Translate

Deliler Kasabası

16 Mayıs 2014 Cuma

Keruoac ve Ginsberg’ün mektupları


‘Kurtaracağız Amerika’yı sevgisizlikten’
Beat Kuşağı’nın ağababalarının yayımlanmayan hiçbir malzemesinin kalmadığını düşünenler yanılıyor. Yanılan bir başka grup ise onların güncelliğini yitirdiğini söyleyenler. İlk grup için üzücü haber mektupların, belgelerin henüz çok azı yayımlanan kıyıda köşede duran kişisel notların varlığı. İkinci gruptakilerin canını sıkacak olansa Beat Kuşağı’nın ürettiklerinin, bugün yaşanan kimi çürümeleri o günlerden görmeleriyle ilgili.
Halis Beatlerin, zamanın “ruhuna” karşı başkaldırısı, bugün dünyanın dört bir yanında filizlenen direniş kültürünün de esaslı bir örneğiydi aslında. Ortaya koydukları her ürün, yaptıkları her eylem kendi dönemlerinin kokuşmuşluğunun bazen çılgınca bazen aklı başında bazen de ağzı bozuk bir eleştirisiydi.
Vakit buldukça birbirine sarmış, hatta kimi anlarda en sert eleştirileri ya da en samimi yorum ve düşüncelerini paylaşmışlardı. Bunun örneklerini mektuplarda buluyoruz. Beat yazarlarının aralarındaki mektuplaşmalardan bir kısmı yayımlanmıştı. Özellikle troykanınkiler (Burroughs-Keruoac-Ginsberg mektuplaşmaları). Bu kez Keruoac-Ginsberg ikilisinin birbirine yazdığı mektupların neredeyse tamamı karşımızda. Keruoac’ın ölümünün hemen öncesine dek (1944-1969 arası) süren yazışmalarda itiraflar, yapmacıksız eleştiriler, kendileri dışındaki Beat çetesi üyelerine sataşmalar ve tanınmadan öncekiyle dünya çapında bilinmelerinin ardından hissettiklerine dair duygular dikkat çekiyor. İkilinin mektupları, Beat Kuşağı’nın nasıl ete kemiğe büründüğünü; hareketin temellerinin atılıp binanın nasıl inşa edildiğini göstermesi nedeniyle de önemli. Ayrıca her ikisinin iç dünyasını tanıma yolculuğunun da seyir defteri bir bakıma bu mektuplar. Tabii hepsinden öte büyük dostluğun tarihi kayıtları.
KOCA BİR PARANTEZ
Keouac’ın ve Ginsberg’ün birbirine yazdığı mektupların haddi hesabı yok. Bill Morgan ve David Stanford tarafından derlenen bu malzeme yığını, iki editörün de dediği gibi aslında Keruoac’la Ginsberg’ün ileri görüşlülüğünün ürünü. Çünkü iki yazar da gönderip aldığı mektupların neredeyse tamamını saklamış; Keruoac’ın ölümünden sonra Ginsberg bulabildiği bütün malı özenle istiflemiş.
Bu mektupların bir özelliği, ikilinin kapasitesini fark edişinin ve dünya görüşünün yerli yerine oturuşunun bir yansıması. Tabii çoğu anda serbest çağrışım yine işbaşında. Mektuplar, Keruoac ve Ginsberg’ün yapıtları arasına açılmış koca bir parantez. Büyük bir derinlik ve aynı ölçüde naiflik beraber yürüyor. Belki de bu yüzden en büyük sıkıntı veya coşkularını hemen her mektupta, bazen duru biçimde bazen yerinde bir küfürle birbirine aktarıyorlar. Yani hep olduğu gibi otosansüre gerek duymuyorlar. Bu, birbirine yakınlaştıklarında da birbirinden uzaklaştıklarında da böyle.
Kerouac ve Ginsberg’ünki öyle bir yakınlık ki herhangi bir kitabı yaratır veya şiirin peşine düşerken
olumlu ya da olumsuz eleştirilerle birbirinin en büyük destekçisine dönüşüyorlar. Örneğin Ginsberg, Kerouac’a “Jack, kitabın büyük bir balon, kendini fazla ciddiye alıyorsun” diyebiliyor, muazzam. Yeri gelmişken mektuplarda, hem Ginsberg’ün hem de Kerouac’ın kült kitaplarının oluşumuna dair izler, ikilinin birbirine fikir verişi ve elbette kavgada söylenmeyecek sözlerle yapılan ama dostluğun hatırıyla eğlenceli hale gelen edebi ve samimi değerlendirmeler de var. Kerouac, yazdıklarıyla ilgili olarak Ginsberg’den büyük destek görürken gözümüze Beat Kuşağı’nın öbür baba isimleri (Burroughs, Cassady, Solomon…) çarpıyor. Dolayısıyla 1940’lardan 1950’lere uzanan yıllarda akımın ABD’den Meksika’ya çizilen geniş yayla serpilişine de tanıklık ediyoruz.
Kerouac ve Ginsberg, okuyup yazdıkları üzerine birbirine mektuplar yollarken zaman zaman belli ayrıntılarla ilgili anlaşmazlığa düşüp sonra bunları çözüyor. Ardından tekrar sakinleştiriciler, yeni arayışlar, uyuşturucu, seks ve yazılar geliyor. Ne zaman bir çıkmaz sokakla karşılaşsalar hemen iyi niyetli dostluklarıyla kendilerine bir yol açıyorlar. Üstelik kimi dostları Ginsberg’ü düzyazı konusunda ikna etmeye çalışınca o da güzel kafasıyla açılan o yoldan geçerek buna yanıt veriyor: “Bill ve Ansen bana düzyazıyı denememi söylüyor ama neden bahsettiklerini anlamıyorum, imkânsız bir şey, masa başında oturup soyutlamaya teğet geçen yazılar yazıp durmak öldürür beni (…) Elimden geleni yapıyorum kendime işkence etmeden. Düzyazı yazmak senin için bir işkence gibi durmuyor ama benim için gerçekten sinir bozucu. Yazdığımız nesirler öylesine boktan ki.”
Gerek Kerouac gerek Ginsberg her mektupta, hem kendisini hem de birbirini keşfediyor. Bir yazışmada Gisnberg’ün “dünya beni içine çekti” deyişine benzer şekilde satırlar çoğaldıkça ikili birbirinin içine çekiliyor. Dostluk pekişiyor, hatta yakınlıkları dostluğun ötesine taşınıyor. Her sayfa, büyüyen bir sevgiyi, kıskançlığı, paylaşımı, kavgayı ve bunların hepsini içeren sağlam bir coşkuyu doğuruyor. Bu coşku, her ikisinin de çok sık aralıklarla çıktığı içsel yolculuğu besliyor ve buradaki deneyimleri birbirlerine aktarmalarını sağlarken zaman zaman kopsalar da birbirlerinin yerine koyacak pek fazla kimse olmadığını hatırlatıyor.
“ŞAİR VE ŞEHİRLER KENDİNİ TEKRARLAYIP DURUYOR”
ABD’nin utanç günlerinde gidip gelen mektuplar, Kerouac’ın ve Ginsberg’ün farklı bir evren düşü kurduğu izlenimini uyandırıyor. Aslında her ikisi de o halleriyle bugünlerde sık sık dillendirilen “başka bir dünya mümkün” deyişinin o zamanki en önemli sesi. Yaşayışları, özgürlük anlayışı, eylemleri ve yapıtları hep oraya dokunuyor, mektuplarda da aynı damarı yakalıyor. Yığınla ebleh arasında o kadar keskin zekâ bazen derin bunalımlara sürüklese de Kerouac ve Ginsberg, birbirinin dediğini anlayan adamlar olarak söz konusu durumun üstesinden gelmeyi beceriyor.
Fakat Beat Kuşağı’yla ve kitaplarla gelen şöhret, Kerouac’ı bunaltırken Ginsberg görece daha memnun. Daha da yakınlaşma beklentilerinin yerini böylece ağır ağır açılan mesafe alıyor. Kerouac şöhretin, akıl sağlığını bozan bir şey olduğunu söylerken Ginsberg, Beat Kuşağı’nın git gide yükselen üyesi haline gelir ve şöhretini olabildiğince kullanır. Mektuplarda çokça karşımıza çıkan bir başka şey, iki yazarın dosyalarını bastırma, yayımlatsalar da asla bitip tükenmeyen yaşama savaşı. Birbirine bu konuda dert yanan Kerouac ve Ginsberg yayıncılardan, editörlerden ve ticari anlayıştan mustarip. Her çıkıntı yazarın başına gelen tökezlemelerin yarattığı kaygı, Kerouac-Ginsberg mektuplarında büyük bir açık sözlülükle ortaya saçılıyor.
Kerouac’ın sıkıntısı öyle bir noktaya varıyor ki bazen, Ginsberg üzerinden; ona yazdıkları aracılığıyla içini döküp “edebi olmayan deli saçmalıklarından kurtulmak gerektiğini”, uzaklara gitme zorunluluğunu, “Girit’in incir ağaçları gölgesinde altın şiirler yazmanın” şart olduğunu vurguluyor. Kerouac’ın 2 Kasım 1959 tarihli mektubundaki “şair ve şehirler kendini tekrarlayıp duruyor, dünyanın değişme zamanı geldi; kimse inanmıyor aydınlanmaya, mesela müşfik huzura, müşfik sessizliğe” cümlesi nasıl bir hayali olduğunu da gösteriyor.
Mektupların tamamı, Kerouac ve Ginsberg arasındaki derin sevginin ama daha önemlisi saygının bir yansıması. Ginsberg’ün “kurtaracağız Amerika’yı sevgisizlikten” cümlesi de aynı saygı ve sevgiyle oluşan coşkudan çıkıyor.
Mektuplar aynı zamanda ikisinin hayatının, hem ortak hem de ayrı ayrı bir kaydı. Bu uzun ve sıkı yolculuk, zaman zaman boşluklar bırakılan bir destana benziyor. Mektupların her biri romandan daha roman, şiirden daha şiir. Fakat bir yandan da onlardan farklı. Tam da bütün bunlar nedeniyle çok değerliler.
(“Kalem ve Yaşam” dizisinin editörü Yankı Enki’ye ve kitabın çevirmeni Seda Ersavcı’ya bu muazzam kitapla bizleri buluşturduğu için teşekkür etmek de şart.)
alibulunmaz@cumhuriyet.com.tr
Jack Keruoac-Allen Ginsberg: Mektuplar/ Yayına Hazırlayan: Bill Morgan ve David Stanford/ Çeviren: Seda Ersavcı/ İthaki Yayınları/ 620 s.


E-Kitap - E-book :kitap özetleri, kitap özeti, yeni çıkan kitaplar, romanlar, hikayeler, biyografiler, kitap oku, bedava kitap