Translate

Deliler Kasabası

20 Temmuz 2011 Çarşamba

'Tutunamayanlar' tartışması

'Tutunamayanlar' tartışması devam ediyor

Oğuz Atay'ın 'Tutamayanlar'ını 'sığ ve yapay' bulduğu için eleştirilen Şavkar Altınel, tepkilere cevap verdi...

Şavkar Altınel'in Notos'un Oğuz Atay'la ilgili düzenlediği soruşturmada 'Tutamayanlar'ı 'sığ ve yapay' bulmaktan kendini alamadığını söylemesi ağır tepkilere yol açtı. Altınel'in eleştirilere cevap verdiği Radikal'deki yazısı şöyle:Adamın biri marjinallikle ilgili bir kitap yazmış, çok satanlar arasına girmiş. Fıkrayı iyi anlatmadım galiba; koskoca salonda bir iki kişi dışında gülen yok. Bir de şöyle deneyeyim: Adamın biri, bazıları başkalarına benzemez, onlar gibi yaşayamaz, narin, hassas ‘tutunamayanlar’ olarak kalır diyen bir kitap yazıyor. Elli bin, yüz bin, yüz elli bin, üç yüz bin, beş yüz bin, bir milyon kişi, “İşte bizim hikâyemiz: Tutamayanlar BİZİZ!” deyip kitabı bağrına basıyor. Ne var ki, ‘Tutanamayanlar’ adlı küçücük bir azınlık oluşturduğuna inanan bu kitle hızla büyümeye devam ederken başka bir adam da çıkıp utana sıkıla, “Ben de galiba sizin o kadar sevdiğiniz o kitaba tutunamıyorum,” diyor ve kıyamet kopuyor. Tutanamayanlar hesapça olmaması gereken tırnaklarını çıkartıp bir ağızdan, “Seni namussuz, seni densiz, seni terbiyesiz, tutunamamak da ne demekmiş? Derhal sen de bizim gibi ol, yoksa haddini bildiririz” diye hırlamaya başlıyor. Bana bütün bunlarda sanki komik bir şey varmış gibi geliyor, ama güldürü anlayışımın sapık olduğu hep söylenmiştir.
Ölçülü görüş, ölçüsüz tepki
Oğuz Atay yüz binlerce okuru olan bir yazar, benim okurlarımın sayısı ise bini ya bulur ya bulmaz. Başka bir deyişle, Atay’ın okurlarının ezici çoğunluğunun benim varlığımdan bile habersiz olması gerekir. Bu durumda ben bir ‘Tutanamayanlar’ hayranı olsaydım ve Şavkar Altınel diye daha önce adını bile duymadığım birisinin bu hayranlığı paylaşmadığını öğrenseydim bunun nedenlerine göz atar ve bunlara katılmadığımı görecek olursam, “Ne yapayım, bu da onun görüşü,” deyip sevgili kitabımı okumaya devam ederdim.



Ama tabii öyle olmadı, olaylar her zaman olduğu gibi gelişti ve Tutanamayanlar hakkındaki kuşkularımı elimden geldiği kadar ölçülü bir şekilde dile getirmem Radikal’in sitesi ile Ekşi Sözlük’te bir yığın ölçüsüz tepki almama yol açtı. Türkiye’de, duymak istemediğimiz şeyler söyleyenlerin kasıtlı olarak ve çoğu kez de yabancı güçlerin yönlendirmesiyle hareket ettiği hepimizin bildiği bir gerçektir. Resmî tarihin doğrularını sorgulayanlar için böyle olan bu durumun resmî edebiyat tarihinin doğrularını sorgulayanlar için başka türlü olması elbette beklenemez. Dolayısıyla, Şavkar Altınel’in Oğuz Atay’a duyduğu kıskançlıktan gözü dönmüş, hırs dolu, ün peşinde koşan bir İngiliz ajanı olduğunu öğrenmek beni şaşırtmıyor. Evet, bir defa daha, içimize sızmış bir iki yabancı hain dışında hepimizin çok şükür aynı görüş ve değerlere bağlı olduğumuzu ileri süren o eski hayaletle karşı karşıyayız. Ama işte ne yazık ki hayalet özlediği mutlak egemenliği bir türlü kuramıyor. Hakkımdaki onlarca saldırgan ‘yorum’ arasında aykırı sesler de yok değil. Hayır, “Tamamiyle katılıyorum; birisinin çıkıp Tutanamayanlar’ın ne kadar kötü bir kitap olduğunu söylemesinin vakti gelmişti,” diyenlerden değil, Atay’ın romanı hakkındaki görüşlerimi belki paylaşmayan, ama gerçek bir üzüntüyle, “Ne var? İnsan düşündüğünü söyleyemeyecek mi?” diye soranlardan söz ediyorum. Bu komik (ve birçok komik şey gibi, acıklı) fıkranın içinde bir yerlerde bir ‘ışık’ varsa bu insanlardan geliyor.
Diğer yorum sahiplerine ise (kıskanç ve hırslı bir adamdan beklenileceği gibi) gıpta ediyorum. Tutanamayanlar’ın iyi bir kitap olmadığına eminim, ama Atay’ın akıllı bir insan olduğuna da eminim. Bu özellik, görebildiğim kadarıyla, hayranları arasında o kadar yaygın değil. Ama olsun: akıl insanı tedirgin ve mutsuz etmekten başka neye yarar? Yobazlık ise paha biçilmez bir hazinedir. Körü körüne bağlandıkları inançları olanların bir daha bu inançları da, başka herhangi bir şeyi de sorgulamalarına gerek kalmaz. İnanılan eğer bir kitapsa giderek bu kitabı okumak (ve belki de yobazlıkla o kadar bağdaşmayan mesajını görmek) bile gereksiz hale gelir. Geriye yalnızca muska gibi boynumuza astığımız kitabın bizi otomatik olarak aydınlığa boğduğuna ve kitaba dil uzatanların haç görmüş vampirler gibi oracıkta çarpılıvereceğine inanmanın derin huzuru kalır. Umarım bir gün ben de kendime böyle bir kitap bulurum.
E-Kitap - E-book :kitap özetleri, kitap özeti, yeni çıkan kitaplar, romanlar, hikayeler, biyografiler, kitap oku, bedava kitap