Translate

Deliler Kasabası

10 Mayıs 2011 Salı

Zamanımızın Bir Kahramanı - Lermontov

Zamanımızın Bir Kahramanı - Lermontov





Kayşavur Vadisine girdiğimde, güneş karlı dorukların arkasında saklanmaya başlamıştı bile. Bir Oset olan arabacım, karanlık basmadan önce Kayşavur Dağı'na çıkabilmemiz için durmadan kamçılıyordu atları,
sesinin olanca gücüyle de türküler söylüyordu. Ne tatlı bir yerdir bu vadi! Yeşil sarmaşıklarla örtülü, çınar ağaçlarıyla taçlanmış kızıl kayalar ve aşılmaz dağlar yükselir çevresinde; suların oyduğu sarı yarlar, uzakta tepelerde karların altın saçakları; aşağıda kasvetli, kara bir derbentten gürültüyle fışkıran adsız bir dereyle birleşen Aragva Irmağı gümüş bir iplik gibi uzanır, bir yılanın derisi gibi parıldar. Kayşavur Dağı'nın eteğine gelince bir hanın yanında durduk. Yirmi kadar Gürcü ve dağlı toplanmıştı burada, bağırıp duruyorlardı; biraz ötede, geceyi geçirmek için bir deve kervanı konaklamıştı. Arabamı bu uğursuz dağa çıkarabilmek için mut- laka öküz tutmam gerekiyordu, çünkü güz gelmişti bile, yerler buz içindeydi; yol ise iki kilometreden uzundu. Elden ne gelir: Altı öküzle birkaç Oset tuttum, içlerinden biri bavulumu sırtladı, ötekiler de öküzlere yardım etmeye koyuldular, ama yardımlarını sadece bağırmakla yapıyorlardı. Arabamın arkasından, tepeleme yüklü olmasına rağmen, dört öküzün kolaylıkla çektiği başka bir araba geliyordu. Bu durum şaşırttı beni. Arabanın arkasında, gümüş kakmalı Ka-barda çubuğunu tüttürerek, sahibi yürüyordu. Sırtında apolet-siz bir subay üniforması, başında tüylü bir Çerkez kalpağı vardı. Elli yaşlarında görünüyordu; yanık teni, yüzünün Kafkas güneşine alışık olduğunun belirtisiydi; vaktinden önce ağarmış bıyıkları dimdik yürüyüşüne, dinç görünüşüne yakışmıyordu. Yanına yaklaşıp selam verdim. Usulca aldı selamımı, sonra da koca bir tütün dumanı çıkardı ağzından. - Anlaşılan sizinle yol arkadaşıyız.