Translate

Deliler Kasabası

3 Mayıs 2011 Salı

Okumalar

Michel Tournier'ın 'Dışrak Günlük'ünü bitirdim, Le Vent Paraclet'den ilerliyorum. 'Extime', Fransızcada olmayan bir sıfat, oysa 'dışrak' bizim dilimizde var, öyleyse daha iyi bir karşılık aranmalı.
'İntime'le zıtlaşmak istemiş yazar, içini döken bir günlük tarzına mesafeyle yaklaştığını göstermek, başlıktan duyurmak istemiş. (Tournier'nin, 'ben edebiyatı' yaptığı gerekçesiyle Proust'a içerlediğine değineli çok olmadı).

Çağırıcı bir yan var o başlığın. Üstüne üstlük, sözde 'ben'ine ayna tutmak istemiyor ama, bunu olsa olsa bir maske takarak yapıyor: Baştan uca, onun perspektifine kilitli günlük yazısı, ara sıra yadırgatıcı bulduğum nergizsemeler (bu da bizim dilimizde henüz görülmemiş bir sözcük) fırlıyor sayfaların arasından: Evini kaç devlet başkanının ziyaret ettiğinin altını çizmesi, Mitterand'ın gelişlerinden söz ediş biçimi itici göründü bana.


Gene de, ikide bir söylüyorum, cins yazar Tournier. Kendime yakın bulmasam da, yazdıklarını keyifle, beslenerek okuyorum - Journal Extime'i de o duygu ve düşünce alaşımı içinde tamamladım.

Le Vent Paraclet'nin ikinci bölümü Le Roi des Aulnes üzerine kurulu (kitap zaten kendi kitapları üzerine kurulu). Orada, Bach'ın Füg Sanatı'ndan etkilendiğini yazdığı sayfaları üst üste iki kez, hoş bir şaşkınlıkla okudum. Bu bilgiye (bilgi sayılırsa tabiî) Acı Bilgi'yi yazarken sahip olsaydım, selamımı çakardım.

Şimdi çakıyorum.

***

Cortazar'ın Omar Prego'yla söyleşilerine başka bir ayrıntının peşi sıra dönmüştüm aslında, şiirle ilgili bölümü yeniden okudum - arada Salvo el Crepuscelo'yla tanıştığım için gereksinme duydum buna. Oradan, Son Raund'a sıçradım.

Ayşe Nihal Akbulut, 'permutation'a karşılık olarak 'devşirilen'i kullanmış, doğru değil bu eşleştirme: 'Yerdeğiştirim' denmeliydi. Queneau'ya adanmış o metin Oulipo oyunlarına göndermelerle ilerler. Kaldı ki, Prego'yla söyleşisinde açıklık getiriyor iyice, o metne. Yan yana okunmaları sağlama yapmayı kolaylaştırıyor.

Cortázar'ın şiirlerini de, şiir yazmasını da yadırgamış çevresindeki ve uzağındaki edebiyatçılar. Aralarından, 'patetik kötülük'te bulanlar bile çıkmış. Bir Güney Amerikalı tutuculuğu buluyor o yaklaşımda Cortázar, çoğunun onaylamadığını sessiz kalışlarından anlıyor. Söz konusu tutuculuğun, yaşamöykü yazımında doruğa çıktığını söylüyor bir başka söyleşi seansında - başka şey bana kalırsa.

Tavrın, Güney Amerikalılara özgü olmadığı kanısındayım. Önce ve ağırlıklı olarak nasıl tezahür etmişseniz, o rafa yerleştirilirsiniz. Aldırmaz, farklı yazın türlerine açılırsanız, Camus'ye değinmiştim, yargılar da bölünür, sonuçta hiç yazmamış olmanızı dilemeye dek götürürler insafsızlıklarını.

Gelgelelim, her şeyi en iyi siz yapıyorsunuz, yapacaksınız diye bir karşıkural da koyamazsınız. Cortázar, keşke şiirlerini savunmasaymış!

Bu bir yana, 'permutation' uygulamaları gerçekten de oyun düzleminde kaldı çoğu kez. Queneau, Perec, Matthews ilginç yoklamalar yaptılar şüphesiz; Renga kitabı hoş bir uygulamaydı - ama Roubaud'yu ayırırsak, Şiir'e asal bir yol çıkmadı buradan. Mallarmé'ye dek indirmiş çizgiyi Cortázar, bana kalırsa bir zorlama çabası. Yeni Roman konusunda söyledikleri, aynı dönemin deneysel şiir arayışları bağlamında da geçerli bulunabilir. Ne yazık ki tek söyleşi kitabı bu, Cortázar'la yapılan; partöneri bir gazeteci eninde sonunda, yazınsal açıdan yeterli denkliği sağlayamamış, hamle yapmaya doğal olarak çekinmiş. Aynı durumla, Octavio Paz'ın söyleşi kitabında da karşılaşmıştık.

Bizim, son dönemde ortaya çıkan genç şairlerimizin deneysel arayış içinde olanları, daldıkları sahayı yeterince tanıyorlar mı? Sözgelimi, 'permutation' sorununa eğilen oldu mu aralarında? Heves'i, Mahfil'i, Güntan ve benzerlerinin ürünlerini izlerken, sık sık, arkalarındaki evrensel ve yerel deponun içeriğinden geniş ölçüde bihaber oldukları duygusuna kapılmadan edemedim - umarım yanılmışımdır.

Dönemler gelir geçer. Hep öyle olmuştur. Geride pek çok meçhul asker mezarı bırakırlar.