Translate

Deliler Kasabası

23 Temmuz 2013 Salı

Simyacı-Paulo Coelho

 Simyacı-Paulo Coelho

Simyacı, Brezilya’lı eski şarkı sözü yazarı Paulo Coelho’nun, yayınladığı 1988 yılından bu yana dünyayı birbirine katan, eleştirmenler tarafından bir ‘fenomen’ olarak değerlendirilen üçüncü romanı. Simyacı, altı yılda kırk iki ülkede yedi milyondan fazla sattı. Bu, Gabriel Garcia Marquez’den bu yana görülmemiş bir olay. Yüreğinde, çocukluğunu yitirmemiş olan okurlar için bir ‘klasik’ kimliği kazanan Simyacı’yı Saint-Exupery’nin Küçük Prens’i ve Richard Bach’ın Martı Jonathan Livingston’u ile karşılaştıranlar var (Publisher Weekly).
Simyacı, İspanya’dan kalkıp Mısır Piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago’nun masalsı yaşamının felsefi öyküsü. Sanki bir ‘nasihatname’: ‘Yazgına nasıl egemen olacaksın, mutluluğunu nasıl kuracaksın?’ sorularına yanıt arayan bir hayat ve ahlak kılavuzu. Mistik bir peri masalına benzeyen romanın altı yılda, yedi milyondan fazla okur bulmasının gizi, kuşkusuz, onun bu kılavuzluk niteliğinden kaynaklanıyor. Simyacı’yı okumak, herkes daha uykudayken, güneşin doğuşunu seyretmek için şafak vakti uyanmaya benziyor.
Çeviren: Özdemir İNCE / Can Yayınları
Öndeyiş
    Bir kervancının getirdiği kitabı eline aldı Simyacı. Kapağı yoktu kitabın, ama gene de yazarının kim olduğunu anladı: Oscar Wilde’dı yazar. Kitabın sayfalarını karıştırırken, Narkissos’u anlatan bir öyküye rastladı.
    Narkissos’un kendi güzelliğini her gün bir gölün sularında seyretmeye giden bu yakışıklı delikanlının efsanesini biliyordu Simyacı. Bu delikanlı kendi görüntüsüne öylesine vurgunmuş ki, günün birinde göle düşüp boğulmuş. Onun göle düşüp boğulduğu yerde de bir çiçek açmış, bu çiçeğe nergis adı verilmiş.
    Ama kendi yazdığı öyküyü böyle bitirmiyordu Oscar Wilde.
    Tatlı su gölünün kıyısına gelen orman tanrıçaları Oreas’ların onu bir acı gözyaşı kavanozuna dönüşmüş olarak bulduklarını yazıyordu Oscar Wilde.
    – Neden ağlıyorsun? diye sormuş Oreas’lar.
    – Narkissos için ağlıyorum, diye yanıtlamış göl.
    – Ne var bunda şaşılacak, demiş bunun üzerine orman tanrıçaları. Bizler ormanlarda boşu boşuna onun peşinde dolaşır dururduk, ama onun güzelliğini yalnızca sen görebilirdin yakından.
    – Narkissos yakışıklı bir genç miydi? diye sormuş göl.
    – Bunu senden daha iyi kim bilebilir ki? diye karşılık verdi iyice şaşıran Oreas’lar. Her gün senin kıyılarına gelp sularına bakıyordu!
    Göl bir süre sessiz kalmış. Sonra şöyle konuşmuş:
    – Narkissos için ağlıyorum, ama onun yakışıklı olduğunu hiç fark etmemiştim ben. Narkissos için ağlıyorum, çünkü sularıma eğildiği zaman, gözlerinin derinliklerinde kendi güzelliğimin yansımasını görebiliyordum.
Romanın Özeti
Romanın kahramanı Santiago’dur. Annesi ve babası onun rahip olmasını ister ve onu rahip okuluna gönderir. Arta kalan zamanlarda da koyun sürüsünü otlatmaya götürüyordur. Bu ona tüm Endülüs’ü gezme imkanı sağlamaktadır. Ancak Santiago babasına okuldan ayrılmayı düşündüğünü ve gezgin olmak istediğini söyler. Babası da ona bir kese altın verip ‘Git, kendine bir sürü al ve en iyi şatonun bizim şatomuz ve en güzel kadınları bizim kadınlarımız olduğunu öğreninceye kadar dünyayı dolaş’  der ve oğlunu kutsayarak ona izin verir.


Santiago’nun sırtında heybesi, kitabı ve yamçası vardır. Babasının verdiği para ile bir koyun sürüsü alır. Yaşamının büyük düşünü; dünyayı dolaşmayı gerçekleştirmeye başlar. Ama dünya büyüktür ve sonu yoktur. Kısa sürede olsa koyunların kendisine yol göstermesine izin verir sonunda yeni şeyler keşfedip tekrar onları peşinde sürükler. Her gün yeni bir yere gider, otlaklar değiştiği halde bazen mevsimlerin bile birbirine benzemediğini dahi anlamaz. Koyunların tek kaygısı yiyecek ve sudur. Dağ,  taş, köy kasaba geçip hava karardığında koyunları kurtlara karşı emniyete alacak düzgün bir yer bulduğunda yatar ve sabah hava aydınlanınca tekrar gezmeye başlardı.. 
Santiago bir gün yıkık bir kiliseye girer. Kilisenin içinde kocaman bir firavun inciri büyümüştür. Dibine oturur ve kitap okuyarak uykuya dalar. Rüyasında; bir çocuk koyunlarıyla oynarken, onu elinden tutup Mısır piramitlerine götürür. ‘Burada gizli bir hazine bulacaksın’ der ve tam yerini gösterecekken Santiago uyanıverir. Santiago bu rüyanın etkisinde kalır fakat inanmaz. Gittigi bir köyde falcı yaşlı bir kadına rüyasını anlatır. Falcı tatmin edici bir cevap vermez ama ona hazineyi bulacağını ve onda birini istediğini söyler. Santiago oralı bile olmaz ve oradan ayrılarak dolaşmaya devam eder. Pazarın içinde dolaşırken kendisini Salem Kralı olarak tanıtan yaşlı bir adama rastlar. Adamla epey muhabbet eder ve ona kendi amaçlarını anlatır. Yaşlı adam Santiago’nun kendi kişisel menkıbesinin peşinde olduğunu bildiğini ve bunun için ona yardım edeceğini söyler. 
Yaşlı adam, evrenin gizemleri hakkında bilgi vermek karşılığında; Santiago’dan koyunlarının onda birini ister. Sonra onu sarayına götürür ve bir teste tabi tutar. Bir yemek kaşığına yağ koyarak elinde tutmasını ve bu şekilde sarayı gezmesini ister. Santiago dolaşır gelir ama saray hakkında hiç bir izlenim elde edemez çünkü yağı dökmemek için etrafa dikkat etmemiştir.Yaşlı adam sarayın harikalarını tanıması için onu tekrar gönderir. Geri geldiğinde yağ dökülmüştür. ‘Mutluluk gizli dünyanın bütün harikalarını görmektir; ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan’ der yaşlı adam. Bir çoban gezmeyi bilir ama koyunlarını asla unutmaz. Mesajı almıştır. Yaşlı adam, Santiago’ya biri beyaz diğeri siyah olmak üzere iki adet gizemli taş verir ve siyah olanı “evet”, beyaz olanı “hayır” anlamını taşıyan bu taşları “zora düştüğün zamanlarda kullan ancak kendi kararını kendin vermeye çalış ama Tanrı’nın sana gödereceği simgelere saygılı ol” der.
Santiago falcı kadın ve Salem kralından aldığı işaret ve bilgilerden sonra Mısır’a gitmek için sürüsünü satar ve yola koyulur. Afrika’nın bir liman şehrinde kendisinin turizm danışmanı olduğunu söyleyen bir çocuk ile tanışır. Mısır’a gidebilmek için çölün geçilmesi gereklidir ve deve almak için pazara giderler. Ama çocuk parayı çalarak kaçar ve Santiago’yu bu tanımadığı şehirde parasız pulsuz bırakır. Santiago taşları ilk ve son kez burada Salem kralının kutsamasının üzerinde olup olmadığını anlamak için kullanır. Aldığı yanıt olumludur. Bunun da sevinci ile yoluna devam edebilmek için billuriyeci dükkanına para kazanmak için girer. Billuriyecinin azalan işlerinin tekrar canlanmasını sağlar. Aralarındaki ilişki giderek artar ve birbirlerine hayallerini anlatmaya başlarlar. Billuriyeci hacca gitmek için para biriktirmektedir. Kişisel menkıbesinin bu olduğunu bilen billuriyeci parası olduğu halde bunu gerçekleştirmez, çünkü daha sonra yaşaması için bir sebebin kalmayacağını düşünmektedir. Altı ay burada çalışan Santiago yeterli parayı kazanır ve tekrar yola koyulur. 
Yolda bir İngilizle karşılaşır. Bu İngiliz kendi kişisel menkıbesi olan Simyacı’yı bulup felsefe taşının gizemini keşfetmek için uğraşmaktadır; bunun için  onun da çölü geçmesi gerekmektedir. Birbirleriyle iyi anlaşırlar ; bir kervana katılırlar. Fakat yolda kaybolurlar ve bir vahanın savaşçıları tarafından bulunurlar. Kabileler arasında bir savaş vardır ve burada kalmak zorundadırlar. İngiliz Simyacı’yı buralarda bulacağını düşünmeye başlamış ve Santiago’nun yardımlarıyla onu aramaya halktan sormaya başlamıştır. İngiliz Simyacı’ ya çölde rastlar fakat ondan öğrenebildiği tek şey ; önceden beri bildiğini uygulaması gerektiği olmuştur. 
Santiago burada Fatima’ya rastlar ve ona aşık olur. Her gün onu görmek için çeşmeye gider. Bir gün çölü seyrederken gözünün önünden anlık olarak silahlı bir birliğin vahayı işgal ettiği geçer. Bir devecinin de telkiniyle vahanın ileri gelenlerinin karşısına çıkar. En yaşlısı Yusuf peygamberin rüyasının yorumunu hatırlatır ve delikanlının haklı olabileceğini düşünür. Ve silahlanmaları için emir verir. Toplantıdan sonra devasa bir at üzerinde siyah peçeli herhangi bir dünyalıdan çok daha güçlü görünen ve omuzunda bir şahin taşıyan birisi vahaya gelir. Savaşçıların geleceğini söyleyen kişiyi görmek ister. Santiago’nun içinde herhangi bir korku belirmez. Cesaret sınavını geçen Santiago Simyacı’yla tanışır. Simyacı Santiago’nun sabaha sağ çıkabilirse kendisini bulması için güneye gelmesini söyler ve kısa sürede ortalıktan kaybolur. 
Gece süvariler saldırır ama önlem alan vahanın sakinleri onları öldürürler ve Santiago’nun sayesinde tehlikeyi atlatmış olurlar. İleri gelenler Santiago’nun vahanın müşaviri olmasını isterler. Fakat Santiago çöle Simyacı’yı aramaya gider. Karşılaşırlar ve Simyacının çadırında iki gün kalır. Simyacı onun geleceğini kendisine  çölün söylediğini anlatır. Ona çölü geçmesinde yardımcı olacaktır. Santiago döner ve Fatima’ya yapacaklarını anlatır. Fatima onu beklemenin kendi kişisel menkıbesi olduğunu anladığını söyler, onu bekleyecektir. 
Santiago çölün dilini öğenmek zorundadır çünkü piramitler de çölün bir parçasıdır. Menkıbesini tamamlaması için ise bu şarttır. Simyacı ve Santiago birlikte yola çıkarlar. Simyacı ona yüreğini dinlemeyi öğretmek istemektedir  ve bu sayede kendi yolunu  da bulabilecektir. Simyacı ‘Kendi yüreğini dinle. Yüreğin her şeyi bilir, çünkü yüreğin Evrenin Ruhundan gelmektedir ve bir gün oraya geri dönecektir’ der.

Santiago, yüreğinin söylediklerini dikkatle dinleyerek çölde ilerlemesine devam eder. Karşılaştıkları güçlükler karşısında hep kendi kişisel menkıbesine güvenir. Simyacı ile piramitlerin yakınlarında bir manastıra kadar gelirler. Simyacı ona ’Yüreğin hazinenin olduğu yerdir.’ diyerek ondan ayrılır. Santiago sonunda kumullar tepesine ulaşır. Piramitler, bütün görkemiyle karşısında yükselmektedir. Ansızın arkasından bir darbe ile yere yuvarlanır. İki eşkiya onu soyup öldürmek için saldırmışlardır. Onlara her şeyi anlatır. 
Aralarından birisi onun tam bir salak olduğunu kendisinin de rüyasında; İspanya’da bir yerde, bir firavun incirinin altında hazine olduğunu gördüğünü ama ahmakça hareket etmediğini söyler. Ve Santiago’yu serbest bırakırlar. Santiago Simyacı’nın haklı olduğunu yüreğinin İspanya’da olduğunu anlar. Rüyayı gördüğü kiliseye giderek firavun incirinin dibini kazar ve hazinesine kavuşur.
Şimdi yüreğini tekrar dinler ve Fatima’yla evlenip onu ailesine tanıştırmak için tekrar Mısır’a hareket eder.


E-Kitap - E-book :kitap özetleri, kitap özeti, yeni çıkan kitaplar, romanlar, hikayeler, biyografiler, kitap oku, bedava kitap