Translate

Deliler Kasabası

30 Haziran 2011 Perşembe

O'nun için 'savaş' hiç bitmedi

Jorge Semprún'un ölümüyle, 20. yüzyıl Avrupası, belleğinin bir parçasını yitirdi
Celal Üster
KitapJorge Semprún, 10 Aralık 1923'te Madrid'de politik kökenli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldiğinde, General Miguel Primo de Rivera ülke yönetimine çoktan el koymuş, 1930'a kadar sürecek bir diktatörlük kurmuştu. Annesi, birkaç kez başbakanlık yapmış olan Antonio Maura'nın kızı Susana Maura Gamazo'ydu. Babası José María Semprún Gurrea ise, liberal Katolik bir politikacıydı; 1931'de Franco'culara karşı Cumhuriyetçiler'in yanında yer alacak, 1937'de İspanya Cumhuriyeti'nin Hollanda'daki büyükelçiliğinde görevlendirilecekti.

O günlerde 14 yaşında olan Jorge'nin, sabahları bisikletiyle okula gitmeden önce yaptığı ilk iş gazeteleri almaktı. Tüm aile, İspanya'daki İç Savaş'ı gazetelerdeki haberlerden izliyordu. Ne ki, haberler hiç de iç açıcı değildi. Cumhuriyet, Franco'nun milliyetçi güçlerince her geçen gün eziliyordu. 1939'da, savaş kaybedildiğinde, aile Paris'e taşınmak zorunda kalacaktı.

Başka bir deyişle, Jorge, İspanya İç Savaşı patlak verdiğinde 12 yaşındaydı; İç Savaş sona erdiğinde ise, 15 yaşındaydı ve sürgünde yaşıyordu. İki yıl sonra felsefe okumaya başlayacak, ama çok geçmeden okumayı bırakıp eyleme atılacak, Fransa'da Nazilere karşı yürütülen Direniş hareketine katılacaktı. Direniş'i, İspanya'da faşizme karşı sürdürülen savaşımın doğal bir uzantısı olarak görüyordu. Filozoflar o güne kadar dünyayı yorumlamakla yetinmişlerdi; oysa şimdi bu genç felsefe öğrencisi dünyayı değiştirmeye kalkışmıştı!..

Yıllar sonra, Paris Review'dan Lila Azam Zanganeh'in sorularını yanıtlarken, 'Bu tarihsel olgular tüm bir yaşamımı belirledi elbette' diyecekti. 'Birkaç yıl önce ya da birkaç yıl sonra doğsaydım, yaşamım bambaşka olabilirdi. Ama bu, kuşkusuz, benim de hiçbir seçim yapmadığım anlamına gelmez.'

Semprún, Paris'te, 1943 Eylülü'nde Gestapo tarafından tutuklandığında, 20 yaşında bir Komünist Parti üyesiydi. İlkin, Fransa'nın kuzey kentlerinden Compiègne'deki bir kampa gönderildi, işkence gördü, sonra da yaşamında ve edebiyatında belirleyici bir rol oynayacak olan Buchenwald toplama kampında buldu kendini. Nitekim, baştan sona olağandışı olaylarla dolu bir yaşam sürmesine karşın, Buchenwald'e gönderilmesinden, 'Beni gerçekten tanımlayan tek şey' diye söz edecekti sonradan. Ne var ki, toplama kamplarından sağ çıkan Primo Levi gibi yazarlardan farklı olarak, yaşadıklarını yazabilmesi için yirmi yıl kadar bir zaman geçmesi gerekecek, 'Unutmak zorundaydım' diyecekti, 'yoksa yaşamak mümkün olmazdı.'

Savaş bitmişti. 1945'te Buchenwald'den Paris'e döndükten sonra, UNESCO için çevirmenlik yapmaya başladı. Ama bu uğraş, İspanya Komünist Partisi saflarında yürüttüğü gizli etkinliklerin bir paravanasıydı aslında. 1957'de, artık Fransa ile Franco İspanyası arasında mekik dokuyor, Federico Sánchez kod adıyla, büyük ölçüde aydınlar ve akademisyenlerden oluşan Franco karşıtı gizli hücreleri yeniden örgütlüyordu.

Artık günleri Paris ile Madrid arasında geçiyordu. Paris'te herkes onu UNESCO çevirmeni Jorge Semprún olarak tanıyordu; Madrid'deki yoldaşları ise Federico Sánchez olarak. Çift kimlikli bir yaşam sürüyordu. Paris'te yaşayan Jorge Semprún sıradan bir çevirmendi; Madrid'de, Franco'nun baskıcı yönetiminden hoşnutsuz yeni kuşakları örgütleyen Federico Sánchez ise 'azılı bir kışkırtıcı'. Fransa-İspanya sınırından geçip 'yasadışı' kimliğiyle Madrid'de yeraltı etkinliklerini yürütürken, karısı, Paris'teki dostlarına, 'Çevirmenlik yapmak için uluslararası bir konferansa gitti' diyordu. 'Bir aydan önce dönmez''

Parti'den kovuluş

Bu ikili yaşam yaklaşık beş yıl sürecek, ama Avrupa komünist hareketi içinde boy atan ideolojik ayrılıklar anakaranın en büyük partilerinden İspanya Komünist Partisi'ne de yansıyacaktı. Jorge Semprún/Federico Sánchez de kendini bu yoğun tartışmaların içinde bulacak; Parti'nin değişime ayak direyen, kalıplaşmış görüşleri ile gerçek yaşam arasında gittikçe büyüyen uçurumlardan giderek tedirgin olacaktı. Fransa'daki Direniş ve Buchenwald'deki tutukluluk günlerinde derinliğine tanıma olanağı bulduğu Nazilerin totaliter zorbalığını, Stalin döneminin buyurganlık ve zorbalığıyla çoktan kıyaslamaya başlamıştı bile'

İspanya Komünist Partisi'nde ağır basan ideolojik yaklaşım ile kendi düşünceleri arasındaki çelişki dayanılmaz ölçülere vardığında, otosansürü tümüyle bir yana bırakacak, Stalinci diktacılığı ve Sovyetler Birliği yönetimini açıktan açığa eleştirmeye başlayacak ve bu çatışma, İspanya Komünist Partisi'nin en üst düzey görevlerinden birini yürütmekte olan Semprún'un 1964 yılında Parti'den atılmasıyla sonuçlanacaktı.

Aslında, Semprún, uzun yıllar süren 'gönüllü unutkanlığını' bir yıl önce, 1963'te bozmuş, ilk kitabı Uzun Yolculuk'u en sonunda yayımlamıştı. Ama 1964'teki 'kovuluş'un ardından kendini tümüyle edebiyata adayacak; edebiyat, gençlik çağından başlayarak politik eylemin bağrında yoğrulan bu adamın sığınağı olacaktı.

İleride, üç yıllık bir politik dönem daha yaşayacaktı Semprún. Franco'nun ölümünün ve İspanya'nın demokrasiye geçişinin ardından, Felipe González'in Sosyalist hükümetinde Kültür Bakanlığını üstlenecek, 1991'e kadar sürdürecekti bu görevi.

Semprún'un edebiyat uğraşı, denilebilir ki, alışılmışın çok ötesindedir. Uzun bir suskunluğun sonrasında, Nazilere karşı Direniş hareketinin, Buchenwald toplama kampındaki tutsak günlerinin, İspanya Komünist Partisi saflarındaki eylemciliğinin, giderek Parti'den ayrı düşmenin anılarını kâğıda dökerken, yüzeyde görünen gerçekliğin değil, derinde yatan gerçekliğin gizlerini dile getirmenin bir aracı olarak görmüştür edebiyatı ya da romanı. Geçmişle gelecek arasında gidip gelirken, hep anılarından yola çıkar. Onun gözünde, sözgelimi toplama kampında yaşananların özünde gerçeklik, anılarla kurmaca sahnelerin harmanlanmasıyla anlatılabilir ancak. Tanıklık, tarihçiler için can alıcı önemdedir; ama tanıklık da her zaman güvenilir değildir; tarihçiler, yaşanmış olanın özünün anlatılmasında romancılar kadar etkili değildir.

Semprún, geleneksel anlamda, 'gerçek' bir romancı olarak görmez kendini. Gerçek romancı, gerçeklik öğelerini, gerçekliğe gerçekliğin kendisinden daha sadık bir dünya yaratmak için kullanır. Boris Vian'ın dediği gibi, 'Bu romanda her şey gerçek, çünkü hepsini ben uydurdum.' Semprún'a göre de, roman budur. Ama o, yazmaya her oturuşunda, özyaşamöyküsel öğelerin burgacında bulur kendini. Yıllarca bastırılmış anılar zincirlerinden boşanır. Yazdıkça kaygıları yatışıp diner. Yazmak, Semprún için, bir tür 'cin kovma' ritüelidir'

Uzun yolculuk

Beni en çok etkileyen kitabı, Uzun Yolculuk, Buchenwald toplama kampına giden trende sonsuz bir yolculuk gibi görünse de; aslında, 'anlatıcı'nın zaman içinde geriye uzanan, ileriye uçan düşüncelerinde bir yolculuktur, tutuklanışından önceki yıllar ile kurtuluşunu izleyen yıllar arasında gidip gelir.

Beyaz Dağ, Ne Güzel Bir Pazar, Bir Ölü Lazım, Yirmi Yıl ve Bir Gün, Federico Sánchez'in Özyaşamöyküsü, Hoşçakal Güzel Aydınlık, Yazmak ya da Yaşamak, Neçayev Dönüyor, belki hep, Direniş'te, toplama kampında ve Komünist Parti içinde anılarından süzülen izdüşümlerdir; ama bu anıların derinliklerinde insan ruhunun kötülüklerini, düşkünlüklerini, iyiliklerini, üstünlüklerini yakalamaya çalışırken, 'kendi Dostoyevski'sinin' izini sürer Semprún.

Bana kalırsa, Semprún'un, Costa-Gavras, Chris Marker ve Alain Resnais gibi yönetmenler için yazdığı senaryoları da romanları kadar önemsemek gerekir. Hele, Savaş Bitti'yi' Resnais'nin 1966'da çektiği Savaş Bitti'de, Semprún, bir düşkırıklığını anlatıyordu biraz da. Ama O'nun için 'savaş' hiç bitmedi aslında. Politik eylemden edebiyata geçtiğinde de, anılarıyla, belleğiyle 'savaşmayı' sürdürdü.

7 Haziran 2011 günü, 20. yüzyıl Avrupası, belleğinin bir parçasını yitirdi.

kitap özetleri, kitap özeti, kitaplar, yeni çıkan kitaplar, romanlar, hikayeler, biyografiler, kitap oku, bedava kitap