Translate

Deliler Kasabası

7 Temmuz 2011 Perşembe

O Büyülü İnsanlar - Zeynep Oral

'Bunları herkes bilsin diye yazıyorum'

İnsanı 'insan' kılan çağdaş ve evrensel değerleri yüceltmek için gazetecilik yapıyor. Bunu herkes bilmeli ve buna herkes karşı çıkmalı dediği için yazıyor. Gözden kaçanı, görülmeyeni, yok sayılanı, değer verilmeyeni, fark edilmeyeni fark ettirmek için...
yazarlar
Çoksesliliği, çok renkliliği, çok boyutluluğu başkalarına da bulaştırmak, sanatı herkese musallat etmek için ve yazarken, bir kez daha çoğaldığını, zenginleştiğini hissettiği için' Yaşayan, nefes alan bir kitap O Büyülü İnsanlar. Zeynep Oral imzalı. Oral'ın kaleminden süzülerek ve de uzamı şöyle bir yırtarak bulunduğumuz zamana, ana ulaşıveriyor bir Halikarnas Balıkçısı. O gür sesi ve kalender meşrebiyle, o deli neşesiyle gümbür gümbür muhabbete davet ediyor. Sartre'ı düşününce geriliyoruz şöyle bir. Eduardo Galeano ile birlikte tutuklanıyoruz, sürgün oluyoruz, özgürlük sloganları atıyoruz. Cesur kadın Dido Sotiriu'nun Anadolu'ya selamını iletiyoruz. Ya Elia Kazan? Has Anadolulu er kişi. Okuyan Elia diyor artık ona. Sadece Elia. Komşu gibi, eş gibi, dost gibi, kardeş gibi Elia. Konuşur gibi yazıyor Zeynep Oral bu kitabı, sadece okurla değil kendi iç sesiyle de. Oral'la O Büyülü İnsanlar'ı konuştuk.

-O Güzel İnsanlar adlı kitabınızın devamı niteliğinde O Büyülü İnsanlar. Ama bazı yaklaşım farklarıyla. Nedir bu yaklaşım farkları? 'Beni asıl ilgilendiren ansiklopedilerde yazılı olmayanlar' diyorsunuz mesela. Kitap da aynen böyle evriliyor...

- O Güzel İnsanları yazarken yakından tanıdığım birbirinden harika ve değerli insanların portrelerini çizmeye çalışmıştım. Ama baktım ki benim sevdiğim saygı duyduğum ama daha da önemlisi 'onları herkes bilmeli, herkes tanımalı' dediğim insanlar, bir kitap sınırını çoktan aşmış. Üstelik okurla paylaşmak istediğim daha öyle harikulade insanlarım vardı ki noktayı bir türlü koyamıyordum. Kimilerini çıkarmak zorunda kaldım. Ama sonra içim elvermedi, öyleyse devam dedim kendime. Bu kez O Büyülü İnsanlar derken onların bilgiye, birikime ve düş gücüne dayanan yaratıcılıklarını ön plana çıkarmak istedim. Yaratıcılıklarını daha güzel, daha doğru, daha aydınlık, daha adil, daha insanca bir dünya yaratma hizmeti verenleri seçtim. Bir de şu var: Eğer uygar ve eğitimli bir toplumda yaşıyor olsaydık, bilgiye, bilime, kültür birikimine değer veren bir toplum olsaydık, benim onları yeniden ve yeniden, ısrarla anlatma, paylaşma çabam, boş bir çaba olabilirdi. Çünkü doğal olarak onların yaratıcılıkları, birikimleri kuşaktan kuşağa geçmiş, hatta içselleştirilmiş olurdu. Ama gelin görün ki, emeğin ve yaratıcılığın değil, 'reyting, sansasyon, şan, şöhret' sarmalının en yüce değer bellendiği; tüm ilişkilerin hızla pazarlama ilişkilerine dönüştüğü; sanatın her geçen gün daha da magazinleştiği; tüketim arsızlığının değerleri un ufak ettiği bir ortamda kendimi mecbur hissediyorum bugünün gençlerine o güzel insanları anlatmaya! Bir başka nokta: Bugün artık herkes hakkında bilgiye ulaşmak internet sayesinde çok kolay. Eğer istenirse elbet' Okurlar, o güzel ve büyülü insanlara bir de benim gözümle baksınlar, benim yüreğimle onları tanısınlar istedim. İlk kitapta sadece Türkiye'den insanlar vardı, ikincisinde hem Türkiye'den hem de yurtdışından'

'Sanatı herkese musallat etmek için yazıyorum'

- Hem O Güzel İnsanlar hem de yeni kitabınız O Büyülü İnsanlar'da yer alan ustaları, onlarla kurduğunuz derin dostluk bağını, unutulmaz anıları okuyunca en önce şanslı bir insan, sonra da şanslı bir gazetecisiniz demek yanlış olmaz sanırım. Anlatır mısınız bu 'şanslı' 'insan gazeteci' Zeynep Oral'ı?

- Şans mı dediniz??? Doğrusu bence şans, biraz da bizim seçimlerimize, kendi yarattığımız ya da bize sunulan olanakları nasıl değerlendirdiğimize bağlı bir şey. Kimi zaman rastlantıların önemi elbet ki var. Doğru zamanda doğru yerde olmak gibi. Ancak düşünce biçimimiz, yeryüzünü algılayışımız, bakış açımız, ilgi alanlarımız, tüm birikimimiz, kullandığımız dil, tercihlerimiz, değer verdiğimiz öncelikler, daha doğrusu değer ölçülerimiz, kısacası her an yaptığımız seçimler, nasıl bir insan olduğumuzu, nasıl bir insan olacağımızı belirliyor bence. Dostluklar da öyle, üstelik emek istiyor. Her iki kitapta da hem dostum arkadaşım olanlar var; hem de olmayanlar. Mesleğimin en muhteşem yanlarından biri, belki de yalnızca uzaktan hayran olacağım insanları, daha yakından tanıma fırsatını ve olanağını bana vermiş olmasıydı. Uzun yıllar boyunca birbirinden değerli, birbirinden güzel, yaratıcı insanlar tanıdım. Kimini daha çok, kimini daha az tanıdım. Kimi yaşam boyu en yakın arkadaşım, dostum oldu; kimi kısacık bir karşılaşmanın içine ömrüm boyunca beni terk etmeyecek bir anı armağan etti. İster bir kez karşılaşmış olayım, ister yaşam boyu arkadaş kalmış olalım; her zaman insan yanım, gazeteciliğimin önünde oldu. Başa dönersek: Aliye Berger'le ya da Joan Baez'le arkadaş, dost olmam bence şansla değil, kişiliğimle ilgili diye düşünüyorum'

- Onlar size güvendiler, zihinlerini, sırlarını açtılar hani ağızlarından kaçırdıkları çok şeyler de oldu belki de ama siz bu anlamda 'kötü' bir gazeteci olmayı göze alarak ihanet etmediniz. Kimbilir ne haberler kaçırdınız, bilerek atladınız ve biliyorum hiç pişman olmadınız. Bu 'yaklaşımı' sormalı, o özeni, o güven tesisini, o 'kötü gazeteci' olmayı'


- Kimi zaman kendi bildiklerimi düşününce, korktuğum bile oldu! Benim bu bildiklerimi, bir başka gazeteci bilse, of aman of, kim bilir neler yazar diye. Hatta, karşımdakini 'Sakın bunu bir başka gazeteciye söylemeyin, başınıza dert açar' diye uyardığım da olmuştur. İnsan herkesi kendi gibi bilir ya. Ben karşımdakine dürüst ve güvenli yaklaşınca, karşımdaki da bana öyle yaklaşır. Yani ben öyle sanıyorum. Ayrıca ben 'haber atlatmak' için gazetecilik yapmıyorum. İnsanı insan yapan çağdaş ve evrensel değerleri yüceltmek için gazetecilik yapıyorum. Bunu herkes bilmeli dediğim için yazıyorum. Buna herkes karşı çıkmalı dediğim için. Gözden kaçanı, görülmeyeni, yok sayılanı, değer verilmeyeni, fark edilmeyeni fark ettirmek için gazetecilik yapıyorum. Çoksesliliği, çok renkliliği, çok boyutluluğu başkalarına da bulaştırmak için, sanatı herkese musallat etmek için. Bir de yazarken, bir kez daha çoğaldığımı, zenginleştiğimi hissettiğim için'

- Daha güzel bir dünya ülküsüne sanatçı duyarlılığı penceresinden ve aydın bilincinden seslenişlerle dopdolu bizi tanık ettiğiniz ömürler... Her isim kendi alanında, sınırların, memleketlerin, kültürlerin erinçleri veya acılarıyla 'insan olmak' ortak paydasında nasıl buluştuğunun alametifarikası gibi' Öylesine evrensel, öylesine vizesiz, öylesine insanca yaşadılar, yaşıyorlar...

- Günümüzde her şeyin satılık olduğu ya da öyle sanıldığı; emeğin, yaratıcılığın değer olmaktan uzaklaştırıldığı; sanatın her geçen gün magazinleştiği; popülerlik adına, halk dalkavukluğunun alkışlandığı; şan şöhret uğruna her yolun mübah olduğu; değer ölçülerinin 'reyting' ve sansasyonla ölçüldüğü; tüketim arsızlığının revaçta olduğu bir ortamda, bu güzel, bu büyülü insanlara çok şey borçlu olduğumuza inanıyorum. Bugün kimi hayatta, kimi değil. Varlıklarıyla, anılarıyla, eserleriyle, emekleriyle onları yanı başımda hissediyorum. Yaşamı ve dünyamızı zenginleştirmekle kalmayıp, insan onurunu yücelttikleri için de onlara müteşekkirim. O güzel insanların, o büyülü insanların her birinden çok şey öğrendim, bana inanılmaz katkılarda bulundu. Ama en önemlisi insanlığın bin bir halini onlarla, eserleriyle tanımaya, anlamaya çalıştım. Her olayın birkaç yüzü olduğunu, her insanın milyonlarca bilinmeyeni olduğunu da.


'Bende okumalar da yazmalar da kolay kolay bitmiyor'

- Ayağa kalkmaya mecalinizin olmadığı en zor anlarınızda onlardan nasıl güç aldığınızı da okuyoruz' Otuz yıl boyunca çalıştığınız gazeteden ve kendi kurduğunuz, yönettiğiniz dergiden kovulma biçiminin sizin deyiminizle üzerinizden silindir gibi geçtiği günlerde bu büyülü insanların gerek yapıtlarının, gerek bir sesin, bir sözün, bir formun sizi tekrar ayağa kalkmaya nasıl teşvik ettiğini duyumsuyoruz... Bu bağlamda birkaç örnekle güç aldığınız anları paylaşın bizlerle?

- Sevgili Gamze, otuz yıl kesintisiz çalıştığım gazeteden ve kurduğum, yönettiğim dergiden kovulalı on yıl oldu! On yıldır Cumhuriyet'te, memnun mesut çalışıyorum. Şimdi bunu bana anımsatmanın sırası mı! Ayrıca bu konuda bütün hissiyatımı, yeni baskısı Cumhuriyet Kitapları'ndan yapılan Meslek Yarası kitabımda uzun uzun anlattım. Meraklısı, alır oradan okur. Çünkü orada da hem o güzel, hem o büyülü insanlar var'

- Fikri takip... Tüm bu güzel ve büyülü insanlarla olan dostluğunuzun da bir fikri takibi var... Onları öksüz misali ilgisiz, yalnız bırakan, terk eden bir gazeteci, bir dost değilsiniz...

- Aşklar biter mi? Dostluklar biter mi? Bende okumalar da, yazmalar da kolay kolay bitmiyor' Ancak şunu da vurgulayayım: Bu sadece dostluklar kitabı değil. Kimi zaman, kısacık bir karşılaşmayı, bir iki saate paylaşılanları büyüteç altına aldım. Kimi zaman tüm bir ömrü birkaç satıra sığdırabilmek için yoğunlaştırdım. Hep, bire bir yaşadığım anlara öncelik verdim. Kâh, bir anekdot anlatmak ve okuru sadece gülümsetmek için; kâh o büyülü insanlardan ne denli etkilendiğimi ortaya koymak için bir de ülkemin onlardan esirgediği vefa duygusunu, minneti iletmek için onları anlattım. Daha önce yazdıklarımdan yararlandım, yazmadıklarımı ekledim, farklı boyutlar katmaya çalıştım. Bunları yaparken, insanı insan yapan çağdaş ve evrensel değerleri yüceltmekten hiç vazgeçmedim.

- Kitapta yer alan isimler çerçevesinde sorarsam her biri aydınlık olduğu kadar karanlık günler de yaşamış' Zorlu eşiklerden geçmişler' Yasaklanmışlar, tutuklanmışlar, sürgün edilmişler, yapıtları yıkılmış, yakılmış, toplatılmış' Bugün de çok farklı değil yazık ki'

- Nâzım Hikmet, Eduardo Galeano, James Baldwin, Yılmaz Güney ve Türkan Saylan. İşte beş farklı insan: Farklı alanlardan farklı yerlerden ve zamanlardan, farklı birikimlerden. Ne acı ki her biri iktidarın, gücü elinde tutanların ya da tuttuklarını sananların hışmına uğramış. Kâh kendileri kâh eserleri, susturulmak, yok edilmek istenmiş, acı çekmiş. Başkaldırıları farklı olabilir ama siyasal erk onları yok etmek için çok uğraşmış. Gelin görün ki başaramamış! Zaten başaramaz da.

Düşünce ve ifade özgürlüğünü, her tür ayırımcılığa karşı durmayı kendi çıkarlarına karşı tehdit olarak gören iktidarlar hep ama hep baskıya, zora, işkenceye, yasaklamaya, yıkmaya, yok etmeye yönelmiştir. Bugün işkencecileri, yasak koyucuları, yok edenleri, hiçbirinin adlarını bilmiyoruz ama şu saydığım isimler beni asla terk etmeyecek.

'Bana ödül verilmiş ya da verilmemiş bir anlamı yok, çünkü!'

- Uluslararası Basın Enstitüsü'nün (IPI) 'Basın Özgürlüğü Diyalog Ödülü' size verildi. Ödül töreninde yaptığınız konuşmada Türkiye'de gazeteciliğin tehdit altında olduğunu vurguladınız. Son soruda ödül hakkındaki duygularınızı ve gazetecilerin gelenekselleşircesine içeri tıkıldığı ülkemizdeki vahim durumu bu satırlarda da değerlendirir misiniz?

- 'Basın Özgürlüğü Diyalog Ödülü' IPI'nın bu yıl ilk kez koyduğu, yeni bir ödül. Bundan böyle her yıl verilecek. IPI'dan yapılan açıklamaya göre, gazetecilikte istikrar, nefret dilini, şiddet dilini, ayırımcılığı dışlama ve özellikle halklar, toplumlar arasında diyalog kurma çabaları değerlendiriliyor. Bana verilmesinde bu kriterlerin yanı sıra, WINPEACE (Türkiye Yunanistan Kadın Barış Girişimi) çalışmalarım vurgulandı. Viyana'da Hofburg İmparatorluk Sarayı'nda, IPI'nın İsrail-Filistinli Gazeteciler Forumu'nda verildi ödül. Ödül kabul ve teşekkür konuşmamda da belirttim: Bir ülkede, insanlar gazetecilik yaptıkları için, düşündüklerini yazdıkları için, gerçeği araştırdıkları için, mesleğin gereğini yerine getirdikleri için, yıllarca hapsediliyor, hücrelere tıkılıyor, işkence görüyor, işten atılıyor, baskı görüyor, tehdit altında yaşıyor ve zulüm görüyorsa' Bana bu ödül verilmiş ya da verilmemiş hiçbir anlamı yoktur! Daha doğrusu belki de tek anlamı vardır: Kimi gerçekleri söylemek için bir fırsat: 'Evet, Basın Özgürlüğü, ülkemde tehdit altındadır. 'Sınır Tanımayan Gazeteciler' kuruluşunun son raporuna göre, basın özgürlüğünde Türkiye 178 ülke arasında 138. sırada. Bugün Türkiye' de 70'i aşkın gazeteci, hapistir. Kimi hücrededir, kimi iki yılı aşkın süredir içeride. Gazetecilere karşı binlerce dava açıldı. Kimi gazeteciler yazmaktan vazgeçti ya da vazgeçirildi. Gazete patronlarına gözdağı verildi. Gazetecilerin yazdığı kitabın daha yayınlanmadan yasaklandığına, bilgisayarlardan silindiğine tanıklık ettik. Yedi bin internet sitesi yasaklı. Çoğunun kapatılma için mahkeme kararı yok. Önümüzde yeni tehditler bulunuyor. Hükümetin yeni bir kararıyla 22 Ağustos'tan itibaren, internet kullanımına filtre sistemi getiriliyor. Bu da bağımsız, alternatif ve bağımsız medya girişimlere büyük bir darbe! Daha ne olsun! Ödül törenindeki konuşmama çok kişisel başladım: Gençken, (bizim zamanımızda bütün gençler gibi) dünyayı değiştirmek tutkumla başlayıp bu yukarıda sıraladığım gerçeklere geldim. Konuşmamı 'İşte bu zor ve baskılı dönemde, Basın Özgürlüğü Diyalog Ödülü'ne beni layık gördüğü için IPI'a teşekkür ediyor ve ödülü hâlâ hapiste olan meslektaşlarım adına minnetle alıyorum' diyerek bitirdim. Başka türlüsünü yapamazdım.

gamzeakdemircumhuriyet.com.tr

O Büyülü İnsanlar/ Zeynep Oral

kitap özetleri, kitap özeti, kitaplar, yeni çıkan kitaplar, romanlar, hikayeler, biyografiler, kitap oku, bedava kitap