Translate

Deliler Kasabası

3 Mayıs 2011 Salı

Enis Batur'un kaleminden Alexande Vallaury

Enis Batur'un kaleminden Alexande Vallaury

Enis Batur'un Hayalet. Büyükada Rum Yetimhanesi ve Alexandre Vallaury için bir fotoroman denemesi, adlı kitabı Norgunk Yayıncılık tarafından Nisan 2011 de yayınlandı.
Kitapta Enis Batur'un; “Kapsamlı bir monografiyle, gecikmeli bile olsa selâmlanmalı,” dediği Osman Hamdi’nin “mimar-ı şehîr” unvanıyla taçlandırdığı, aralarında Büyükada Rum Yetimhanesi’nin de bulunduğu yapıların mimarı Alexandre Vallaury okura tanıtılıyor.

Kitabın tanıtımı İstanbul Fransız Kültür Merkezi’nde 20 Nisan’da açılan aynı adlı sergiyle birlikte gerçekleşti.


Enis Batur’un kaleminden Alexande Vallaury

Kitabın “Mimar-ı şehir, Karakalem Portre” başlıklı önsözünde hakettiği ilgiyi en az gören figur dediği Alexandre Vallaury hakkında ve sergi üzerine şu noktaların altınnı çiziyor;


Alexandre Vallaury, 2 Nisan 1850’de, Levanten bir ailenin çocuğu olarak İstanbul’da doğdu. Beyoğlu’nun sisli geçmişinin olağanüstü muhtarı Said N. Duhani'yi, mahalleyi karış karış dolaştırırken sözü ona getirir: “Union Française’le aynı sırada, (Meşrutiyet Caddesi) no. 225’te Bayan Hayat Atabinen’in şirin mülkünü görüyoruz. Apartman haline dönüştürülmeden önce, sahibinin, onu binbir özenle inşa etmiş bulunan M. Vallaury’nin, özel konutu olarak kullanılmaktaydı. M. Vallaury İstanbul’un en iyi mimarlarından biriydi: Osmanlı Bankası, Düyunu Umumiye ve İdarece kullanılan başka binalar onun özenleriyle kurulup yükselmiştir. Tabelâsı ‘Opera Naum’un (Hristaki Pasajı) yanında sallanan bir pastacı-şekerlemecinin oğlu olan M. Vallaury hayatta istediği herşeye kavuşmuş bir adamdı; bir ‘şeref unvanı’ eksikti; onu da — bildiğime göre — Türkiye’deki Fransız sefâretinin resmî ve tutucu mimarından hiçbir zaman koparamadı”.

Orta öğrenimini Saint-Joseph Lisesi’nde yaptığı varsayılıyor. Paris’te Ecole des Beaux-Arts’da besbelli uzatmalı (1869-1878) bir eğitimden geçerek mimarlık diplomasını almış.
On yıl sonra, Paris’e, Uluslararası Fuar’daki Türk Tütün Pavyonu’nun mimarı olarak dönmüş. Geri kalan ömrünü İstanbul’a adadığını biliyoruz: Cercle d’Orient, Karaköy Hanı, Afif Paşa Yalısı, Osman Reis camii, Haydarpaşa’daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne, öteki yapıları arasında.

Hem Osman Hamdi Bey ile, hem D’Aronco’yla omuz omuza çalışmış, yakın dostları olmuş. 1901 İstanbul Salonu’nun en etkin katılımcılarından biri. Taksim’deki evini neredeyse bağımsız bir müze boyutlarına taşıyan koleksiyonculuğundan sözediyor Régis Delbeuf.

Yeterince sokulamadığımız yabanî bir adayı andırıyor, üstü tozla kaplı yaşamı oradan çekip çıkarılacaktır yakında.

İstanbul’da yaşayan herkes, bir mahallede değilse bir başkasında, Vallaury’nin yapılarıyla göz teması kurmuştur. Ben, yapılarla asıl ilişkinin gövde temasıyla başladığına inananlardanım. Mimarın tasarladığı çoğu binayı gördüm, kimilerinin içine girdim, vesileler birkaçına daha fazla sokulmamı sağladı: Otuz yıl önceydi, uzunca bir süre, hayat zorladıydı, Pera Palas’ta kaldım; yıllar yılı çalıştığım kuruma ait oldukları için, Bağlarbaşı’ndaki, içinde olağanüstü bir duvar resmini Avni Lifij’in imzaladığı Abdülmecid Efendi köşkünü ve Yeni Karaköy Hanı’nı yakından tanıma olanağım oldu. Ama, Vallaury’ye yönelik ilgimi yoğunlaştıran, son yıllarda etrafında dolandığım, kapısı ‘mühürlü’ tutulduğu için bir türlü sokulamadığım Büyükada Yetimhanesi’nin cüsseli silûetiydi, belirtmeliyim.

Orfanotrofio, Japonya’daki bir ahşap karkaslı külliyenin ardından, yeryüzünün en büyük ahşap ikinci yapısı sayılıyor. Yarım yüzyıl yetimhane olarak kullanıldıktan sonra yarım yüzyıl kapalı tutulan, yazgısına terkedilen görkemli bina, 2010 yılının son mevsiminde esaret koşulundan kurtuldu. 2005’de, etrafında pervane, siyah-beyaz fotoğraflarını uzaktan, bahçe duvarının dışından çekmiştim. Mıknatısına kapılıp kaldığımı bilen Ayşe ve Alpagut Gültekin, bir sergi tasarısıyla kapımı çaldıklarında, içeri adım atma olasılığı yükselmişti.
Yarı güneşli bir Kasım günü ziyaret gerçekleşti. Bu kez renkli fotoğrafa yönelmeyi yeğledim.

Dönüş vapurunda, akşam ağır ağır inerken, gizlice tüttürmek için dışarı çıktım: Büyükada’nın tepesinde gördüğüm dolgun bir bulutu gülümseyen bir insan yüzüne benzettiğimi kimseye söylemedim.