitabı üzerine söyleştik. 
- Leyla karakteri üzerinden Türkiye toplumunu okuyoruz aslında Antabus'ta. Mutlu görüneni, okumuşu-okumamışı, Anadolu'dan göçeni, İstanbul'da büyümüşü, şiddet göreni, işçisi, patronu... Tüm bunların ışığında, nasıl bir portre var karşımızda?
- Gücü elinde bulunduranla ona maruz kalan arasındaki şiddet devam ediyor. Bu ev içinde de geniş çerçevede devlet-vatandaş ilişkisinde de geçerli. Devlet bir güç olarak zulmetmeyi seçtiği gibi kendisi de güçlüden yana. “Her şeyi devletten beklememek lazım” sözü bizde meydanlara taşmamış dayakların evde de yenmesi olarak zuhur

Türkçede: "Doğa Araştırmaları"


İki bin yıl sonra Türkçede: "Doğa Araştırmaları"
Seneca'nın bugüne dek dilimize kazandırılmamış Doğa Araştırmaları'nı C. Cengiz Çevik, Latince aslından çevirdi.
 
 
 
Seneca, yaklaşık iki bin yıl önce kaleme aldığı Doğa Araştırmaları'nda doğayı sorgulamadan önce amacını ve sınırlarını şöyle açıklamıştı:
Hem kendisiyle hem de başkalarıyla ilgili olayları öngörüp yönetebilen bir zihne sahip olduğunu düşünenler de vardır. İçinde bizim de bulunduğumuz bu evrenin gayesiz olduğunu, doğanın rastlantılarla ya da yaptığı şeyin bilincinde olmadan hareket ettiğini düşünüyorlar. Bütün bunları öğrenmeye ve nesnelere sınırlar atfetmeye ne değer biçiyorsunuz? Örneğin Tanrı ne kadar muktedirdir? İlkin kendi mi maddeyi yarattı, yoksa zaten var olan bir maddeyi mi kullandı? Tasarım mı maddeden önce geldi, madde mi tasarımdan?
Tanrı istediği her şeyi yaratabilir mi, yoksa eserinde herhangi bir bozukluk olmasa da, işlenmesi zor bir maddeden yararlanan bir sanatçı gibi, birçok yaratımında işlediği madde onu yanıltabilir mi? Bütün bunları araştırmak, öğrenmek ve onlar üzerinde yoğunlaşmak, niçin ölümlülüğün sınırlarını aşmak ve daha iyi bir kader yazmak anlamına gelmesin? Bütün bunların senin ne işine yarayacağını mı soruyorsun? Bu sayede hiçbir şeyi değilse de en azından her şeyin Tanrı ölçüsünde kısıtlı olduğunu

31 Mayıs 2014 Cumartesi

Yeni Çıkan Kitaplar: “HAYATINI DEĞİŞTİR”


Büyük ilgi gören “Hayatını Seç” adlı kişisel gelişim kitabıyla çıkış yapan yazar-yaşam koçu Mert Çuhadaroğlu'nun yeni çalışması “Hayatını Değiştir” yayımlandı. Yitik Ülke  Yayınları'ndan çıkan kitap, türün meraklısı için oldukça iyi bir kılavuz kitap.

Mert Çuhadaroğlu, kitabını şu sözlerle tanıtıyor okuruna:
“Unutkandır insanoğlu. En çok da kalbinin sesini dinlemeyi unutur… Potansiyelini, neler  yapabileceğini unutur… Bir gün hatırlar ve her şey yeniden başlar…” Benim değişim yolculuğum bu cümle ile başladı.

Peki kalbimin sesine kulak vererek hayalimin peşinden gitmek için bir seçim yaptıktan sonra  gerçekten neler oldu, neler yaşadım, ne hissettim?

Ben tek bir şey yaptım. Dikkatimi daha çok hayatımda olan güzel şeylere vermeyi seçtim ve hayatımı daha çok sevmeyi öğrendim. Kalbimin sesini dinleyerek potansiyelimin farkına  vardım tekrar.

Paul Theroux’dan “Sivrisinek Sahili”

 Paul Theroux’nun kaleme aldığı ve 1986’da filmleştirilen “Sivrisinek Sahili”, bir ütopyanın peşinden koşup Honduras’a yollanan Allie Fox karakterinin, terk etmeye uğraştığı medeniyeti farkında olmadan oralara götürüşünün hikâyesi.

 
Her şey itinayla bozulur
Paul Theroux’nun Sivrisinek Sahili birkaç yönden hayli ünlü bir kitap. Birincisi yayımlandığı dönemde (1982’de) epey ses getirmişti. İkincisi, 1986’da Peter Weir tarafından beyaz perdeye uyarlanmış ve film o yıl eleştirmenlerden olumlu tepkiler almıştı.
Yazar Theroux da edebiyatla ilgilenenlerin bildiği bir isim. Sivrisinek Sahili kadar Kör Aydınlık ve Bruce Chatwin’le kaleme aldığı Yeniden Patagonya’da yazarın tanınırlığını arttırmıştı. Burada bir parantez açmak gerekli: Theroux, Chatwin’le beraber ama farklı amaçla gittiği Patagonya üzerine yazdıklarında, bir tür edebi gezginlikten söz açmış ve adeta kâşif gibi orada yeni ne gördüyse büyük bir heyecana tutulmuştu. Üstelik Patagonya için “bir yere gitmek gerekirse aklıma güney gelir; güney bana özgürlüğü anlatıyor” demişti. Pek kimsenin yollanmaya cesaret edemediği ve gittiğinde bunun kendisi için hem edebi hem de düz anlamıyla gezginlik olduğunun altını çizmişti. Yeniden Patagonya’da, her ne kadar bir anlatı ve gezi kitabıysa da yolculuk ve yol temasının edebi zenginliğini vurgulayışıyla dikkat edilmesi gereken bir metindi.
Sivrisinek Sahili’nde de yolculuk, kaçış ve yeni bir yaşam arayışı etrafında şekillenen bir olay örgüsü hâkim. Bu anlamda ABD’den Honduras’a (yine güneye) uzanan Theroux, bir bakıma özgürlük

Beyoğlu'nda Garibanın Otopsisi Yapılmaz


Oktay Güzeloğlu’nun beklenen kitapları çıktı
Hayatın altında kalanları yazan Oktay Güzeloğlu’na göre sokaktaki her gece insanı bir mayın. Beyoğlu'nda Garibanın Otopsisi Yapılmaz kitabının 4. Baskısı ile yeraltındaki 33 sokak insanının hayatlarına bir sokak operatörü edasıyla, yeraltından en yukarıya sosyolojik olarak adeta ışık tutuyor.
 
 
Beyoğlu’nu derin ayrıntılarına  kadar bilen bir yazarın; bir dönem Beyoğlu’nda kurduğu işyerleri ile Devletin en üst kademesini ve İş dünyasının en zenginlerini bir “ALO” ile DOLANDIRAN Selçuk PARSADAN ile karşılaşmaması, tabi ki mümkün değil.

Selçuk Parsadan ölmeden kısa süre önce Oktay GÜZELOĞLU ile son söyleşisini yapmıştır. Belge niteliğindeki “DÜNYANIN EN BÜYÜK DOLANDIRICISI BENİM  - Selçuk PARSADAN” söyleşi kitabında Türk siyasi hayatına bir dönem damgasını vurmuş bir insanın nasıl olup da dolandırıcı olduğunu, bu işlere nasıl sürüklendiğini de öğreniyoruz.  HİÇ YAYINLARI tarafından basılan kitap raflarda yerini aldı.

Türkiye’deki Yer altı Edebiyatının En Önemli Yazarlarından biri olan Oktay GÜZELOĞLU’nun uzun süredir beklenen eseri yeniden derlenerek raflardaki yerini aldı. Eserde; sokak insanlarının gerçek hayatları, yazarın gözünden anlatılıyor.
Uzun süredir hayranları ve okurları tarafından beklenen bu eserin; her hikâyesi bir sinema filmi tadında.
Oktay'ın öykülerindeki insanlar, "otopsi yapılmayacak cinstendir."Rütbeleri Yoktur".

Ona göre Beyoğlu'ndaki tüm "gece insanları" bir mayındır. Oktay da mayın tarlasında yürüyen yazar olarak, dokunduğu  "mayınları" patlatmaktadır. Bu yüzden de; ne Oktay'ın kalemi ihanete uğramıştır

Sıradışı Hikayesiyle 'Çay'


Çayın 91 yıllık sıradışı hikayesi
Çay paralarıyla okullarını bitiren, çay paralarıyla düğününü yapan Doğu Karadenizli çocukların anıları ile harmanlanan "Çaylar Şirketten" isimli kitapta çayın 91 yıllık sıradışı hikayesi yer alıyor.
 
Mehmet Efendi, Zihni Derin Çay Fabrikası’nın kadrolu çay işçisiydi. Dürüst, mert, çalışkan erdemli ve namuslu. Emekli olana kadar çalıştığı her gün alın terini akıttı. Helâlinden kazandıklarıyla büyüttü çocuklarını.

Emeğini yüreğine yüklediği bu şehirde yalnızdı. Her sabah çalar saatten önce uyanırdı. Unutmuştu çocuklarının gülüşünü... Sabahın erken saatlerinde, yağmurda, soğukta, karda sessizce düşerdi

Sylvia Plath'in, sansürsüz haliyle yayımlanan “Günlükler”i Türkçede

 Sylvia Plath'in, ölümünden yıllar sonra sansürsüz haliyle yayımlanan “Günlükler”i  Türkçede. Şairin on iki yılını anlatan, edebiyatına kapılar aralamaktan ziyade edebiyatından kaçırdıklarımızı gözler önüne seren bu “Günlükler”, Plath'i tanımak ve anlamak isteyenler için yazarın kendi kaleminden çıkmış bir başvuru kitabı.



'Yazmak bir çıkış yolu değilse başka nedir?'
Sylvia Plath denince akla ilk gelen eserlerinden önce hep intiharı oldu şüphesiz. Ve tabii şair eşi Ted Hughes’la olan ilişkisinin onu nasıl yaraladığı... Birçok “hassas Plath okuru” için Hughes, Plath’ın o son seçiminin mimarı gibidir. Aslında iyi bir şair olan Hughes’un Plath sicili kabarık. Türkçede de yayımlanan Doğum Günü Mektuplar’ındaki o şahane, aşk dolu cümleler bile affedici olamaz.
“Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum,” diyerek yaşasa da Plath, yazdıklarının da susturulacağından bihaber son verdi hayatına. Kafasını bir gaz fırınının içine soktu. 1963'de, henüz otuz bir yaşındayken, Ted Hughes’tan resmen olmasa da aylar önce ayrılmışken... On yedi yaşından itibaren günlük tutmaya başlamış, ölümüne kısa bir süre kala, 1962'de bırakmıştı yazmayı. Şairin on iki yılını anlatan günlüklerden ilki, bir hayli sansürlenmiş ve kısaltılmış haliyle 1982'de dünya okurlarıyla buluştu. Bu sansürde parmağı olan tek bir kişi vardı; Ted Hughes’un ta kendisi. Çocukları Frieda ve Nicholas’ın etkilenmemesi için günlüklerin son bölümünü imha ettiğini söylüyor Hughes. Diğer günlüğün ise Plath’in ölümünden birkaç yıl sonra ortadan kaybolduğunu, muhtemelen çalındığını (!) iddia ediyor. Kim çaldı, gerçekten çaldı mı, çaldıysa e hadi ne zaman ortaya çıkacak, elbette

30 Mayıs 2014 Cuma

Son Cengiz Aydın // Haddimden Bildiriyorum


Buğday tenli hüzünlerimiz var; un ufak olup savrulduğumuz. Öğrendik be, öğrendik... Biz her mevsim; en iyi Sonbahar oluruz.

Son Cengiz Aydın / Haddimden Bildiriyorum


(Tanıtım Bülteninden)
Önsözü hiç yazılmamış ikinci el kitapların paragraflarından geldim. Kusuruma bakma çok el değdi, çok okundum, çok yorgunum. Hüzün sofralarının en aç karnıydım, bir türlü doyamadım. Yine de

22 Mayıs 2014 Perşembe

Bedenimdeki Çığlık - Sezai Topal

 Bir ilişkinin sınırlarını belirleyen genelde kadınlardır. Bir erkek bir kadını beğendiğini hemen belli eder, fakat aynı durum kadınlar için geçerli değildir. Bir kadın bir erkeği beğenip onunla birlikte

Türk Edebiyatı'nın En İyi 25 Giriş Cümlesi

 Türk Edebiyatı'nın en iyi giriş cümlelerinden bazılarını derledik.  
Siz de yorumlarınızla bu listeyi tamamlamada yardımcı olursanız listenin eksikleri giderilebilir.



1. Yusuf Atılgan / Aylak Adam

‘’Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi. İçimdeki sıkıntı eridi.’’

2. Sabahattin Ali / Kürk Mantolu Madonna

‘’Şimdiye kadar tesadüf ettiğim insanlardan bir tanesi benim üzerimde belki en büyük tesiri yapmıştır.’’

20 Mayıs 2014 Salı

Yasaklanan 20 Kitap


Tarih boyunca türlü bahanelerle yasaklanmaya “çalışılan” ünlü kitaplardan 20 örneği derledik.

1. Lolita - Vladimir Nabokov

Orta yaşlı bir adamla 12 yaşındaki bir kızın yasak ilişkisini anlatan bu ünlü roman 1955’te yayımlandı. Bugün, 20’nci yüzyılın en incelikli anlatılardan biri olarak görülmesine karşın İngilizİçişleri Bakanlığı, İngiliz Gümrük İdaresi yetkililerine kitabın ülkeye sokulan her kopyasına el konulması talimatını verdi. Yasak 1959’a kadar sürdü. Daha sonra kitabın Weidenfeld and Nicolson tarafından yayımı skandal yaratırken yayınevinin kurucu ortağı siyasetçi Nigel Nicolson’ın gözden düşmesine neden oldu.

2. Ulysses - James Joyce

Joyce’un bu epik romanı öteden beri modern edebiyatın en önemli eserlerinden biri olarak görülse de ABD’nin ‘şer-karşıtı’ güçleri kitabın mastürbasyona yaptığı metaforik göndermeden rahatsız olmuştu. “Ulysses”, 1921’de görülen ve kitabın

16 Mayıs 2014 Cuma

“Bilgiyle Sohbet: Popüler Bilim Yazıları”


Celâl Şengör'den “Bilgiyle Sohbet: Popüler Bilim Yazıları”
Celâl Şengör'ün yirmi yılı aşkın süre çeşitli dergi ve gazetelerde, başta bilim olmak üzere eğitim, tarih, arkeoloji, coğrafya, edebiyat, toplum ve kültür gibi pek çok alanda yayımlanan yazıları ve konuşmalarından oluşturulan “Bilgiyle Sohbet: Popüler Bilim Yazıları” adlı derleme okura sunuldu.



‘Türkiye, kravatlı bir Afganistan’dır!’
- Popüler bilimin anlamı nedir?
- Popüler bilim, esas işi ya da mesleği bilim olmayan insanlara bilimi anlatmak için yapılan faaliyettir. Bu, esas mesleği bilim olmayan insanlar eğitimli veya eğitimsiz olabilir. O nedenle de popüler bilim çeşitli seviyelerde yapılabilir. Toplumumuzu istesek de istemesek de bilim yönetiyor. Eczaneye gidiyorsunuz, ilaç alıyorsunuz, bilim ya da doktora gidiyorsunuz, bilim. Yediğiniz yiyeceğin içeriğinden bahsederken de bilimle haşır neşirsiniz. Dolayısıyla bilim etrafımızda, her yerde.
“MEDENİYET ANADOLU'NUN BATISINDA DOĞAR AMA DOĞU’YA GEÇMEZ”
- Hayli çeşitli alanlardan yazılar okuyoruz.
- Bilim, insan yaşamının tüm alanlarıyla etkileşim halindedir. Yazılarımın bu kadar çok alana yayılmasının bir sebebi bu. İkinci sebebi, yaşantımın ilk yıllarına uzanan askerlik hevesimdir. Bu hevesin vermiş olduğu toplumla bir arada olma, topluma hizmet etme gibi düşüncelerle çokça siyaset de okudum. Türkiye’de asla siyasete bulaşmadım, bulaşmam ama okudum. İçinde mesela ekonomi de okudum hiç sevmediğim halde. Derken tarih bir şekilde girdi işin içine. Dolayısıyla insanın yelpazesi genişliyor.
- Anadolu sizin için nasıl bir referans kaynağı?
- Memleketimin anakarası olması ilk olarak tabii. İkincisi Anadolu, Asya’nın küçüğü. Çok ilginç bir jeolojisi, tabiatı var. İnsan potansiyeli olarak çok ilginçtir elbette. Baştan beri pek çok kültürün, insan grubunun kaynaştığı bir coğrafya. Sonra kendine has sorunları vardır, mesela Hititlerden beri Anadolu’nun iç kısımları hiçbir medeniyet oluşturamamıştır. Yani medeniyet Anadolu’nun Batı sahillerinde doğuyor ama Doğu’ya geçmiyor. Bunu ta Yunanlılar zamanında da görüyoruz,

Keruoac ve Ginsberg’ün mektupları


‘Kurtaracağız Amerika’yı sevgisizlikten’
Beat Kuşağı’nın ağababalarının yayımlanmayan hiçbir malzemesinin kalmadığını düşünenler yanılıyor. Yanılan bir başka grup ise onların güncelliğini yitirdiğini söyleyenler. İlk grup için üzücü haber mektupların, belgelerin henüz çok azı yayımlanan kıyıda köşede duran kişisel notların varlığı. İkinci gruptakilerin canını sıkacak olansa Beat Kuşağı’nın ürettiklerinin, bugün yaşanan kimi çürümeleri o günlerden görmeleriyle ilgili.
Halis Beatlerin, zamanın “ruhuna” karşı başkaldırısı, bugün dünyanın dört bir yanında filizlenen direniş kültürünün de esaslı bir örneğiydi aslında. Ortaya koydukları her ürün, yaptıkları her eylem kendi dönemlerinin kokuşmuşluğunun bazen çılgınca bazen aklı başında bazen de ağzı bozuk bir eleştirisiydi.
Vakit buldukça birbirine sarmış, hatta kimi anlarda en sert eleştirileri ya da en samimi yorum ve düşüncelerini paylaşmışlardı. Bunun örneklerini mektuplarda buluyoruz. Beat yazarlarının aralarındaki mektuplaşmalardan bir kısmı yayımlanmıştı. Özellikle troykanınkiler (Burroughs-Keruoac-Ginsberg mektuplaşmaları). Bu kez Keruoac-Ginsberg ikilisinin birbirine yazdığı mektupların neredeyse tamamı karşımızda. Keruoac’ın ölümünün hemen öncesine dek (1944-1969 arası) süren yazışmalarda itiraflar, yapmacıksız eleştiriler, kendileri dışındaki Beat çetesi üyelerine sataşmalar ve tanınmadan öncekiyle dünya çapında bilinmelerinin ardından hissettiklerine dair duygular dikkat çekiyor. İkilinin mektupları, Beat Kuşağı’nın nasıl ete kemiğe büründüğünü; hareketin temellerinin atılıp binanın nasıl inşa edildiğini göstermesi nedeniyle de önemli. Ayrıca her ikisinin iç dünyasını tanıma yolculuğunun da seyir defteri bir bakıma bu mektuplar. Tabii hepsinden öte büyük dostluğun tarihi kayıtları.
KOCA BİR PARANTEZ
Keouac’ın ve Ginsberg’ün birbirine yazdığı mektupların haddi hesabı yok. Bill Morgan ve David Stanford tarafından derlenen bu malzeme yığını, iki editörün de dediği gibi aslında Keruoac’la Ginsberg’ün ileri görüşlülüğünün ürünü. Çünkü iki yazar da gönderip aldığı mektupların neredeyse tamamını saklamış; Keruoac’ın ölümünden sonra Ginsberg bulabildiği bütün malı özenle istiflemiş.
Bu mektupların bir özelliği, ikilinin kapasitesini fark edişinin ve dünya görüşünün yerli yerine oturuşunun bir yansıması. Tabii çoğu anda serbest çağrışım yine işbaşında. Mektuplar, Keruoac ve Ginsberg’ün yapıtları arasına açılmış koca bir parantez. Büyük bir derinlik ve aynı ölçüde naiflik beraber yürüyor. Belki de bu yüzden en büyük sıkıntı veya coşkularını hemen her mektupta, bazen duru biçimde bazen yerinde bir küfürle birbirine aktarıyorlar. Yani hep olduğu gibi otosansüre gerek duymuyorlar. Bu, birbirine yakınlaştıklarında da birbirinden uzaklaştıklarında da böyle.
Kerouac ve Ginsberg’ünki öyle bir yakınlık ki herhangi bir kitabı yaratır veya şiirin peşine düşerken

Gülten Dayıoğlu'ndan "Kayıplara Karışmak"


Türkiye'nin onur konuğu olduğu 21. Budapeşte Kitap Fuarı’na, Kültür Bakanlığı’nın davetlisi olarak katıldım. Macar okurların ve yayıncıların Türk çocuk edebiyatına gösterdiği ilgiyi başka yazıya bırakıp uçak yolculuğumda bana eşlik eden bir romandan söz edeceğim. Gülten Dayıoğlu’nun son romanı Kayıplara Karışmak ile gökyüzünün sonsuz maviliğinde buluştum. Sayfalara öylesine gömülmüşüm ki not almak için hazırladığım kâğıdı, kalemi hiç kullanmadığımı fark ettiğimde, roman kahramanlarıyla birlikte çoktan kayıplara karışmıştım…
Nice kuşak Gülten Dayıoğlu kitapları okuyarak büyüdü; farklı yaş gruplarının ortak beğenisine sunulan ilginç bir romanla tanışıyoruz şimdi. Kayıplara Karışmak, katmanlı yapısıyla yalnızca gençlere değil, yetişkinlere de söyleyecek pek çok sözü olan bir yapıt. Dayıoğlu’nun kitaplarıyla yetişen tüm kuşaklara, 50. sanat yılı için verdiği bir armağan bu belki de.
Yazar, yapıtın kurgusuna kendisini ve ailesini de katarak romanın hem anlatıcısı hem de önemli

Adalet Ağaoğlu “Dert Dinleme Uzmanı”


'Uğradığım, umut yıkımı'
Adalet Ağaoğlu'nun on sekiz yıl aradan sonra yazdığı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin analizi niteliğindeki "Dar Zamanlar" serisinin dördüncü kitabı “Dert Dinleme Uzmanı” okura sunuldu. İsim, zaman ve mekândan azade romanında Ağaoğlu, her dert dökümünün simgesel anlam ve çağrışımları olduğunun altını çiziyor. Toplumsal ahlakın bozulması, yozlaşması ve sonunda bireyin kendisinin bile farkına varamadığı değişim ve dönüşümünü nüktedan bir dille anlatıyor. Ağaoğlu'yla “Dert Dinleme Uzmanı”nı, 12 Eylül izdüşümlerini ve referandumunda verdiği “yetmez ama evet” oyunun yansımalarını konuştuk.

- İnsanoğlunun sefaleti ve gafletiyle nasıl bir ilişki kuruyor ve halkına doğru hangi yeni hatları çekiyor “Dar Zamanlar” üçlemenize bu ek kerte?
- “Dar Zamanlar” üçlemem Cumhuriyetin ilk kuşaklarından başlayarak içinde burun buruna yaşanan üç askeri darbe döneminin insanlarımızda, dolayısıyla toplumumuzda yarattığı sancıların izdüşümlerine odaklanıyordu. Bu romanların üçünde de çeşitli kurgulamalar ve göndermeler rehberliğinde eşitlikçi ve demokrat olamamış bir devletin gel gitlerle dolu ekonomik, sosyal, hak-hukuk sorunlarına karşı sivil bir anayasanın gerçekleştirilmesi çağrısı söz konusuydu. Bu benim

6 Mayıs 2014 Salı

Dino Buzzati'den "Yaşlı Ormanın Gizemi"

 "Tatar Çölü"nün yazarı Dino Buzzati'nin yeni yayımlanan romanı "Yaşlı Ormanın Gizemi", alegorik düzlemde iyiyle kötünün, roman düzleminde ise doğayla insanın savaşını dillendiriyor. İnsan ve doğanın bir bütün olabileceğinin ancak bunun, tıpkı doğanın yaptığı gibi saf bir duyuşla gerçekleşebileceğinin hikâyesini anlatıyor Buzzati tüm bir roman boyunca.

 İnsana, doğadan bakmak
Daha çok Tatar Çölü'yle tanıdığımız Dino Buzzati'nin geçtiğimiz günlerde bir romanı daha okuyucu karşısına çıktı: Yaşlı Ormanın Gizemi.
Buzzati'nin yazın kronolojisine baktığımızda Dağların Adamı Barnabo'dan (1933) sonra ikinci sırada gelir bu romanı. Ancak esas patlamasını, ilk kez 1935'te yayımlanmış Yaşlı Ormanın Gizemi'nden beş yıl sonra yazılan Tatar Çölü'yle yaşar. Dünyaca tanınması da yine kesinlikle başyapıtı Tatar Çölü sayesinde olsa da Buzzati'nin ardında bıraktığı iki romanı da azımsanamaycak derecede önemli

30 Nisan 2014 Çarşamba

Jimi Hendrix harmanı


Peter Neal ve Alan Douglas’ın Jimi Hendrix’in ses kayıtları ve notlarından derlediği “Sıfırdan Başlamak”, müzisyenin notalar aracılığıyla insanlarla nasıl iletişim kurmaya çalıştığını gösteriyor. Kitap, okuru Hendrix’in büyük bir adam ve güzel şarkılar yazan ünlü bir müzisyen olmak için çıktığı yolculuğa davet ediyor.
 
 Jimi Hendrix harmanı “Müzik ve sanat öğrenimi görürken aynanın karşısına geçer Jimi Hendrix’in sahnedeki halini taklit ederdim. Ondan çok şey öğrendim, sadece şu lanet gitarı onun gibi çalamıyorum, aslında hiç çalamıyorum.” Bu sözler Queen’in efsane solisti Freddie Mercury’e ait. Bir efsane, kendinden sonra gelen bir başka efsaneyi etkilemiş.
Jimi Hendrix’in kim(ler)den etkilendiği önemli tabii (örneğin Eric Clapton, Beatles) ama belki de kendinden sonraki kuşakta bıraktığı etkiye daha bir dikkatle bakmak lazım. Sıfırdan Başlamak, Hendrix’in kendi sözlerinin (dolayısıyla hayatının) bir dökümü. Kitabın hazırlanmasını; Hendrix’in cümlelerinin derlenip toparlanmasını sağlayan isim Peter Neal. Ona, Hendrix’in ölümünden sonra pek çok albümünde imzası olan Alan Douglas da yardım etmiş.
“PLASTİK PARMAKLI MUHAFAZAKÂRLARA” KARŞI
Kitap, Peter Neal’ın da dediği gibi aslında Hendrix’in kendisi tarafından yazılmış; ölümünden sonra ses kayıtlarından ve notlarından derlemelerle oluşturulmuş. Neal’ın bahsettiği, Hendrix’teki yazma takıntısı ve bol bol verdiği söyleşiler, Douglas’ın da Neal’ın da işini kolaylaştırmış. Anlatılan baştan sona bir hikâye ama Hendrix’in kendisinin anlattığı bir hikâye.
Sözcüklerinden anladığımız kadarıyla Hendrix’in çocukluğu kedince eğlenceli ama bir o kadar da güç geçmiş. Hep bir yerlere kaçma dürtüsü onu bazen okuldan bazen de evden uzaklaşmaya itmiş. Kendisinden başka neredeyse kimsenin, özellikle de babasının Hendrix’in başarılı olabileceğine inanmadığını görüyoruz: “Babamın

24 Nisan 2014 Perşembe

Helene Wecker “Golem ve Cin”


Aynı yarayla bağlananların hikâyesi
1899’da Polonya Danzing’de Otto adında genç bir adam, Yehudah Schaalman adında yaşlı ama çok güçlü bir büyücüye gidiyor ve kendisine eş olarak bir Golem yapmasını istiyor. Golem aslında Yahudi mitolojisine göre kilden yapılarak canlandırılmış bir varlık. Ruhları yok fakat canlı gibiler, sahiplerine bağlı olarak çalışıyorlar ve baktığında insandan ayırt edilemiyorlar. Golem sahibine köle olarak yapılır, bir sahibe bağlanır ve onun emrine girer, amacı bir köle olarak koşulsuz hizmet etmektir. Ama bütün köleler gibi yoldan çıkabildiğinde bütün duvarları yıkan bir yok ediciye dönüşebilir. Golemlerin bir özelliği de insanların, tabii öncelikle sahiplerinin duygu ve düşüncelerini okuyabilmektir. Otto mutsuz bir adamdır, o ilk kez gelenekleri tersine çevirip kendine eş olarak bir Golem istemiştir. Zira o güne kadar hiçbir dişi Golem yapılmamıştır. Bazı özellikler de talep etmiştir büyücüden, çalışkan, zeki ve meraklı olsun gibi… Otto, güzel Golemini bavuluna koyar ve yeni bir hayat kurmak üzere New York’a doğru yola çıkar. Ancak hayat ona izin vermeyecektir, ağır bir hastalığa yakalanmıştır ve New York’a inmezden önce hayatını kaybeder. Ancak ölmeden önce Golem’e komut verip canlandırmıştır. Genç bir kadın ya da daha doğru bir deyişle çalışkan, meraklı, güzel ancak kilden yaratılmış, köle olmak üzere dünyaya gelmiş, insanların duygu

Dile Neşe Açıker 'Evladıma Miras Bu Sevda' kitabından sonra "Denizin hikayesi"



2012 yılında taraftar olma öykülerinin derlendiği 'Evladıma Miras Bu Sevda' adlı kitabından sonra Dilek Neşe Açıker, bu kez bir roman ile karşımıza çıktı.

Destek yayınlarından çıkan 200 sayfalık romanı,“ Hatalarını âşık olduğu adamdan daha çok seven bir kadının hikâyesi” olarak tanımlıyor yazar. Romanda başkahraman Mahur’un kendini arayışına,  zayıf elleriyle hayatın tüm duvarlarını yıkmaya çalışırken yaptığı hatalara ve yalnızlığına denizi ortak edişine hikaye ediliyor.

Ahmet Büke'nin son öykü toplamı okuyucu karşısında: "Yüklük"


 

Memleketin gör dediğini yazan
Ahmet Büke ilk öyküsünü otuz iki yaşında yazdı; bundan yaklaşık on iki yıl önce. O günden bugüne de yazmaya devam ediyor Büke. İlk öykü toplamı İzmir Postası'nın Adamları'ndan bu yana, hemen her yıl, düzenli olarak öyküleriyle buluşturdu okuyucusunu. Buna bağlı olarak da on iki yıllık yazı yaşantısına yadsınamayacak sayıda kitap sığdırdı: Yedi öykü toplamı, bir de gençlik romanı...
Büke, genç bir öykücü olarak çıktığı yolda, her öyküde, her kitapta biraz daha üstüne koyarak ilerliyor. Her durakta da bildiğimizi sandığımız, "bizden" bir dünyanın kıyıda köşede kalmış bir ayrıntısını kendi dünyasına ekleyerek ardında bıraktığı mesafeleri zenginleştiriyor. Kat edeceği

20 Nisan 2014 Pazar

Eduardo Berti'den "Düşlenen Ülke"

 Arjantinli yazar Eduardo Berti'nin "Düşlenen Ülke"sinde okur daha ilk sayfalarda kendisini tamamlanmış, harikulade, son derece berrak ve anlaşılır bir şeyin beklediğini bilir ama Berti zarif bir cömertlikle vaadini kesin olarak yerine getirmeyip okurun düşlemeyi sürdürmesine izin verir. Kitabı, Alberto Manguel'in değerlendirmesiyle tanıyoruz...

 Sevdalı kızın öyküsü (*)
Bir yerde okumuştum, Moğolistan’da bir hikâye anlatmaya hazırlanan kişinin, giriş mahiyetinde, anlatının çağırdığı hayaletler yaşayanların arasına yerleşmesin diye önce bir büyü töreni yapması gerekirmiş. Bu törenin ardından, hikâyesini bitirdiği zaman kahramanların içinden çıkıp geldikleri karanlığa geri döneceğini bildiğinden, rahat rahat anlatmaya başlayabilirmiş. Bu önlemin Batı’da anlaşılıp anlaşılamayacağını bilmiyorum; Batılı yazarlar kibirlidir, hayal ürünü kişilerinin okurları arasında canlanmasını istemekle kalmaz, ölümsüz

13 Nisan 2014 Pazar

Édouard Levé’den “İntihar”

 Édouard Levé’nin “İntihar”ı, hem konusu hem de yazarın hızla gittiği sonu anlatışı nedeniyle ilginç. Kitap, Levé’nin ölümü göz önüne alındığında tamamen bir tasarı metni olarak da görülebilir.

 ‘Yaşamın bir varsayımdı’
Bazı kitaplar, içindekiyle olduğu kadar kendi hikâyesiyle de öne çıkar. Tabii bu aynı zamanda yazarın hikâyesidir. İkisi birbirini tamamlar. Okura da keşfedilecek, soru sorduracak ve kurcalayacak epey malzeme çıkar.
Édouard Levé ismini duymayanlar, onun intiharıyla bu ada aşina oldu. Daldan dala konan bu adam,

Haydar Kazgan'dan "Galata Bankerleri"

 "Galata Bankerleri", Haydar Kazgan’ın finans tarihi alanındaki önemli yapıtlarından biri olarak yazar hayattayken iki cilt halinde basılan yapıtın, tek cilt olarak yeniden gözden geçirilmiş baskısı. Kitabı Cevahir Kayam değerlendirdi...


 Osmanlı finans dünyasının başlıca aktörleri

Türkiye’de iktisat tarihi çalışmaları Batı’ya göre oldukça geç başladı. Bu alanda finans tarihi ise son yıllara kadar neredeyse hemen hiç ilgi gösterilmeyen bir alandı. Prof. Dr. Haydar Kazgan (1921-2009), Türkiye’de finans tarihi alanındaki çalışmaların önünü açıp bu alanda temel başvuru yapıtları sayılacak ürünler ortaya koydu. Ağırlıklı olarak para, banka, sanayi ve şirketleşme tarihi

Serkan Koktay'tan "Valizimde Gölgeler"


Valizimde Gölgeler, ince ve derinlikli bir şekilde işlenmiş hayatların romanı. Kimlik arayışından daha çok insan olabilmenin öyküsü. Karakter, zaman ve mekan çeşitliliği içinde çağıldayan, yaşamın her rengini bulabileceğiniz bir baş yapıt. Okuyanın iç sesiyle hemen buluşabileceği kıvrak bir üslübun sahibi Serkan Koktay’ın karakterleri, toplumsal baskılara maruz kalmış ve farklı kültürlere sahip insanlardan oluşuyor. Hepsinin, geleceğe dair umutlarının çiçekleri kitabın her kelimesinde, sayfa aralarında. Bu kitabı okuduktan sonra kendinize, insana bakışınız değişecek.
Valizimdeki Gölgeler, günümüz okurlarının Salçalı Ekmek ile tanıyıp çok sevdiği Serkan Koktay’ın ikinci kitabı.

E-Kitap - E-book :kitap özetleri, kitap özeti, yeni çıkan kitaplar, romanlar, hikayeler, biyografiler, kitap oku, bedava kitap

9 Nisan 2014 Çarşamba

Christopher Dell'den "Mitoloji"

 Mitoloji, çevremizdeki dünyayı açıklamak için anlattığımız masallara meraklı herkes için el kitabı niteliğinde.

 Azteklerden efsanelerinden Yunan efsanelerine, Roma'nın kuruluş mitinden kilin yaratılış mitlerindeki yerine, baldan süte, kana ve tuza kadar hayali dünyalarımıza eşlik eden bir el kitabı.Her kültürün kendi mitleri vardır. Mitoloji / Hayali Dünyalara Eksiksiz Rehber kitabı insanoğlunun en kalıcı hikâyelerine eğiliyor; yerkürenin her köşesinden efsane örneklerinden yola çıkarak, dünyanın

6 Nisan 2014 Pazar

Umberto Eco “Ortaçağ”

 Umberto Eco’nun editörlüğünde hazırlanan “Ortaçağ”, dönemin tarihi duraklarını, düşünce ve sanat ortamını, bilim ve teknikteki gelişmelerini, edebiyat ve tiyatro eserlerini ve müzik anlayışını pek çok ayrıntıyla ele alıyor. Kitap, bu zaman diliminin hikâyesini anlatırken Ortaçağ’ın ne olup olmadığını ilginç örneklerle açıklıyor.

 Günah keçisi bir çağ

Hepimizin düştüğü bir hata: Bir olay, kişi, herhangi bir durum ya da zaman dilimiyle ilgili kısa yoldan “fikir” yürütmek. Yarım bilginin, önyargı ve kanıların sokağında gezinmek, bizi kestirmeden sonuca ulaştırıyor gibi görünse de onları düzeltmek hayli vakit alıyor. Üstelik bu sokağın zemini

polisiye roman: "Abdülhamid ve Sherlock Holmes"


Tarihin kuytu köşelerinden bir polisiye roman: "Abdülhamid ve Sherlock Holmes"
Yervant Odyan tarafından 1911'de kaleme alınan "Abdülhamid ve Sherlock Holmes", kurgu içinde bir Osmanlı padişahı ile kurmaca bir İngiliz dedektifini yan yana getiriyor. Polisiye bir hikâyesi olan roman, II. Meşrutiyet'in ilan edilme sürecini de kurgunun bir parçası haline getirerek oldukça

Ermiş: İnsan Ruhunda Derin Bir Gezinti

 Lübnan asıllı Amerikalı şair, felsefe yazarı ve ressam Halil Cibran’ın, yayımlandığı günden beri çok sevilen ve bugün de popülerliğinden hiçbir şey yitirmeyen yapıtı Ermiş, hoşgörü ve sevginin biçimlendirdiği, onurlu bir insan yaşamı üzerine hazine değerindeki öğütlerden oluşuyor.
 
 
El Mustafa, on iki yıl boyunca sürgün olarak yaşadığı kentten ayrılma vakti geldiğinde,
 
geride bıraktığı halk ondan kendisine hitap etmesini ister. Surları arasında uzun geceler geçirdiği bu uzak ve “zamansız” kentten kendisini alıp götürmek için gelen gemiye binmeden önce halk

Batman 'Gülen Adam'



Daha önce JBC Yayıncılık’ın Batman çizgi romanlarını yayınlayacağını duyurmuştu. JBC hem Batman ile kalmadı hem de ilk çizgi romanlarını yayınladı. Bunlardan biri de Batman 'Gülen Adam'..

Ferzan Özpetek'ten "İstanbul Kırmızısı"

 Bir tür  film izliyormuş duygusuyla okuyoruz İstanbul Kırmızısı’nı. Usulca içe işleyen, bu yönde tohumlar serpen, ancak sinemacıya yakıştırılabilecek kesmelerle, sıçramalarla farklı yerlere, bunların dayanak oluşturduğu öykülere ilmekler atan bir anlatımla yol alıyor roman.


 Sinemanın çekiminden romanın çevrintisine
Çok yönlülüğe dayalı toplumsal, bireysel bir yaşam kuramadığımız ortada.
En özgür, en özgün tutum, davranışla, işleyişle karşılaşılacağı kestirilebilecek sanat alanında bile kopyacı bir kavrayış sergilemekten kurtulamıyoruz. Sanatta benimsenerek öne çıkarılan bir okulun,

18 Mart 2014 Salı

'Allahaısmarladık' Çanakkale Savaşında Bir Şehidin Günlüğü

 

20 yaşındaki genç teğmenin 24 Mayıs 1915'te başlayan günlüğü, 21 Haziran'da İbrahim Naci'nin şahadetiyle son buluyor. 

... Yeni gelen emirde, 5 günde Akbaş İskelesi'ne gidilecek,oradan da vapur ile Anadolu'ya geçecekmişiz. 

... Ben siperde düşmanla karşı karşıya olmalıyım. Çünkü çarpışmak,boğuşmak istiyorum. Hem ben, kendimin ne olduğunu anlayayım, hem düşman... 

... Şimdi düşünüyorum. Şehit olursam bende mi böyle solgun yapraklı bir kaç kel ağacın dibine gömülüp terk edilecegim ?

Çanakkale Savaşı'nda alay 10'uncu bölükte görevli Teğmen İbrahim Naci'nin tuttuğu ve şehit düştükten sonra da komutanının yazmaya devam ettiği günlük tam 98 yıl sonra ortaya çıktı.

E-Kitap - E-book :kitap özetleri, kitap özeti, yeni çıkan kitaplar, romanlar, hikayeler, biyografiler, kitap oku, bedava kitap

9 Mart 2014 Pazar

Burroughs ve Ginsberg’den “Yage Mektupları”

 Yeni bir var oluşun eşiğinde
5 Şubat 2014, William S. Burroughs’un yüzler kulübüne girdiği gündü. Türkiye’de tam da bu yaşına denk gelecek şekilde yayımlanan Yage Mektupları, deneysellikte ustalaşmış yazarın maharetlerini bize yeniden hatırlatıyor. Kimileri bugün içi epey boşaltılıp olur olmaz her yerde kullanılan deneysellikle Burroughs’unkini karıştırıp buna burun kıvırabilir, aman dikkat. Onun ömrü boyunca yaptığı en önemli şey, bu deneyselliğin hakkını vermekti. Tüm zamanını iflah olmaz bir araştırıcı

7 Mart 2014 Cuma

Kadim Felsefe - ALDOUS HUXLEY

 Cesur Yeni Dünya’nın yazarı Aldous Huxley, Kadim Felsefe’de okurlarını Doğu ve Batı’nın eskimeyen felsefi ve dini geleneklerinde eşsiz bir yolculuğa çıkarıyor. Kitap, Eckhart ve Buddha’dan Gazali ve Mevlana’ya kadar, içsel aydınlanmanın en önemli üstatlarından yapılan alıntılarla çok önemli bir antoloji görevi de görüyor.

E-Kitap - E-book :kitap özetleri, kitap özeti, yeni çıkan kitaplar, romanlar, hikayeler, biyografiler, kitap oku, bedava kitap

Sevinç Kuşları üçlemesinin ilk kitabı "Deccal'in Hatırı"

 'Angara' usulü aşk romanı
Erkin Koray'ın ünlü Ankara oyun havası ne zaman kulağıma çalınsa, aklım ritmden çok sözlerine kayar. "Bu bir Ankara hatırasıdır, Ankara'dan çıkar" der Erkin Koray ve elektronik bağlamanın bilinen ritmi arkadan tıngır mıngır devam eder. Sözlerine gider aklım çünkü bir oyun havası ancak bu kadar duyguyu aynı anda barındırabilir: Romantik, arkadaş canlısı, hırçın, iddalı, sert, naif, absürd, eğlenceli, komik ve alabildiğine ciddi. Tüm bu duygular, aynı anda duyulur bu oyun havasının sözlerinde ve Erkin Koray'ı, Erkin Koray yapan duyguların tamamı bunlar bana göre. Bu duyguların

Orhan Veli aşkı “Yalnız Seni Arıyorum”


 Türk şiirinin efsanesi Orhan Veli aşklarını “Aşkın Resmi Geçidi” şiirinde anlatmıştı. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Yalnız Seni Arıyorum” kitabıyla evli bir kadın olan Nahit Hanım’a yazdığı aşk mektupları ise 64 yıl sonra ortaya çıktı. Ancak, o sıralar Orhan Veli’ye şiirler yazdıran bir başka kadın daha varmış: Bella Eskenazi ya da şairin seslenişiyle; düşes!


Vatan Kitap’ın Genel Yayın Yönetmeni Buket Aşçı'nın hazırladığı yazı gizli aşkı gün yüzüne çıkardı.Yazının bir kısmı şöyle:

Biliyorsunuz, geçenlerde Yapı Kredi Yayınları’ndan bir kitap yayımlandı: “Yalnız Seni Arıyorum/ Nahit Hanım’a Mektuplar” adında. Orhan Veli’nin kısacık ömrünün son üç yılında (1947-1950) sevgilisi Nahit Hanım’a yazdığı bu mektuplar ilk kez, tam 64 yıl sonra, günışığına çıkıyordu. Şu ana kadar hep bir şehir efsanesi olarak konuşulan bu mektuplar gizliydi çünkü daha sonra şair Arif

6 Mart 2014 Perşembe

HAYAT ASKIDA (Roman)



HAYAT ASKIDA

Fotoğraf: HAYAT ASKIDA

 "İnsanların büyük umutları olunca, hayal kırıklıkları da büyük oluyor,” dedim. “Benim hiç büyük hayallerim olmadı,” dedi. “Büyük hayaller kuranlar, hep bir şeyler kaçırdıklarını düşünürler.” Bu cümle sanki beni anlatıyordu. “Onlar için hayatın gizemli bir özü, mutluluğu vardır ama o tadı bir türlü alamazlar,” diye devam etti. Aslında hayatın küçük mutluluklardan oluştuğunun farkındaydım ama sözünü ettiği tadı ben de hep kırıntılar halinde hissetmiştim. Doğruydu; lezzet bir türlü damağıma yayılamıyordu. “Onlar büyük beklentilerle gittikleri filmde, filmin ortasına gelindiği halde, asıl filmin henüz başlamadığını düşünenler gibidirler... Zaman, her şey akıp gider, onlar biterken bile başlayacak olanı beklerler.

” O bunları söylerken, içimde eski İstanbul’un bir caddesi belirdi. Arnavut kaldırımlı bu caddede bir tramvay durağı vardı. Bir adam her gün o durağa yürüyor ve varlığı müphem bir tramvayın oradan geçmesini bekliyordu. Zihnimde beliren öyküyü anlattım onlara: “Bu adam “Mutluluk” tramvayını bekliyormuş. Çünkü rüyalarında o tramvayın kendisini yeşil mantolu, güzel bir kadına götürdüğünü görürmüş. Masal bu ya, adam tramvayların üzerindeki yazıların semt isimleri olduğunu da bilmezmiş. İstanbul’un “Mutluluk” adında bir semti olsaydı dahi, oraya giden tramvayın bir vaat içinde değil, sadece belediye memurunun çizdiği hat içinde bulunduğunu anlamaktan uzakmış. Saçları o durakta ağarmış.” Bu naif öykü, Selinay’ı gülümsetti. 

Bunun üzerine öyküye bir ek yapma gereği duydum: “Belki, bir sonraki durakta da her sabah tramvaya binip işine giden yeşil mantolu bir kadın varmış. Bindiği tramvaylarda sürekli yolculara bakar, rüyalarında görüp, hafızasına nakşettiği bir yüzü ararmış her daim. Bu yüz bahsettiğimiz adamın yüzüymüş. Ne yazık ki, adamımıza rüyalarını yanlış yorumlamışlar. Eğer mutluluğun o adı taşıyan bir tramvay değil, bir simge olduğunu söyleselermiş, eskiden yaptığı gibi o yolu yürüyecekmiş ve bir sonraki durakta rüyasındaki kadını görecekmiş. Beklemek yerine gelip geçen herhangi bir tramvaya binseymiş yine sonraki durakta, mutlaka birbirlerine rastlayacaklarmış. Ama her ikisi de, bir ömür beklemeye devam etmişler. Oysa aralarındaki mesafe yürüyerek beş dakika sürüyormuş.” Selinay, “Hoş bir öykü,” dedi. “Evet, bazen sihirli değnek elimizde ya da yanı başımızdadır, ama biz onun farkına varmayız.”

 HAYAT ASKIDA (Roman)
"İnsanların büyük umutları olunca, hayal kırıklıkları da büyük oluyor,” dedim. “Benim hiç büyük hayallerim olmadı,” dedi. “Büyük hayaller kuranlar, hep bir şeyler kaçırdıklarını düşünürler.” Bu cümle sanki beni anlatıyordu. “Onlar için hayatın gizemli bir özü, mutluluğu vardır ama o tadı bir türlü alamazlar,” diye devam etti. Aslında hayatın küçük mutluluklardan oluştuğunun farkındaydım ama sözünü ettiği tadı ben de hep kırıntılar halinde hissetmiştim. Doğruydu; lezzet bir türlü damağıma yayılamıyordu. “Onlar büyük beklentilerle gittikleri filmde, filmin ortasına

4 Mart 2014 Salı

Türkiye'nin Ezber Bozan Haber Gazetesi: En eski "Binbir Gece Masalları" kitaplaştırılıyor....

Türkiye'nin Ezber Bozan Haber Gazetesi: En eski "Binbir Gece Masalları" kitaplaştırılıyor....: Bilinen en eski "Binbir Gece Masalları" yeniden kitaplaştırılıyor. Pek çok film, senfonik beste ve edebiyat eser...






bilinen,en eski,osmanlıca,Binbir Gece,Masalları,kitap,tarih
Computer - Internet Technology Design World --------------- Bilim ve Toplum - Bilim ve Teknik -- -------------------- internet,oyun,bilgisayar,bilişim,Programlama,Bilim Network,Msn,Yahoo,messenger,Gmail,Hotmail,Cep, İPhone,Android

2 Mart 2014 Pazar

Efsanevi folk müzikçi Woody Guthrie’nin tek romanı "Toprak Ev", Türkiye’de

 "Bu toprak senin toprağın…"
Geçen ay, 27 Ocak’ta, Pete Seeger’ın ölüm haberi geldiğinde, derin bir sızı duymuştum yüreğimde. Haberi gazete için toparlamaya çalışırken, Amerikan folk müziğine yepyeni bir yön vermekle kalmayan, insan hakları savaşımını müziğinin ayrılmaz bir parçası kılan Seeger’ın bir zamanlar çok

27 Şubat 2014 Perşembe

Orhan Veli'den aşk mektupları: "Yalnız Seni Arıyorum"


Henüz otuz altı yaşında yaşamını yitiren Orhan Veli'nin, 1947 ve 1950 arasında, Nahit Hanım ile yaşadığı aşkın belgesi niteliğindeki mektuplar okuyucu karşısında. "Yalnız Seni Arıyorum" adı altında kitaplaşan mektuplarda, Orhan Veli'nin şiirlerinde gördüğümüz karakterinin farklı bir yansımasını görüyoruz.

 Metuplarda kalmış bir aşkın belgeleri

Ahlaki yönü her zaman tartışılır topluma ve koskoca bir edebiyata mal olmuş isimlerin, özel yaşamlarının okurlara sunulması. Dedikodularda, anılarda değil belki ama günlük ve mektuplarda daha bir öne çıkar bu tartışma. Kimi, yapılanın yazarın edebiyatına bir katkısının olmayacağını düşünerek önü sürer bu fikri. Kimi ise sadece, bugünlerde de sıkça duyduğumuz "özel yaşamın

Sinan Akyüz'ün, yeni romanı Piruze ve Oğulları

 Piruze Şam’da Bir Türk Gelin kitabı Şam’da tutkulu bir aşkla evlenen Piruze’nin üç çocuğundan ayrılmasıyla bitiyordu. Yeni roman ise Piruze’nin oğullarına kavuşma çabasının sarsıcı yüceliğine ortak ediyor okuru.