Translate

Deliler Kasabası

3 Mayıs 2011 Salı

Görsel Sanatçılar Ansiklopedisi

Görsel Sanatçılar Ansiklopedisi

Türkiye'nin önde gelen sanat tarihçi-eleştirmenlerinden Kaya Özsezgin'in hazırladığı Görsel Sanatçılar Ansiklopedisi, hayatta olan ve olmayan; genç, orta, eski kuşak; hemen hemen bütün görsel-plastik sanatçıları kapsamaya çalışmasıyla, alanında öncü bir özelliğe de sahip.
Ansiklopedik boyutta çalışmaların bizde ne kadar eksik olduğu düşünüldüğünde, bu ansiklopedinin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Unutulmasın ki, görsel-plastik sanatların nesnel kriterlere kavuşabilmesi ve sanatçılar hakkında doğru bilgiler edinilebilmesi için ansiklopedik çalışmalar çok önemli. Kaya Özsezgin'in bu çalışması, bu alanda önemli bir boşluğu dolduruyor.


Son yıllarda sanat, özellikle plastik sanatlar alanında, önemli gelişmeler yaşanıyor. Gerek genç sanatçıların sanat ortamına ve 'sanat piyasası' denilen ekonomik işleyişe dahil olması gerekse de yaratıcı ve özgün çalışmaların ortaya çıkması, bu alanda önemli gelişmelerin, giderek de sanatsal rekabetlerin doğmasına sebep oluyor.

Bu rekabet ortamı, 'taklit' ve 'özgünlük' gibi olguların ve bu olgular üzerinden yapılan tartışma ve eleştirilerin de gelişmesine yol açıyor. Bir eserin taklit veya özgün olduğunun, bir sanatçının bilimsel ve nesnel bilgilerinin nelerden ibaret bulunduğunun yeri ve kanıtı da aynı zamanda yayımlanan nesnel özellik barındıran, nitelikli ansiklopediler ve sanat sözlükleri olacak.

Plastik sanatlar dünyası da sanatın diğer alanları gibi nicelik çoğalımına paralel bir niteliği maalesef yaşamıyor. Niteliği arttıracak, nesnel ölçülere yakın değerlendirmelerin yapılacağı alanlar da yine o dal üzerine yazılan-yapılan incelemeler, değerlendirmelerle mümkün. İşte ansiklopedi olgusu ve kültürünün de böylesi bir bilimsel özelliği var. Orada hangi sanatçının olduğu, özgeçmişi, eseri nesnel bakış açısı noktasında değerlendirilir ve böylelikle hem özgün, taklit eserler konusu, kimin kimden, hatta ne zaman etkilendiği esinlendiği olgusu bir parça belirginlik kazanır hem de hangi sanatçının nasıl bir biyografiye, geçmişe ve sürece sahip olduğu ortaya çıkar.

Ansiklopedik boyuttaki çalışmalar, sanatçılar hakkında yapılacak araştırmalar için de başlangıç noktası oluşturur. Hem bir doküman ve belgedir bu yönüyle ansiklopedi hem de bir çıkış noktası. Kaya Özsezgin'in de üçüncü baskısı yapılan Görsel Sanatçılar Ansiklopedisi'nin böylesi zengin ve anlamlı özelliği var.

Burada hem Türkiye'de genç kuşak sanatçıları dahil olmak üzere görsel-plastik sanatçıların çoğunu görmek olası hem de bütün kuşakların biyografik, görsel bilgilerine ulaşmak mümkün. Bu ansiklopedi Türk görsel sanatçılarının çağdaş dökümünü ortaya koyması bakımından da hem tarihsel hem güncel hem de bundan sonra gelecek nesiller için anlamlı, bilimsel bir özelliğe sahip.

Türkiyeli sanatçılar üzerine ansiklopedik bilgiler vermek, bu konuda yeterli kaynaklara sahip bulunmadığımız bir noktada hayatta olan ve olmayan sanatçılarla ilgili referans bilgileri toparlamak amacıyla hazırlanan bu kitap, Türk görsel-plastik sanat dünyası için çok önemli.

Hemen hemen Türkiye'de bir ilk olarak da karşımıza çıkan ansiklopedik sözlük, ilk (YKY, 1994) ve ikinci (YKY, 1999) basımlarının ardından genişletilmiş ve güncelleştirilmiş yeni basımıyla okurların karşısına çıkıyor.

Çeşitli yetişim ve eğitim koşullarından gelen sanatçıların, özellikle 2000'li yıllardan sonra sayıca artış göstermesine ve sanatçı gruplarının bu artışa paralel bir yoğunluğa ulaşmasına karşın, bilgi iletişimini sağlayacak kaynakların yok denecek kadar az olması nedeniyle bu ansiklopedinin önemli bir boşluğu dolduracağı düşünülüyor.

Öyle ki aynı zamanda bu ansiklopedi, sanatın ve sanat kültürünün bilinçli bir şekilde ele alınıp değerlendirmesine de aracılık edecek. Çünkü sanatsal üretim, birikim, piyasa, nitelik ve yaratıcılık gibi olgular ancak bilimsel bir tasnif, anlatım ve belge ortaya konulduğunda sağlam bir kalıcılık kazanabilir. Yoksa süpekülatif bir sanat alanı meydana çıkacak ve bunun da ne sanatçılara ne sanat ortamına ne de ülkeye beklenilen düzeyde yarar getirecek. n



Görsel Sanatçılar Ansiklopedisi/ Kaya Özsezgin/ Doruk Yayınları/ 560 s.

Masalın cinsiyeti

Melek Özlem Sezer'in Masallar ve Toplumsal Cinsiyet adlı kitabı, masalların ufkuna farklı bir açıdan yaklaşan bir çalışma. Sezer, incelemesinde masallardaki egemen kültüre vurgu yapıyor.

Aydın AFACAN



Masal da mitos gibi doğanın, doğaya ilişkin öğelerin 'insanlaştırıldığı' bir hayal gücünün ürünü. Dayandığı mitolojik tabanın 'canlı' uzantılarından biri olarak görülmesi bundan. Mitolojik düşünmenin bütün kültürün ortak tabanı olduğu göz önüne alındığında, masala da insanlığın deneyim ve birikimlerinin taşıyıcısı olma işlevi yüklenmiş olması bir bakıma doğal sonuç. Bu da masalın işlevinin, 'insanlaştırılmış' doğaya ilişkin 'eğlencelik' öykülerin anlatılmasıyla sınırlı olmadığı; geleneksel öğelerin kuşaktan kuşağa aktarılması, yeniden-üretilmesi gibi işlevleri üstlendiği anlamına gelir.

Çeşitli araştırmalardan ortaya çıkan sonuçlar, masal anlatıcılarının ses, mimik türünden öğelerin eşlik ettiği maharetleriyle içimize işleyen bu ürünün bazı açılardan pek de 'masum' olmadığını ortaya koyar. Masal, taşıdığı kültürel ve ideolojik içerikle, çocuğun anlam dünyasını kuşatan ve oraya derinden işleyen tasarımıyla, Aarne'den Propp'a, Tolkien'e ve günümüzün çeşitli araştırmacılarına değin ilgililerini epey uğraştırmıştır. Diğer yandan, masalın 'öteki'ne ilişkin bazı tasarımların biçimlenmesinde de rol oynadığı açıktır. Aslen Doğu'ya ait olsa da Borges, Edward Said, Rana Kabbani gibi yazarların vurguladığı gibi Batılı bakış açısının biçimlendirdiği Binbir Gece Masalları bu konuda çarpıcı bir örnek.

Masallara derinden işleyen cinsiyetçi yaklaşımı, erginleme törenlerinden kahramanlık mitine, 'güdüsel bağlar'a uzanan bir alanda çeşitli antropolojik, psikolojik ve yazınsal bilgilere/ kaynaklara dayanarak ele alan kuramsal bir çevre oluşturduğu Masallar ve Toplumsal Cinsiyet adlı çalışmasında Sezer, bu çerçeve ışığında değişik masalları inceliyor.

Yeniden üretimine masalların da katıldığı egemen kültürün, kadını, 'sessizlik' ve 'sorgusuz itaat' yoluyla edilgin ve bağımlı bir konuma sürüklediği; dahası bu bağımlı kişiliğin 'bağımsızlık korkusu' ile pekişerek 'yerleşik' bir hale geldiği örneklerle tartışılıyor kitapta. Bağımlı (sadık, itaatkâr, merhametli, uyumlu) tipten 'femme fatale'e, kadının masaldaki konumlandırılışı üzerinde durulurken yer yer tarihten örnekler de aktarılan incelemede, masalın bu bağlamda üstlendiği 'eğitsel rol'ün, toplumların ortak bilinçdışında nasıl yer ettiğine ilişkin bir ufuk da sunuluyor.

Yazar, böylelikle bu yönde bir duyarlılık geliştirmeyi amaçlıyor. Sezer, bunu yaparken, bu alana emeği geçmiş biri olarak, masalın, hayal dünyamızda bir tür olarak önemini vurgulamaktan geri durmuyor elbette.

Kadına cinsiyetinden ötürü yapılan bu türden atıflar, yazılı kaynaklara bakıldığında İnanna /İştar mitosuna değin iner. Başka bir açıdan bakıldığında ilginç olan bir nokta da onca doğurgan ve 'dişil' tahayyülün, kadını konumlandırma biçimi. Konusuyla olmasa bile taşıdığı motiflerle egemen anlayış her keresinde farklı tarzlarda yeniden üretilir.

Sezer'in kitabını okurken, ister istemez Binbir Gece'nin Şehrazat'ını anımsıyor insan. Zorba Şehriyar'a masal anlatırken içinde bulunduğu durumu düşünün! Kendisinden önce hükümdara 'eş' olmuş kızların akıbetine ilişkin korkusu içten içe işliyor masallar boyunca. Ama eşsiz hayal gücünün kazandığı 'zafer' yine de 'iktidar'ın izin verdiği sınırlar içinde.

İşte, Melek Özlem Sezer'in de içinde bulunduğu yazarlar, bunun artık böyle olmayacağını işaret ediyor. Borges'nin esin yüklü deyişiyle 'binbir gecenin sonsuz zamanı kendi yolunda ilerliyor.' Artık önemli bir 'fark'la... n



Masallar ve Toplumsal Cinsiyet/ Melek Özlem Sezer/ Evrensel Basım Yayın/ 192 s.