Translate

Deliler Kasabası

3 Mayıs 2011 Salı

Türk Mizahçıları Nüktedanlar ve Şairler

Hiciv oklarıyla donanmış bir dil, mizah muhafazasına yerleştirilmişse inanın insanı öldürmez süründürür. Böyle bir dilden yararlanmış insanın vay haline! Mizah, hiciv oklarının açtığı yaraya ekilen tuz gibidir. Bu yüzden de yarayı alan uzun süre iyileşemez ve o yaranın izini de hayatı boyunca taşır. Bir de hiciv oklarının yayı işin erbabı tarafından çekilmişse… İşte o zaman kapanmaz bir yaraya sahip oldunuz demektir. Türk tarihi, “Sözün meclisten dışarı” kalkanı adı altında sarfedilen nükteler açısından oldukça zengindir. İnce ve kıvrak zekaların, bir mimar ustalığı ile yüzyıllardır ördüğü bu hiciv ve mizah binaları hala ayakta… Hilmi Yücebaş da bu binaların cazibesine karşı koyamamış ki bu binaları ve banilerini tanıtmaya talip olmuş ve Türk Mizahçıları / Nüktedanlar ve Şairler adı altında geniş bir zaman dilimine yayılan nükteleri, “kubbede hoş bir seda” bırakan meşhur nüktedanları ve mizahçıları bir araya toplamış…

Bu kitabı okurken tahmin edemeyeceğiniz kadar eğlenecek, nükteleri üreten beyinlere büyük bir hayranlık duyacak, aynı zamanda da hiciv oklarının hedefi olmadığınız için kendinizi çok şanslı hissedeceksiniz!
ÖNSÖZ
Türk Mizahçıları adını taşıyan bu kitabın, halk arasında hazır cevap; aydınlar arasında nüktedan vasfını alan unutulmaya yüz tutmuş hoş sohbet insanlarla mizah şairlerimizi bir araya getirmesinden başka hiçbir iddiası yoktur. Bu kitap hazırlanırken, herhangi bir metot da göz önüne alınmamış; okuyucuya bilgi ve neşe veren, bir mizah demeti olarak sunulmuştur.
Mizah, herkesin anlayış ve zekâ kudretine göre değişen lastikli ve kaypak bir mevzudur. Bunun içindir ki Mark Twain:
Halk, yazılandan veya söylenenden ziyade canının istediğine güler, der.
Hiciv, şathiyat, zevkiyat, mutâyebat, mudhike, fıkra, nükte, lâtife, espri gibi çeşitli manalar taşıyan mizahı, merhum Ahmet Rasim, ‘hadiselerin kabak duruşu” ve Hüseyin Rahmi de “hadiselerin, şahısların kılıflarını çıkarmak sanatı” olarak tarif etmiştir.
Mizah edebiyatımız:, ciltler dolduracak zenginlikte bir hazinedir. Böyle ufak bir kitapla, bu edebiyatı okuyucuların huzuruna çıkarmak imkânsızdır. Bugüne kadar mizah edebiyatımızın mazisini ve gelişmesini belirten özlü bir eser meydana getirilememesi, bu işin ancak ciddî bir tetkik ve tetebbu İle başarılabileceğini açıkça göstermektedir. Mizah muharrirlerimizle karikatür üstatlarımızı başka bir ciltte toplamak düşüncesiyle, biz bu kitapta sadece nüktedanlarımız ve mizah şairlerimizden örnekler vermekle yetindik.
Eskilere göre, vakarlı ve ciddî bir insan için, gülmek, ayıp sayılırdı. Sonraları bu telâkki değişmiş, her nükteyi güler yüzle karşılayan bir nesi] yetişmiştir. İnsanî konulan ele alan mizah Üstatlarımız, şöhretlerini, memleket sınırları dışına ulaştırmaya muvaffak olmuşlardır.
Geçmiş yıllarda, halk ve esnaf topluluğunda olduğu gibi, devlet büyükleri ve sohbet ehli kimseler arasında da mizah ve hiciv çok rağbette idi. Mizah ve nüktenin, bir hikmet dersinden daha tesirli olacağına inanılmıştı. Bunun içindir ki ecdadımız her fırsatta daha nükteli ve cinaslı konuşmaktan zevk duyardı.
Mizah ve nükte yaparak güldürmek, mizahlı yazı yazmak, başarılması en zor bir zekâ işi olduğu gibi; gülmek biraz da insanların gülme kabiliyetlerine bağlıdır. Mizahçının işini güçleştiren de budur.
Bugünkü mizahçılarımızın güldürmek kabiliyeti kadar, insanların gülme kabiliyeti de azalmıştır.
İnsanın gözünü, gönlünü açan ve biraz da Allah vergisi olan mizah, iyi bir şeydir. Nice müşkül hadiseleri bile alaya alan insanlar, hayatta daima Üzüntüsüz yaşamışlardır. Çeşidi halk tabakaları arasındaki mizah ile kültürlü insanların yarattıkları mizah, cemiyette daha başka tesirler yaratır.
On sekizinci yüzyıl ortalarında başlayıp İkinci Abdülhamit devrinde sesi kesildikten sonra, Meşrutiyetin ilânı İle sayılan çoğalan ve Karagöz, Âlem, Boşboğaz. Gıdık, Alay, Hayal, Kalender, Geveze. Perde. Falaka. Dalkavuk, Kalem, Cem.Aydede, Davul. Etek, Yuha, İncili Çavuş, Malûm, Gecekuşu, Hande, Nekregû. Guguk, Lâklâk, Zuhuri, Cingöz gibi yerli mizahın en güzel örneklerini sahifelerinde toplayan gazete ve dergilerin yerini. bugün, yabancı dillerden aktarılan devşirme bir mizah almakta ve yeni nesilde mizaha meyledenler pek azalmaktadır. Bugünkü yerli mizahımızı, yeni nesil sadece Akbaba ve Dolmuş mecmualarında ve günlük gazetelerde okumaktadır.
Mizah, tenkit vazifesini görmekle beraber, ciddî içlerle uğraşmaktan yorulmuş dimağlara bir sükûn ve huzur, gönüllere, söylenmesi istenilmekle beraber açıkça söylenemeyen şeylerin efkâr1 umumiye Önüne serilmesinden ileri gelen bir ferahlık . getirir. Gülüncü ve tuhafı arayan mizah, iğneli tariz de olsa istihdaf eylediği makamı, müesseseyi, şahsı darıltmaz. Fakat tenkit ve tarizde, lâtife ve nezaket hududu aşıldı mı, o zaman mizahın asıl çehre ve hüviyeti soysuzlaşır.
Nükte ve lâtife, darıltma ve hakarete alet edilmiş olur. Mizahı, bu hâle düşürmemek lâzımdır.
Hakikat somurtkan, latife güleç yüzlüdür. Tenkit ederken gülen ve tenkitine lâtife çeşnisi verene darılmamak tabiidir.
Daima gönüllerimiz şen, vatanımız nışen olsun!.,
Üsküdar, 1 Haziran 1958
Hilmi YÜCEBAŞ