Translate

Deliler Kasabası

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Nilüfer Açıkalın'dan çıldırtan öyküler

Tiyatro oyuncusu Nilüfer Açıkalın, gözlerinin görmeden geçemediği ayrıntılardan yola çıkarak yazdığı ''Çıldırtan Öyküler''le 10 sene önce çıktığı öykü yolculuğuna devam ediyor.
Açıkalın, çocukluğundan bu yana var olan gözlem yeteneğinin oyunculuk sayesinde iyice gelişip biçimlendiğini belirterek, ''İsimleri ve rol icabı ezberlediklerim dışındakileri pek aklımda tutamam ama fotoğrafik bir hafızam var. Yazarken bunun çok yararını görüyorum'' dedi.
Sokakta gezerken yakaladığı bir izlenimin kocaman bir öyküye dönüştüğünde hissettiği mutluluğu ancak aşka benzetebileceğini ancak bunun bile hafif kalacağını söyleyen Açıkalın, ''Çünkü dünyevi aşk gelip geçici öyküyse kalıcıdır. Yazabilmek benim gözümde aşktan daha kıymetli'' diye konuştu.
Bir öyküye son noktayı koymanın bazen çok zor bazen de çok kolay olduğunu ifade eden sanatçı, öyküleri kitapta toplu bir şekilde gördüğü anda ise öyküyü hangi zorluklarla ya da nasıl bir halde yazdığını tamamen unuttuğunu anlattı.

''Bu öykülerin bazıları normal doğum bazıları sezeryan ama sonuçta sağlıklı bir şekilde kucağa düşen bebeler gibi her biri'' diyen Açıkalın, öykülerini şöyle tanımladı:

''Yazmak özgürlüğümdür"
''Doğunun Sufi'lerinden Abdülkadir Geylani demiş ki 'bir şeyi tamamlamadan ona başlama'. Öykülerim de tam hazretin işaret ettiği gibi aklımda bitiyor sonra yazıyorum.
Öykülerim yazım dili ve kurguları nedeniyle birbirinden çok farklı. Okuyucuyu avucunun içine alıyor, bırakmıyor ve her zaman taptaze kalacaklar. Çünkü nefes aldıklarını hissettirirler, kanlı canlıdırlar, şiddetli ve şefkatlidirler, narin ve nazik bir şekilde kaba-sabadırlar, gözünü budaktan sakınmaz öykülerim. Aklımı çivi gibi, ok gibi, bıçak gibi, silah gibi korkmadan kullanarak yazarım. Yazmak özgürlüğümdür.''

Yazmaya kendisi için önemli olan yüce değerler olan annesi, babası, Atası, gökyüzü, yağmur için şiirler yazarak başladığını kaydeden sanatçı, sonra hikayeler yazmaya başladığını anlattı. İlk şiirlerinden bu yana yazdığı şiirlerin hala durduğunu ama öykü olduğunu ilk hissettiği metni kaybedince onları bir mücevher gibi itinayla saklamaya başladığında lise yıllarında olduğunu açıklayan Açıkalın, ''Kimbilir o öykünün belki de kaybolması gerekiyordu. İlklerin sonu hep biraz hazin oldu hayatımda o yüzden devamına neşe katmak için tuhaf bir mizah duygusu geliştirdim. Çok eğleniyorum hayatla'' dedi.
Öykülerinde otobiyografik yanlar olmadığını söyleyen Nilüfer Açıkalın, ''Sadece hislerimden ve gözlemlerimden yola çıkarak yazıyorum. Bazen bildiğim, yaşadığım bir öykü yazılmak istiyor, bazen de tamamen herşey kendiliğinden gelişiyor. Kendi hayatım ayrı bir hikaye, benim ilgimi çeken, öykü kahramanlarımın ete-kana, elle tutulur, gözle görülür bir hale dönüşen halleri, hayatları, bir anları, bir günleri ya da bir anda hayatlarının başkalaşması'' ifadelerini kullandı.
Nilüfer Açıkalın, hiperaktif yapısı ve dengesiz ruh hali nedeniyle enerjisini zaptetme ve yönlendirmenin yolunu yazarak bulmasaydı şimdi bir katil, bir deli ya da en iyi ihtimalle bir ölü olabileceğini anlattı.
Kendisini oyunculuğuyla tanıyan çoğu izleyicinin yazar olduğunu hala bilmediğini dile getiren sanatçı yazarlık ve oyunculuğun hayatının birbirini besleyen, birbiriyle çoğalan iki ayrı yanı olduğunu vurguladı. Açıkalın, yazar olmasaydı oyuncu, oyuncu olmasaydı da yazar olamayacağını belirtti.
Açıkalın, oyunculuk konusunda ise son dönemde dörtnala koşmak için sabırsızlanan yılkı atı hissiyatında olduğunun altını çizdi.

''Öyküleri kelebeğe benzetiyorum"

Öykü yazmanın roman yazmakla hiçbir alakası olmadığını savunan Açıkalın, şunları söyledi:
''Öykü başlı başına romandan çok farklı bir tür. Öykü okumak da yazmak da başka bir alışkanlık biçimi. Öyküyü romana bir geçiş, bir basamak gibi algılamak çok yerleşik bir düşünce, bunun altında da romanın daha çok okunduğu inancı var. Ben böyle düşünmüyorum. Öykünün özel bir okuyucusu var. Çoğu roman öyküden daha çok satabilir ama bu okunduğu anlamına gelmez. Öykü okuru ise seçicidir. Öykü okumak okuma alışkanlığını tetikler, sonrasında belli bir okuma alışkanlığı geliştirmiş olan okur, zaten bir tek kitaba takılıp kalmaz. Roman, öykü, bir uçta şiir, gazete, dergi. Ve bu böyle sürer gider, aksi taktirde hayat çekilmez olurdu.

Roman yazma disiplini ile öykünün ki de birbirinden apayrı şeyler. Yazım aşaması açısından öyküleri başınızın üstünde uçuşan kelebeklere, romanı da içinde kelebeği gizleyen kozaya benzetiyorum sanırım.''
Yazmak konusunda belli koşulları olmadığını ifade eden Açıkalın, dağınık ortamları huzurlu, düzenli ortamların da güvenli olduğunu düşündüğünü vurguladı. ''Öykülerimi kurarken dağınık, yazarken düzenliyimdir'' diyen Açıkalın, bir metne yoğunlaştığım zaman şehrin gürültüsü varsa ve rahatsız olduğunu hissediyorsa yüksek sesle müzik dinlediğini anlattı.
Bir birey olarak var olan sosyal sorunlar karşısında bir duruşu olduğunu dile getiren sanatçı, ''Sosyal sorunlara kayıtsız kalmadığım gibi hak savunma noktasında geri de durmuyorum. Yapı olarak gözünü budaktan sakınmayan biriyim. Daha çok çocuklar, öğrenciler ve kadınlarla ilgili olan sorumluluk projelerinde yer alıyorum. Bunların içinde kayıp Anneleri, çocuk esirgeme kurumları, yurdun çeşitli yerlerinde yapılan kitap ve okuma günleri, şiddet ve hayvan hakları ve doğa savunucularıyla ilgili konular var ki bu konuları irdelemek insani vazifeler zaten'' diye konuştu.
Nilüfer Açıkalın, ilk öykü kitabından bu yana hayatında değişen ve dönüşen şeyleri şöyle anlattı:
''10 sene önce kabuğumu kırıp öykülerimi ortaya çıkarmasaydım da şimdi hala yazıyor olurdum. Artık yazdıklarımın okuyucusuna ulaşacağından yüzde yüz emin olan bir yazarım. Yazım dilim ilk kitabımda da olduğu gibi şaşırtıcı, kıvrak, hedefi onikiden vuran ve özgün haliyle harikalar yaratmaya devam ediyor. Yazarlık duruşuma gelince biraz değişti. Eskiden yazarlığımı entelektüel bir dille anlatmaktan aciz hissederdim kendimi, üzülürdüm ama bunu hiçbir zaman başaramayacağımı anladığımda üzülmekten vazgeçtim. Artık yazarlığımla ilgili soruları içimden geldiği gibi yanıtlıyorum korkmadan. Çünkü sonunda iş konuşur. Öyküler orada. Çıldırtan Öyküler ve diğer yedi kitap.''
Hiçbir zaman kitap çıkarma düşüncesiyle öykü yazmadığını belirten Açıkalın'ın 15 öyküden oluşan 8. öykü kitabı ''Çıldırtan Öyküler'' Mart ayında satışa çıktı.