Translate

Deliler Kasabası

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Bekir Coşkun - Başın Öne Eğilmesin

Başına bir şey gelen Türkiye'dir

Coşkun"Başın Öne Eğilmesin"de "köylerdeki" maceralarını anlatıyor ve asıl tehlikeye işaret ediyor.
Cumhuriyet Gazetesi yazarı Bekir Coşkun’un kaleme aldığı “Başın Öne Eğilmesin” Coşkun'un “Büyük suçlar”ı sığdıramadığı kitabı ‘Başın Öne Eğilmesin’de gazeteciliğe ilk adımını attığı haberinden, her söylediği “doğrunun” ardından gezdiği “köylerdeki” maceralarını anlatıyor.
Kitabını “Cumhuriyet Kadınlarına” ithaf eden Coşkun, kitabı kaleme alma gerekçesini “Gazeteciler daha çok başkasının başına geleni yazarlar. Ben de polis muhabirliğimden bu yana bunu yapmıştım. Ama bu sefer ‘başına bir şey gelen’ ben olsam dahi sanki ben değilmişim gibi geldi bana” değerlendirmesiyle ortaya koyarken, asıl tehlikeye de işaret ediyor“... Başına bir şey gelen Türkiye’dir.
Kitap Coşkun’un deyimiyle bir “hesaplaşma” ya da “suçlama” kitabı değil. Hesaplaşma ya da suçlama yerine “tespit” diyor kitabı için. Coşkun’un burnunun direğinin sızladığı, gözlerinin buğulandığı yer tam da Türkiye’nin gözlerinin yaşardığı yer, “Medyanın siyasi iktidara biat ettiği, toplumunu kandırdığı, olup bitenleri milletinden gizlediği yerde ne özgürlük, ne insan hakları, ne demokrasi, ne hukuk olur.”
‘Duydun mu, seni kovmuşlar’
Bekir Coşkun kitapta yer yer yüreğinin kapılarını ardına dek açıp can evindeki sızılarını gösteriyor. Asıl fotoğrafta ise Türkiye’nin “elbirliğiyle” götürülmek istendiği “meçhul” var.
“Onuncu Köy”üne nasıl vardığını anlatıyor dalgasını geçe geçe. Bildiği doğrudan vazgeçmedikçe ufukta yeni köyler belirir, Bekir Coşkun için. Onuncu Köy’ünden ayrılma vaktinin geldiğini ise tam da Eskişehir-İnegöl arasında öğrenir. Arayansa “kürek arkadaşım” dediği Emin Çölaşan: “Duydun mu, seni kovmuşlar.” Karanlığı yara yara ilerleyen otobüste kırgın, küskün bir sessizlik.

Haberlerden başlıklar: ‘İlk bertaraf Bekir Coşkun...’
O gün için Bekir Coşkun’a kulak verelim: “Bir gün önce aklına, izanına, bilincine güvendiğim halk, çağdaş bir ülke olma yolunu tıkayan totaliter yapıya ve onun getirdiği anayasa değişikliğine ‘evet’ demişti... Ve aradan daha 48 saat geçmeden ben gazetemden kovulmuştum...”
16 yıl boyunca çalıştığı Hürriyet’teki odasının bulunduğu katta yaşadıkları. Emin Çölaşan ile yaşadıkları o günleri “Tadı damağımızda kalmış eski çocukluk şakaları” diyerek aktarıyor, geride kalan çocuksu mutlulukları. Kemanıyla kemancı için bahşiş toplamasından tutun da birbirlerine “hayranları” ağzından yazdıkları davetkâr mektuplara kadar...

‘Boynumuza boğma teli geçirdiler’
“O benim Cumhurbaşkanım olmayacak” yazısından sonra Başbakan Tayyip Erdoğan’ın hiddetlenip getirdiği öneri ileri demokrasi tarihindeki yerini alır: “Beğenmiyorsan çek git!” İktidarın tüm isteklerine boyun eğer hale gelen gazete patronları da hırsı ateş topuna dönen hükümetin gazabından kurtulamamıştı.

‘Kayseriliye dokunmasın’
Gazetenin o dönemki Ankara Temsilcisi Enis Berberoğlu arar ve yukarının “Kayseriliye bir süre dokunmasın” isteğini iletir. Bu istek Coşkun’un tadını kaçırmaya yeter de artar bile: “Geçenlerde de bana Manisalıya dokunma (AKP’nin üçüncü adamı Bülent Arınç’a) demiştin. Manisalı, Kayserili, Rizeli... İyi de bu Urfalı ne yapacak, bu gidişle devamlı kedileri mi yazacak?..”
Coşkun, Hürriyet’te yazılarına ara verdiği günlerde gazetenin sahibi Aydın Doğan ile odasında bir araya gelir. Doğan sözlerine “Senin şerefine güvenerek, aramızda kalsın bu konuşmalar” diyerek başlar. Coşkun o konuşmaları yazmaz ve “zaten dışarısını ilgilendiren ekstra-önemli şeyler değildi söyledikleri” der ama bir ekleme yapar: “Bir büyük medya kuruluşunun sahibi patron, ülkeyi giderek istila eden siyasi iktidarın baskısından bıkmış ve bezmişti.”

Boynumuzda boğma teli var
O günlerde herkesin dilinde olan ve merak ettiği soruyu sorar Coşkun patron Doğan’a, “Size tasfiye edileceklerin listesi geldi mi?” Aydın Doğan’ın yanıtı kısa ve nettir: “Geldi!”
Listenin ikinci sırasında Bekir Coşkun, üçüncü sırada ise Oktay Ekşi... Anlar ki, “Cumhuriyetin tüm kurumlarını yerle bir etmek isteyen iktidar ‘boğma telini boynuna dolamıştı’ patronun. Anladım ki çakallar bir sarı inek daha istiyorlar.”
Bekir Coşkun için uzakta, adresi belli olmayan bir köy daha görünür: “Belki vazgeçebilirdim; ama hep patron Aydın Doğan’ın bir telefon açmasını bekledim...” Beklenen telefon gelmeyince pılını pırtısını toplar, Cunda’ya gider. Uzakta bir yerde Aydın Doğan’ın hep “Boynumuza boğma teli geçirdiler” dediğini düşünür, Coşkun.

Ya Erdoğan ararsa!
Bekir Coşkun’un Habertürk’te yazması istenir. Coşkun, tek sorunun yanıtını arar: “Peki size de baskı olmayacak mı? ‘Susturun şunu’ derlerse... Tayyip Erdoğan ararsa?..” Sözler, güvenceler derken başlar yeni bir macera... “O bilinmez elden” yine liste gelir. Listenin en başında yine Bekir Coşkun vardır. Listenin “gereği” yapılmasa ne olurdu ki? Kitaptan okuyalım: “İşte o zaman Tayyip Erdoğan çıktığı kürsüde şu sözleri söylüyordu patronlara: ...Ben mi aldım onları işe... Sen aldıysan, maaşını sen veriyorsan, gerekeni yap... Sonra gelip benim kapıma ağlama...” Yeterince açık...
12 Eylül referandumuna sayılı gün kalırken, gazete yönetiminin isteği üzerine Bekir Coşkun, haberi olmadan “hastalanır”. Sonra Fatih Altaylı uğraşır didinir ama hüküm değişmez. Coşkun yersiz yurtsuz kalır... Ta ki sonuncu köyü Cumhuriyet’e gelene kadar...