Translate

Deliler Kasabası

3 Mayıs 2011 Salı

Sert Erkekler - Gilbert

Olağanüstü derecede başarılı bir anlatım.Gilbert, inanılmaz hayal gücü ve keskin zekasıyla okuyanı hayretler ve hayranlık içerisinde bırakıyor.
—Swing
“Umut yüklü, duru bir anlatıma sahip kitapta Gilbert’in karakterleri gökyüzünde vurulmuş ve yetenekli bir fotoğrafçı tarafından yere düşüp parçalanmadan hemen önce işte tam bu anda görüntülenmiş gibidir.”
—Cleveland Plain Dealer

Elizabeth Gilbert, zeki ve duyarlı bir kadının erkeklerin egemenliği altındaki iki ada halkına daha barışçıl ve daha huzurlu olmanın dersini veriyor.
—New York Times
Bir kadın kahramanın tutku dolu anlatımı eşliğinde ada halklarının yaşadıklarının verildiği kitap içinde genç aşıkların dramı anlatılıyor.
—Los Angeles Times
Elizabeth Gilbert bu güzel dokunmuş ve çok eğlenceli romanında ıstakoz avcıları eşliğinde yaşananları Jane Austin karakterlerine benzeyen bir kadın kahramanın gözünden anlatıyor.
—Mirabella
“Gilbert kitabının birçok karakterinin zorluklara göğüs germede başarı göstermesini görmeyi oldukça seviyor—ve bunu olabildiğince yaratıcı bir yolla yapıyor. O karakterlerinin kendi öykülerini kendi kelimeleriyle anlatmasını abartmadan, gıpta edilecek bir ustalıkla başarmış.
—New York Times
Anlatımdaki zenginlik ile kitap yüksek dereceli bir eğlence niteliği taşıyor. Elizabeth Gilbert Dickens’vari bir öykü anlatıyor.
—USA Today ÖNSÖZ
MAINE SAHİLLERİNDEN YİRMİ mil uzaklıkta, Fort Niles ve Courne Haven adlarında iki berbat ada birbirlerine bakar durur, birbirlerinin tek muhafızı olduklarını sanırlar. Yakınlarında hiçbir şey yoktur. Onlar ıssi2 bir yerde patates şekilli kayalık İkili bir takımada oluştururlar. Bu ikiz adayı haritada bulmak hiç beklenmeyen bir keşif sayılabilir; çayırlarda ikiz kasabalar, çölde ikiz vahalar, bozkırda ikiz kulübe bulmak gibi bir şeydir bu. Dünyanın geriye kalan kısmından tecrit edilmiş olan Fort Niles Adası ve Courne Haven Adası birbirlerinden Worthy Kanalı denen dar bir boğazla ayrılırlar. Yaklaşık bir mil genişliğinde olan Worthy Kanalı sular çekildiğinde bazı yerlerde o kadar sığlaşır ki, ne yaptığınızı çok iyi bilmediğiniz takdirde onu bir kanoyla bile geçmekte tereddüt edebilirsiniz.
Bu özel coğrafyada Fort Niles ve Courne Haven Adaları birbirlerine insanı şaşırtacak derecede benzerler ve bunları yaratanın çok basit ya da büyük bir komik olduğunu düşünebilirsiniz. Birbirinin ikizi gibidir bu adalar. Eski, batmış sıradağların son tepeleri olan bu iki ada aynı siyah granitten oluşmuş ve sık ladin ağaçlarıyla kaplanmıştır. Her iki ada da yaklaşık dört mil uzunluğunda, iki mil genişliğindedir. İkisinde de çok sayıda küçük koy, birkaç tatlı su gölü, kayalık sahiller, birer tane kumsal, birer yüksek tepe ve birer iane de gizli para torbası gibi saklanmış derin liman vardır.
Her adada birer tane kilise ve okul bulunur. Limana yakın olan ana caddede (İkisinde de Ana Cadde denir bunlara) postane, küçük birer market, birahane gibi halka açık yerler görülür, iki adada da asfalt yol yoktur. İkisinde de evler ve tekneler birbirine benzer. İkisinin havası da ilginçtir, kışlan diğer kıyı kasabalarından daha sıcak, yaz aylarında daha serin olur ve ikisi de bazen kalın bir sis perdesi altında kaybolurlar. Her ikisinde de eğreltiotu ve benzeri otlar, orkide, mantar ve yaban gülü gibi aynı bitki örtüsü vardır. Adada yaşayan insanlar, kuşlar, kurbağalar, geyikler, fareler ve yılanlar da aynı türdendir.
Bu iki adada yaşayan ilk insanlar Penobscot Kızılderilileri oldu. Onlar adada bol deniz kuşu yumurtası ve bazı koylarda adara gelmiş ziyaretçilerden kalma eski taş silahlar buldular. Bu Kızılderililer adalarda çok uzun süre kalmadılar ama on yedinci yüzyıl başlarında Fransızların başlattığı balıkçılık için geçici birer istasyonu olarak kullandılar.
Fort Niles ve Courne Haven Adalarına İlk gelenler Andreas ve VValter Van Heuvel adlı iki Hollandalı kardeş oldu, ikisi de Haziran 1702de eşlerini, çocuklarını ve hayvanlarını da alarak iki adaya yerleştiler ve her biri bir adayı sahiplendi. Onlar kendi adalarına Bethel ve Canaan adlarını verdiler. Walter Van Heuvel’in evinin harabeleri, onun Canaan Adası dediği adada, bir çayırlıkta, üzeri yosun kaplanmış bir taş yığını olarak durur ve burası aslında, adalara yerleşmelerinden bir yıl sonra Walter’in kardeşi tarafından öldürüldüğü yerdir. Andreas aynı gün kardeşinin çocuklarını da öldürdü ve onun karısını alarak kendi adasına, kendi ailesine götürdü. Rivayete göre, Andreas kendi karısının kendisine yeterince çocuk doğurmamasına kızdı ve çok sayıda çocuk istediği için, bölgede karısı dışında tek kadın olan kardeşinin karısına göz dikti. Andreas Van Heuvel birkaç ay sonra bir kulübe inşa ederken bacağını kırdı ve yarası iltihap kaparak öldü. Kadınlar ve çocuklar bir süre oradan geçen İngiliz donanma gemisi tarafından kurtarıldılar ve Fort Pemaqid’e götürüldüler. O sırada iki kadın da hamileydi, biri sağlıklı bir erkek çocuk doğurup ona Niles adını verdi. Diğer kadının çocuğu doğum sırasında öldü ama İngiliz Doktor Thaddeus Courne kadını kurtardı. Nasıl olduysa bu olaydan sonra iki adaya Fort Niles ve Courne Haven adları verildi ama bu iki güzel yere elli yıl daha kimse yerleşmedi.
Daha sonra adalara İskoç ve İrlandalılar geldiler ve orada kaldılar. 1758′de Archibald Boyd karısı, kız kardeşleri ve onların kanlarıyla beraber Courne Haven’a yerleşti. Ondan sonraki oy yıllık süreçle Cobb, Pommeroy ve Strachan aileleri de katıldı onlara. Duncan Wishnel! ve ailesi 1761′de Fort Niles’de bir koyun çiftliği kurdular ve zaman içinde Dalgleish, Thomas, Adams, Lyford, Cardovvay, O D’donnell ve Cobb aileleri de oraya yerleştiler. Bir adanın genç kızları diğer adanın genç erkekleriyim evlendiler ve İki adada yaşayan ailelerin isimleri birbirine karıştı. 1800′lü yılların ortalarında adalara Friend, Cashion, Yale ve Cordin aileleri de geldiler.
Bu insanların kökenleri de birbirine benziyordu. Sayıları da fazla olmadığı için, aralarındaki evlilikler nedeniyle zaman içinde birbirlerine gittikçe daha çok benzemeye başladılar. Fort Niles ve Courne Haven halkları, evlilikler yoluyla birbirlerine çok karıştıkları için devletin müdahale ederek boşalttığı Malağa Adası halkının akıbetine uğramadılar. Zamanla iki ada halkları belirgin bir vücut yapısına (kısa boylu, güçlü adaleli) ve yüz görünümüne (soluk beniz, koyu renk ten, küçük çene) sahip olmaya başladılar. Birkaç kuşak sonra her erkeğin ve kadının komşusuna ve atalarına benzediği görüldü.
İki ada halkı da çiftçi ve balıkçıydı. Hepsi de Presbiteryen ve Serbest Cemaatçi denen mezhepleri seçmişlerdi. Politika olarak tutucuydular. Devrim Savaşında koloni vatanseveri oldular, İç Savaşta ise gençlerini mavi ceketler giydirerek uzaklardaki Virginia’da Birlik için savaşmaya gönderdiler. Başlarında bir yönetim istemiyor, vergi ödemekten hoşlanmıyorlardı. Uzmanlara güvenmiyor, yabancıların fikirleriyle ilgilenmiyorlardı. Yıllar geçerken iki ada farklı zamanlarda ve farklı nedenlerle değişik eyaletlere bağlandılar ama siyasi bağlanmalar hiçbir zaman iyi sonuç vermedi. Adalılar kimseye bağlanmak istemediler ve 1900 yılında Courne Haven ve Fort Niles bağımsız iki ada kabul edilerek küçük Skillet İlçesini oluşturdular. Ama bu da geçici bir durumdu. Bir süre sonra her iki adanın erkekleri bağımsız olmanın kendileri için daha iyi olacağını düşündüler ve birbirlerinde ayrılarak bağımsızlık ilan ettiler.
Adaların nüfus artışı devam etti. On dokuzuncu yüzyıl sonlarına doğru granit ticaretinin ortaya çıkmasıyla ekonomik gelişme de başladı. Dr. Jules Ellis adında New Hampshire’lı genç bir işadamı, Ellis Granit Şirketini iki adaya da getirdi ve orada granit yatakları açıp o parlak siyah taşları satarak çok para kazandı,
1889′da Courne Haven’ın nüfusu rekor düzeye çıktı ve 618 kişi oldu. Bu sayının içine Ellis Granit Şirketinin güçlü taş işçileri olan İsveçli göçmenler de dâhildi. Courne Haven’ın bazı taş yataklarından çıkan granit o kadar sertti ki, İsveçliler gibi fazla usta olmayan taş işçileri bunlardan ancak parke ve kaldırım taşı yapıyorlardı. Aynı yıl Fort Niles’ın nüfusu da 627 kişi oldu ve bunların içinde usta İtalyan taş yontucuları da vardı. Fort Niles’da çıkan granit daha kaliteli, daha güzeldi ve İtalyan yontu ustaları bunlara güzel şekiller veriyorlardı. Taş ocaklarında ada halkına göre iş pek yoktu, granit şirketi daha ucuza çalışan ve daha kolay kontrol edilebilen göçmen işçileri yeğliyordu. Göçmenlerle ada halkı arasındaki ilişkiler de güçlü değildi. Courn Haven’da yerli balıkçılardan bazıları İsveçli kızlarla evlendiler ve bir süre sonra ada halkı arasında sarışınlar da görülmeye başladı. Fakat Fort Niles’daki soluk yüzlü, siyah saçlı İskoçlar yabancılarla karışmadılar, orada İtalyanlarla evlenen olmadı, kabu! edilen bir evlilik değildi bu.
Yıllar geçerken balıkçılar oltadan ağ balıkçılığına, morinadan barlama geçtiler, tekneler geliştirildi, çiftlikler arka planda kaldı. Courne Haven’da bir belediye binası, Fort Niles’da Murder Deresi üstüne bir köprü inşa edildi. 1895′te denizaltı kablosuyla telefon bağlandı ve 1918′de birçok eve elektrik verildi. Granit işi yavaşladı ve daha sonra betonun ortaya çıkışıyla kapandı. Adaların nüfusu hızla arttığı gibi azalmaya başladı, gençler büyük şehirlerde ve fabrikalarda iş bulmak için evlerinden ayrıldılar. Yaşlılar zamanla ölmeye, nüfus kayıtlarından silinmeye başladılar. Courne Haven’da Boyd ailesinin son ferdi de 1904′te öldü. Fort Niles’da 1910′dan sonra hiç O’Donnell kalmadı ve yirminci yüzyıl ilerledikçe her İki adanın yerli nüfusu da azaldı, bir zamanlar üzerinde kimsenin yaşamadığı bu ikiz adalar yine ıssızlaştı.
Her iki adanın da iyi kana ihtiyacı vardı. Kıta topraklarından uzakla, kökenleri, yaşam tarzları, tarihleri birbirine çok benzen bu iki ada halkının birbirleriyle iyi geçinmeleri gerekirdi, birbirlerine ihtiyaçları vardı onların, birbirlerini desteklemeli, yardımcı olmalıydılar, işbirliği her iki ada halkı için de yararlı olurdu. Kaderlerinde anlaşmazlık olmamalıydı. Ada halkları arasında ilk iki yüzyılda hiç kuşkusuz barış vardı. Belki her iki ada halkı da derin deniz balıkçısı ya da çiftçi olarak kalsalardı, büyük İhtimalle çok iyi iki komşu halk olarak yaşayacaklardı. Bunun nedenini bilmiyoruz ama her iki ada halkı da daha sonra ıstakoz balıkçılığına başladılar ve bunun sonucunda komşuluk ilişkileri bozuldu.
Istakozlar sınır tanımadığı için ıstakoz avcıları da tanımazlar. Istakozlar yer değiştirdikleri için ıstakoz avcıları da sığ sularda ve soğuk kıyılarda onların peşinde dolaşır dururlar. Bu nedenle de iyi bir ıstakoz avlanma bölgesi bulmak için sürekli rekabet halindedirler. Birbirlerini engellemeye çalışır, bilgi almak için birbirlerini izler, casusluk yaparlar. Istakoz avcısının yakaladığı bir ıstakoz bir diğeri için kayıp demektir. Zor iştir ıstakoz avcılığı ve bu İşi yapan İnsanları da sertleştirir, zor adam haline getirir. İnsanlar yaptıkları işlere göre değişirler. Hayvancılık ve sütçülük yapanlar ılımlı ve güvenilir insanlar olurken, geyik avcıları sessiz, hızlı ve hassas adamlardır. Istakoz avı ise bu işi yapanları kuşkulu, kurnaz ve acımasız insanlar yapar.
Fort Niles Adası ile Courne Haven Adası arasındaki itk ıstakoz savaşı 1902′de başladı. Maine kıyılarındaki diğer adalarda da ıstakoz savaşları oldu ama onlar bu kadar erken başlamadılar savaşa. 1902′de henüz bir ıstakoz endüstrisi yoktu ve ıstakoz nadir ve değerli bir gıda maddesi değildi o zaman. 1902de ıstakoz boldu, değersizdi ve bu işi yapan da azdı. Büyük fırtınalardan sonra binlerce ıstakoz dalgalarla sahillere vurur ve el arabalarıyla toplanırdı. Zenginlerin çalışanlarına haftada üç günden fazla ıstakoz yedirmemesi için yasa çıkarıldı. O zamanlar ada balıkçıları ve çiftçileri ıstakoz işini sadece ek gelir sağlamak için yaparlardı. Fort Niles ve Courne Haven balıkçıları o yıllarda balıkçılığa devam ediyorlardı ama ıstakoz avına da otuz yıl önce başlamışlardı, yeni bir endüstri kolu sayılıyordu bu iş. Fakat bu endüstri henüz bir savaşa neden olacak kadar büyümemişti 1902′de ama savaş yine de başladı işte.
Fort Niles ve Courne Haven arasında ilk ıstakoz savaşı Mr. Valentine Addams’ın yazdığı ünlü ve pervasızca mektupla başladı. Adams ailesi 1902′de her iki adada da yaşıyordu ve Valentine Adams Fort Niles’a yerleşmişti. Zeki ama sinirli ve biraz da delice bir adam olarak tanınırdı. Valentine Adams bu mektubu 1902 ilkbaharında, davet edilmediği ve Boston’da yapılan tkinci Uluslararası Balıkçılık Konferansı Başkanına yazdı. Mektubun kopyalarını da Doğunun birçok balıkçılık gazetesine ve Courne Haven Adasına gönderdi. Mektup şöyleydi:
Baylar!
Bölgedeki hilekâr ıstakoz avcılarının işlediği yeni ve korkunç bir suçu görevim olduğu için üzülerek sizlere bildiriyorum. Ben bu suça Küçük Istakoz Stoklamast adım verdim. Ahlaksız ıstakoz avcıları dürüst avcıların ıstakoz sepetlerini gece karanlığında yukarı çekerek içlerindeki iri ıstakozları alıyor ve onların yerine küçük olanları koyuyorlar. Dürüst avcılar sabahleyin sepetlerini çekerek içlerinde küçücük ıstakozları görünce elbette çok şaşırıyorlar! Bana bu oyunu komşumuz olan Courne Haven Adası ıstakoz avcıları birkaç kez oynadılar. Lütfen bu konuyu komisyonunuza götürün Courn Haven Adasının Küçük Istakoz Haydutlarının engellenmesi ve cezalandırılması için gerekeni yapın. (Bu işi yapanların isimlerini de size bir liste halinde gönderiyorum.)
Saygılarımla,
Valentine Adams
Valentine Adams 1903 ilkbaharında yine Boston’da toplanan Üçüncü Uluslararası Balıkçılık Konferansına bir mektup daha yazdı ve bu konferansa Kanada Eyaletlerinden, İskoçya’dan, Norveç’ten ve Gailenden de önemli kişiler vardı. Adams yine davet edilmemişti. O böyle bir konferansa davet edilecek kadar önemli bir balıkçı değildi ki! Bu konferans yerel şikâyetlerin tartışılacağı bir yer değildi, uzmanların ve yasa yapıcıların toplantısıydı. Dünyanın önemli kişilikleri arasında ne işi vardı ki onu? Ama o yine de aşağıdaki mektubu yazdı ve onlara gönderdi:
Baylar!
Aşağıdaki bilgileri arkadaşlarınıza iletmenizi bütün saygımla rica ediyorum: Bir dişi ıstakoz içinde 25.000 80.000 yumurta taşır ve biz balıkçılar bunlara ‘tohumcuk’ deriz. Bu tuzlu tohumlar bir zamanlar çorbalara konur, tat verirdi. Hatırlayacağınız gibi bu yumurtaların yenmesi ve yumurta taşıyan dişi ıstakozların avlanması birkaç yıl önce yasaklandı ki mantıklı bir davranıştır bu! Yasanın amacı Doğu Sahilleri ıstakoz sorununa bir çözüm getirmek, bu bölge ıstakozlarını korumaktı. Baylar! Şimdiye kadar bazı alçak ıstakoz avcılarının dişi hayvanlardan bu değerli yumurtaları kazıyarak çıkardıklarını hiç kuşkusuz öğrenmişsinizdir. Bu utanmaz adamlar sadece kendi çıkarlarını düşünerek bu hayvanların üretimini baltalıyorlar!
Baylar! Bu şekilde denizde kazınan bu yumurtalar ıstakoz üretimine yaramıyor, sadece o bölgedeki balıklara yem oluyorlar. Böylece kıyılarımızda üreyecek olan sayısız ıstakoz yok oluyor. Istakoz yumurtalarını kazıyarak ziyan eden ve ıstakoz üretimini engelleyen bu ahlaksızlar cezasız mı kalacaklar? Bizler onların yüzünden zarar etmeye mahkûm muyuz? Yoksa onların gözünü doyurmak için denizlerin bütün balıklarını toplayıp onlara mı ikram edelim?
Size çok iyi bilerek bildiriyorum ki Baylar, komşumuz olan Courn Haven Adasında bütün balıkçılar ıstakoz yumurtalarım kazıyorlar! Devletin avcılık ve balıkçılık otoriteleri benim raporlarıma rağmen bu hırsızlara –bunlar gerçekten hırsızdır! hiçbir müdahalede bulunmuyorlar. Bu durumda bu ahlaksız adamlara gereken cezayı vermek için ben kendim harekete geçecek ve onları engellemek için elimden geleni yapmaya çalışacağım.
Saygılarımla ve size yardımcı olmaya çalışarak, Valentine R. Addams