Translate

Deliler Kasabası

11 Ağustos 2011 Perşembe

Bu topraklar hep dirilen güzelliklerle dolu

 'Bu topraklar hep dirilen güzelliklerle dolu'

1998'de Mısır Çarşısı davasından, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nde müebbet hapis istemiyle yargılandı. Aleyhinde ifade veren ve 'birlikte yaptık' diyen tanık bunu işkence zoruyla söylediğini, Selek'i tanımadığını söyledi.
Bilim insanlarınca hazırlanan raporlarda 'Bomba değil gaz sıkışması yüzünden patlama olduğu' tespitinde bulunuldu. Tüm bu verilere rağmen 2,5 yıl cezaevinde kaldı. İki kez beraat etti. Ancak bu kararlar bozuldukça yeniden yargılandı, hâlâ da yargılanıyor. Sosyolog, yazar, feminist ve barış hareketi aktivisti Pınar Selek, on üç yıldır verdiği mücadeleyi sürdürüyor. Ortak acılara odaklanıyor Pınar Selek; yeni yapıtı Yolgeçen Hanı'nda olduğu gibi. Tedirgin
günlerde, sokağımıza doğru, birbirimizin ardı sıra karşılıklı açtığımız komşu pencereler gibi Yolgeçen Hanı. İnsan olmanın, hep beraber biz olmanın romanı. 12 Eylül sonrası kesişen arayışlar, dostluk ve dayanışmayı anımsatıyor kitlelere. Dayanışın diyor, mücadele edin, pes etmeyin diyor yapıtında. Pınar Selek'le Yolgeçen Hanı'nda buluştuk.

-Hayatının ne yazık ki uzun vadeye yayılan zorlu bir dönemine denk geldi bu roman. Tasarımı daha uzun süreye yayılsa da iki yıl sürdü yazımı. Yargıtay kararının açıklanmasının ardından yaşadığın zorlu süreçte romanının, seni adalet mücadelende çektiğin acılardan kurtardığını da söylemiştin. Nasıl direniyorsun? Tabii ki bunları konuşmak istemiyorsun ve çok da haklısın ama gel de sorma!

Biliyorum, böyle bir hikâyeyle karşı karşıya olunca, sormamak çok zor. Ama tahmin etmek de zor değil Gamze'ciğim. Sisler içindeki kayalıklar üstünde patinaj yapıyor gibiyim. Şöyle çıplak ayakla toprakta yürür gibi yaşamayı çok özledim, desem anlatabilir miyim, bilmiyorum. Yaşadığım süreci herkes biliyor, bu yüzden üzerine tek kelime etmek anlamsız. Şu kadarını söyleyebilirim, beni ayakta tutan, kendi hikâyemin coğrafyanın acılı hikâyesinin bir parçası olduğunu bilmek ve çevremde hep dirençli, sevgi dolu insanları görüp onlardan güç almak. Bu sayede üretkenliğimi koruyorum, kendi patikamı takip etmeye devam ediyorum. Yolgeçen Hanı işte bu patikanın bir parçası.

'Duygularımız sömürgeleştiriliyor'

- Roman yazmak nefes almanı sağladı bu belli, direncini artırdı, tahammülünü perçinledi. Yolgeçen Hanı hem bir dönemi hem Pınar Selek'i anlama, algılama reçetesi gibi. Değiştin mi Pınar ya da ne kadar, nereye kadar değiştin? Katılaşmadın biliyorum asıl sorduğum yaşadıkların, yazdıkların sana neler kattı?

- Değişiyor insan tabii. Her tecrübeyle, her ilişkiyle, her tanıklıkla yeniden şekilleniyor. Karşılaştığın zorlukların, acıların altında kalmazsan eğer, bunlarla bir şekilde başa çıkmayı, hele sevme kapasiteni, yaşama sevincini korumayı becerirsen, daha da güçleniyorsun. Hayatın başka çehrelerini öğrenmiş, ilişkilerini, kendini ve değerlerini sınamış olarak, daha bilgece devam ediyorsun her şeye. Ben bilgeleştim demiyorum, daha zaman var bunun için ama hayatı daha bütünlüklü görüyorum artık, başka insanların acılarına bakarken, eskiden göremediğim şeyleri görüyorum. Daha iyi anladığın şeyi daha çok seviyorsun. Heyecanın, çocuksu merakın da bitmiyor üstelik. Benim de bitmedi. Ama biliyor musun, keşke tüm bunlar olmasaydı da ben hayatı daha sakin bir biçimde tanıma imkânına kavuşsaydım. Keşke herkes, acı çekmeden olgunlaşma şansına sahip olsa. Mutluluk içinde, sevinç içinde bilgeleşebilsek.

- Günümüzün o en eksik yaklaşımını, hani benmerkezciliğin reddettiği, bireylerin ortak insani duygularla harekete geçebildiği, günümüzde silik bir hayalete dönüşen o evvel zamanın kitlesel dürtüsünü,'dayanışma'yı anımsatıyor insanlığa romanın...

- Evet, öyle. Ama biliyor musun, ben sadece hayali bir şey anlatmadım. Kendi yakın çevremde tanık olduğum dayanışmayı, sevme kapasitesini paylaştım en çok ve bunun, hiç de göründüğü kadar zor olmadığını, başladık mı akıp gittiğini ve hayatımızı çok kolaylaştırdığını göstermek istedim. Ama evet, haklısın. Bahsettiğim bu duygu durumu, günümüzde silik hayalete dönüştü. Çünkü asıl sömürgeleştirilen, duygularımız. En büyük iktidar, duygu alanında kurulduğu için onları özgürleştirmek, tüketim ve benmerkezcilik çarklarından kurtarmak hiç kolay değil. Diğer yandan, çok kolay. Başladın mı hayat çok kolaylaşıyor çünkü. Bol oksijene kavuşuyorsun, bol yeşile ve uçsuz bucaksız bir maviliğe.

- Yarattığı roman kahramanlarını kendine düpedüz arkadaş kılan bir yazarsın, sen de bitmiyorlar, yoldaşın olmaya devam ediyorlar gibi. Birçok kahraman var Yolgeçen Hanı'nda, pek çok yolcu var; hepsi içinden ve hepsi pek yakınından değil mi?

- Evet, hepsi hayatımın içinden çıktı. Hareketli ve dar, geniş, dolambaçlı yollarda dinlediğim, tanık olduğum yüzlerce hikâyenin içinden. Ama Yolgeçen Hanı'nda karşılaştığınız yolcuların hiçbiri, birebir kendi hayatımdaki bir insana denk düşmüyor. Parçalar, izler, paralellikler taşıyor ama kitaptakiler, kendilerini özgü yepyeni bireyler. Bu yüzden, onlarla hemen arkadaş oldum. İlk başlarda bu arkadaşlık beni çok yordu. Hem sağalttı ve iyi geldi hem de omuzlarıma büyük bir sorumluluk yükledi. Ama roman bitip okuyucuya ulaştıktan sonra, başka bir mecrada sürdü dostluğumuz. Şimdi onlar kendi hayatlarını, başka ilişkilerde yaşıyor.

'Ben, ben olmaktan çıktım'

- Romandaki Elif sen değilsin tamam ama sensin de yani. Devrimci Elif, Hasan, Sema, Salih, Artin, Madam Zabel; hepsinde de günümüz seninden izler var. Örseleniyorlar, mücadele ediyorlar, umutlarını hiç yitirmiyorlar, direniyorlar ve en güzeli susturulamıyorlar.

- Dediğim gibi bahsettiğimiz yolcular, hayatımdaki hiç kimsenin soluk bir gölgesi değil. Hepsi, kendi başına ayrı bir insan. Ama onları ben yarattığıma göre, kesinlikle benden ve beni ben yapan kesişmelerden, deneyimlerden, başka insan hikâyelerinden, yakaladığım duygulardan izler taşıyor.

Çeşitli ülkelerin bambaşka sokaklarında, yaptığım araştırmalarda, işlerde ve mesela cezaevinde o kadar çok insanın hayatının içinden geçtim ki artık ben, ben olmaktan çıktım ya da başka bir ben oldum. Pek çok insanın iz bıraktığı, terini saldığı, hikâyesiyle zenginleştirdiği bir varlığa dönüştüm. İşte Yolgeçen Hanı, bu varlığın dile gelmesiydi biraz.

- Senin 9 yaşının 12 Eylül'ünü anlatır mısın ve romanına yetişkin değil çocuk Pınar'dan süzülenleri de?


- Gri ve kurşuni bir bulutla çevrelendiğimizi hatırlıyorum. Tüm renklerin silindiğini, toprağın altına gömüldüğünü ve keyifli çığlıklarla üzerlerinin betonla kaplandığını. O betonların üstünde çıplak kaldığımızı anımsıyorum. Birbirimizi gördüğümüzü ama dokunamadığımızı. Çok yüksek bir komut ve eğlence gürültüsü kusan hoparlörlerden kendi sesimizi bile zor duyduğumuzu, her şeyin bu hengame içinde hızla yenilendiğini. İnsan bu kadar küçük bir yaşta, bu kadar hızlı bir değişime tanık olursa, neler hisseder? Üstelik bu değişimin doğal olmadığını, haksızlıklarla, zorbalıkla inşa edildiğini görürse çıplak gözleriyle? Ben de gördüm ve unutmadım. Bu yüzden, hayatımı zorbalığa ve haksızlığa karşı mücadeleye adadım. Yalnız olmadığımı, hep çoğaldığımızı, hele betonların bizim sıcaklığımız altında eriyebildiğini, gömülen fidelerin yeniden yeşerebildiğini görünce, daha güçlü devam ettim. Bu topraklar, böylece, türlü zorbalıklara rağmen, yeniden dirilen, hep dirilen güzelliklerle dolu. Başka türlü olsaydı, yaşam sürmezdi zaten. Buralarda kimse kalmazdı. Çöl olurdu ortalık.

'Özgürlük arayışçılarının da ezberleri bozuldu'

- 12 Eylül başta Türkiye'nin yakın tarihinin kanlı olaylarının yumruk gibi indiği yaşamların an be an peşine düştüğümüz, izlediğimiz Yolgeçen Hanı en çok neden bir kaçışın romanı değil?

- Yolgeçen Hanı'nda kaçanlar, kaybolanlar ve arayış içinde olanlar buluşuyor. Ama orada yakından tanıdığımız kişiler, arayışlarına, kendi hayatlarının mimarı olmaya devam ediyor. Belki bu arayış önce bir kaçışla başlıyor zaman zaman fakat kaçış bittiğinde, gerçek bir arayışa dönüşüyor. İlk baştan zorunluluklardan, sınırlardan kaçıp bilinmeze atabilir insan kendini. Sonra kendi yolunu yaratabilir. Tarihsel zorunluluk dediğimiz determinist halin dışına çıkabilirler. İşte bundan sonra başka bir yolculuk başlar. Kaçılan şeyle yüzleşecek güç ortaya çıkar, çünkü gerçekten ondan kurtulmuştur insan ve kurtulmak arzusunun yerini hayaller almıştır. Yaratıcılık ve uzun menziller. Yolgeçen Hanı, bu menzillere tanık oluyor galiba.

- Bir sosyolog olarak iyimser diyeceğim düşüncelerin var toplumun gidişatına ilişkin. Toplumda uyanış var diyorsun mesela. Nasıl bir uyanış bu? Kim, nerede ve nereye doğru uyanıyor?

- Uyanmak dışında başka bir kavram kullanabiliriz belki. Bazı bağlardan kurtulmak, mesela. Ben geçmişte farkında olmadığımız pek çok bağın artık daha görünür olduğunu düşünüyorum. Özellikle yeni kuşak açısından, geçmişte hiç olmayan biçimde tartışıyoruz. Şiddeti, iktidar ilişkilerini ve hayatımızı daha bütünlüklü sorguluyoruz. Pek çok özgürlük mücadelesi büyük tahakküm ilişkileriyle sonuçlandı. Duvarların ardında, güzel şeyler adına büyük haksızlıklar yaşandı. Böylece adalet mücadelesi sürerken, bu mücadelenin sonucunda neler olacağına dair daha bilinçlendik. Artık yolun sonu kadar, bu yolda nasıl yürüdüğümüz de önemli. Çünkü yarını bugünden yaratıyoruz.

Seçtiğimiz yöntem, gündelik hayatımızın siyasetle ilişkisi, dilimiz, tüm eylemlerimiz geleceğimizi mayalıyor. Bunun bilincindeyiz artık. Dolayısıyla, özgürlük algımız, ufkumuz derinleşti, daha somutlaştı. Bu yüzden umutluyum. Bugünkü tartışma düzeyimiz, sorgulamalarımız, yarattığımız yaşam deneyimleri sayemizde. Özgürlük arayışçılarının da ezberleri bozulduğu için.

- İlk romanını 11 yaşında yazdın: Menekşe Gözler.

- Çok komik bir roman. Hâlâ kız kardeşim Seyda'yla, arada bir gülmek için alırız Menekşe Gözler'i elimize. 11 yaşında insan ne yazar? Yıllar sonra menekşe gözlü annesini bulan tezgâhtar bir kızın aşkı ve mesleğini bulmasını anlatıyor. Ama çok komik. Türk filmlerinin esintisini her sayfada hissediyorsunuz. Çok güldürüyor bu yüzden. Bir de çocukluk algımı arada bir hatırlamak açısından, hoş oluyor.

- Çeşitli grupların kurtuluşu üzerinden yürütülen politikaların özgürlük ve kimlik arasında sıkışmasını sorgulayan bir çalışma yaptığını okumuştum.

- Türkiye'deki etnisite, cinsellik ve cinsiyet temelli toplumsal hareketler üzerinden, bu hareketlerin özgürlüğün sınırlarını nasıl genişlettiği hem de yeni sınırları nasıl yarattığını sorguluyorum. Kimlik, temsil ve örgütlenme alanlarının yarattığı sorunlardan da yola çıkarak, kurtuluş ve özgürlük arasındaki karmaşık ilişkiyi analiz etmek, buradan da politikanın anlamına ve niteliğine dair tartışmalara katkı sunmak niyetindeyim.

E-Kitap - E-book :kitap özetleri, kitap özeti, yeni çıkan kitaplar, romanlar, hikayeler, biyografiler, kitap oku, bedava kitap