Translate

Deliler Kasabası

7 Mayıs 2011 Cumartesi

ANDRE MAUROİS İnsan Sarrafi

İNSAN SARRAFI

KİTABIN YAZARI ANDRE MAUROİS / ÇEVİREN : (ALİ AVNİ ÖNEŞ)

YAYINEVİ VE ADRESİ DOĞAN YAYIN HOLDİNG A.Ş. / İSTANBUL

BASIM TARİHİ 1995

KİTABIN YAYIM MAKSADI EDEBİYAT DİZİSİ



KİTABIN ÖZETİ :



İnsanlık tarihinden itibaren toplumlar arasında en çok merak edilen konular arasında ölüm ve ölümden sonra hayat ve ruh ilk sıralarda yer almıştır. Filozoflar ve toplumlar, bu konular üzerinde değişik metot ve anlayışlara sahip olmuşlardır. Her biri, ölümsüzlük ve ruhun ölümsüzlüğü hususlarında değişik görüşler sarf etmişler, kimileri kendilerinden öncekileri takip etmiş, kimileri o zamana kadar hiç duyulmamış, ve insanların kabullenmeleri daha zor olan görüşler beyan etmişler; kimileri de dogma anlayışlara kilitlenip kalmışlar. Fakat günümüze kadar bu konular üzerindeki araştırmalar devam edegelmiştir...




Yazar, Dr.James’i savaş yıllarında (1914-1918) tanımıştır. Dr.James, yazarın irtibat subayı bulunduğu tümene hekim olarak atanmasıyla, yazarla olan dostlukları filizlenmeye başlamıştır. Savaş zamanının korkunçluğuna rağmen aralarındaki dostluk ikisi içinde hoş bir anı olarak kalmıştır.



Ancak, şartların bir araya getirdiği bu iki insanın dostluğu, savaşın sona ermesiyle yine şartlı olarak, yazılan bir mektuptan sonra unutulmaya yüz tutmuş bir hale gelmiştir, ta ki 1923 baharına kadar.



British Museum’da araştırmalar için Londra’ya gelen yazar, kendini yalnız, hüzünlü ve yorgun bulduğu bir günde, Dr.James’in Londra’da olduğunu hatırlar. Kısa süren bir araştırmadan sonra doktorun adresini bulur. Büyük bir heyecanla doktorun çalıştığı odanın kapısına geldiğinde, “Acaba uzun bir aradan sonra beni görmekten hoşnut olacak mı?”, yoksa “Birkaç nazik cümlenin ardından kendimi tekrar Londra’nın hüzünlü bacaları ve bakımsız kulübeleri arasında mı bulacağım?” endişeleriyle kapıya vurur ve doktorla karşılaşır. İlk karşılaşma anından ve aralarında geçen fazla içten görünmeyen diyaloglardan sonra yazar sıkıldığını hisseder, tedirgin olur ve neşesi kaçar. Çünkü, ona en canlı manevi zevkleri tattırmış olan, savaştaki ortak sıkıntılarını paylaşan, yaralı arkadaşları için ortak şefkat duyan iki insanın bütün duyguları, dünya görüşleri üzerinde yalınkat şekiller gibi ölmüştür.



Yazar ve doktor bu sıkıcı ortamdan kurtulmak için hastane odalarını gezmeye başlar. Yaşlı bir hastanın ölmek üzere olduğunu duyan doktordaki ani heyecanlanma ve tavır değişikliği yazarın dikkatini çeker. Beraber hastanenin diğer bölümlerini gezdikten sonra, akşam yemeğinde buluşmak üzere ayrılırlar. Yemekte buluşan iki eski arkadaş, askerlik hatıralarını andıktan sonra, “Ruhun ölmezliği ve ruhun ölümden sonra somut olarak gösterilmesi” konularında tartışmaya başlarlar. Yazar, ruhun bedenle birlikte yok olduğunu, doktor ise ölümden sonra ruhun yaşadığına inanmaktadır. Kendini ispatlamak amacı güden doktor, hastaneye kadar gitmek zorunda olduklarını söyler.



Söz edilen hastane odasına gelindiğinde yazar, gündüz ölmek üzere olan yaşlı hastanın ölmüş olduğunu görür ve ne olup bittiği hususunda kafasında soru işaretleri oluşmaya başlar. Doktor ve yardımcısı, yazarın kafasında oluşan soruları yanıtlamak istercesine harekete geçer ve yaşlı adamın üzerine bir deney düzeneği kurarlar. Yapılan deneyde, ölümü takip eden saatler içinde cesedin ağırlığının belli aralıklarla azaldığını ispat ederler. Doktor, bu ağırlık azalmasının sebebini kendi düşüncesinin dayanağı olduğunu ifade eder. Yazar bu deneyden, arkadaşının insan ruhunu maddi usullerle aradığını düşünür ve doktordan açıklama yapmasını ister. Doktor ise, insan ruhunu aramadığını, maddeye bağlı olan, ona henüz keşfedilmemiş özelliği veren bir enerjiyi, yani hayatı aradığını söyler. Hatta bütün canlılarda “hayat akışkanı” denilen bir madde bulunduğunu ispata ve hatta bu akışkanda ruhu ve maddeyi aramak ve sonra nasıl birleştiklerini göstermek amacı güttüğünü söyler.



Olaylar yazarı öyle bir durum içerisine sokar ki, yazar kendini bu deneyde bir araştırmacı, bir asistan olarak görmeye başlar. Bu durum, onun gördüklerini Fransa’da bulunan bir fizikçiye anlatmasına neden olur. Fransız fizikçi, yazarı dinledikten sonra doktorun cam fanus altında topladığını zannettiği ve topladığı enerjiği ultraviyole ışınları ile somutlaştırabileceğini anlatır. Deneğin gidişatını değiştireceğine emin olarak İngiltere’ye dönen yazar, doktora gördüklerini anlatır.



Bir gün, yapılacak deneyi bir an önce görebilmek için Saint Bernabee hastanesine gelir. Deneyde yazarın hemen her gün hastaneye giderken gördüğü bir satıcı ölü olarak büyük bir cam fanusun altında yatmaktadır. Ayrıca ultraviyole aleti, tam fanusun tepesine ışın vuracak şekilde yerleştirilmiştir. Deney başladıktan kısa bir süre sonra fanusun tepesinde mavimtırak bir sis belirmeye başladı. Acaba bu sis doktorun aradığı “hayat akışkanı” mıdır? Şekilsiz bu sis daha sonra yumurtamsı bir görünüş alır. İkisinin de merak ettiği şey gerçekten o yumurtamsı sisin satıcıya ait ruh mu olduğudur? Bunu bilememekte ve açıklayamamaktadırlar...



Yazar Saint Bernabee hastanesine o kadar sık gelmektedir ki, diğer doktorlarla da tanışma, hatta ahbap olma fırsatı bulmuştur. İşte o doktorlardan biri, doktor Diggby, Dr. James’in son aylarda yaptığı deneylerden haberi olduğunu ve bu deneylerin ona büyük zararlar verebileceğini, yakın arkadaşı olarak da yazarın bu işten onu caydırması gerektiğini anlatır. Sebep olarak, Dr. James’in Edith Philips adında çok güzel bir tiyatro oyuncusuna aşık olduğunu, bu kızın ölümcül bir hastalıkla pençeleştiğini ve doktorun kızı kaybetme korkusu içinde yaşadığını, bu deneyleri de bu sebepten ötürü yaptığını gösterir.



Yapılan deneylerden kendini alıkoyamayan yazar, doktorun iki kadavranın ruhlarını bir cam fanusta toplaması deneyi sırasında tüm bunların bir zalimlik olduğunu düşünmeye başlar. Çünkü yazara göre,” ölmek uyumaktır” ve bu kadar zahmetli bir yaşamdan sonra insanlara uykuyu ve dinlenmeyi haram etmenin zalimlik olduğunu söylerek cam fanusu kırar ve oradan ayrılır.



Aradan birkaç gün geçtikten sonra yazara bir mektup ulaşır. Mektup, doktordan gelmektedir ve kendisini anlayışla karşıladığını ve acele hastaneye uğraması gerektiği yazmaktadır. Bunun üzerine yazar, kendini cezbeden bu deneylerden vazgeçemez ve hastaneye geri gider. Doktorun sakinleşmiş ve sevinçli yüzü, bir önceki deneyin aksine, birbirini seven ve beraber yaşayan iki insanın cesedinden çıkan sis bulutunun (ruhların), tek bir fanus içinde daha parlak bir ışık olarak ortaya çıktığını anlatmaktadır. Gerçekten de, yakın bir sirkte çalışan ikiz kardeşlerin cesetlerinden çıkan sis bulutu çok parlak ve görülmeye değerdi. Sonuçta doktor aradığını, yani birbirini seven iki insanın ruhlarını ölümlerinden sonra beraber yaşatmayı başarmıştır.



Yazara göre deneyler bitmiştir ve kendisinin Fransa’ya dönmesi gerekmektedir. Doktora ayrılacağını söylemek üzere hastaneye gider ve ayrılacağını belirtir. Doktor bu ayrılıktan hoşnut değildir. Hoşnut olmadığını belirten birkaç cümleden sonra yazardan bir yardım dileğinde bulunacağını ve bu yardımı nerede, ne durumda olursa olsun yapması gerektiğini söyler ve yazara söz verdirir. Yazar Fransa’ya döndükten kısa bir süre sonra doktor James’in çok sevdiği Edith Philps ile evlendiğini öğrenir ve bu duruma çok memnun olur.



Yazar, 1928 yılının ocak ayı ortalarında, hastalanmış olan bir arkadaşının Kopenhang’ta vereceği bir konferanstaki yerini almak için bu şehre gider. Trende yazarı bir telgrafçı karşılar. Telgraf Dr. James’ten gelmiştir ve acele Londra’ya gelmesini istemektedir. Yazar telaşlanır, çünkü oraya gitmesi için gerekli zaman ve vasıta sıkıntısı vardır. Fakat, sözünde durması gerekmektedir ve adrese gitmek üzere yola koyulur. İki günlük bir gecikme ile adrese varır, kapıyı Dr. James’in hizmetçisi açar ve bayan James ile Dr. James’in öldüğünü ve kendisine iki mektup bıraktığını anlatır. Mektuplardan, doktorun yazardan neden yardım istediği anlaşılmaktadır: Doktor arkadaşından eşi ve kendisinin ruhlarını, yaptıkları deneylerdeki gibi , bir cam fanus içinde beraber yaşatmasını istemektedir.



Mektupta istenilenleri yapmak için vakit geçmiştir ama bir fırsatı olabileceğini düşünen yazar cesetlerin yerini sorar. Fakat cesetler, yazarın gecikmesi nedeniyle belediye ekipleri tarafından defnedilmiştir. Artık yazar için tek umut vardır, doktorun deney düzeneğini önceden hazırlamış olması ve karısının ölümünden sonra kendini öldürüp bu deneyi başlatmış olması . Hizmetçiye deney odasının yerini sorar, odaya girdiğinde, bütün deney düzeneğinin görevliler tarafından kırıldığını görür . Artık hiçbir şansı kalmamıştır. Arkadaşına verdiği sözü gerçekleştirememenin acısı içerisinde Paris’e döner .