Translate

Deliler Kasabası

23 Temmuz 2013 Salı

Yaqui Kızılderili Büyücüsü Don Juan’ın Öğretileri

 Carlos Castaneda

Ixtlan Yolculuğu

Yaqui Kızılderili Büyücüsü Don Juan’ın Öğretileri
Carlos Castaneda, yaşamının otuz yılını eski çağlarda Meksika’da yaşamış olan şamanların dünyasını incelemeye adamış bir antropologdur. Meksikalı Yaqui Kızılderilisi şaman don Juan Matus’dan almış olduğu eğitim süresince ve sonrasında konuya ilişkin on kitap yazmıştır.
Serinin üçüncü kitabı olan Ixtlan Yolculuğu, zamanımızın önemli mesajlarından biri. Ixtlan Yolculuğu’nda Carlos Castaneda, “alışkanlıkların tutsaklığından arınmış, özgür, seyyal, ne yapacağı önceden kestirilemeyen” avcı, savaşçı ve bilgi adamı don Juan’ın bilgeliğini, bilinmeyenle bir dizi heyecan verici karşılaştırmalar aracılığıyla öğreniyor.
Sözcüklerin ardında parıldayan muammalar sizleri tekinsizce kavrayacak...sonuna dek capcanlı, kusursuz, ve erk dolu.”
“Carlos Castaneda, çağımızın en etkili ve derin düşünürlerinden biri. Bilgisi, insan bilincinin gelecekteki evriminin kilometre taşlarını döşüyor. Hepimiz ona teşekkür borçluyuz.” –Deepak Chopra
“Benim için dünya esrarengizdir –harikulade, ürkütücü, gizlerle dolu, kavranılamazdır o zira; ben senin burada, bu görkemli alemde, bu görkemli çölde, bu görkemli zamanda olmanın sorumluluğunu üstlenmen gerektiğine inanmanı istedim hep. Her bi eylemin sonucunu hesaba katmayı öğrenmen gerektiğine inanmanı istedim; zira sen burada kısa –aslında, onun tüm görkemlerine tanık olamayacağın denli pek kısa –bir süre kalacaksın yalnızca.” –Don Juan
*Yaşamımızdaki her şeyi bir anda kesip atabileceğimizin farkına vardığımız çok enderdir.

*Kişi, resimler çekip ses kayıtları yapmanın kaygusuna düşmemeli. Heyecansız yaşamın gereksiz fazlalıklarıdır bunlar. İnsanın tasası tin olmalı; hep avucumuzdan kayıp kaçagiden tin.

*Bir savaşçının, kişisel tarihine (yaşamöyküsüne) gereksinmesi yoktur. Günün birinde, artık ihtiyacı olmadığını anladığında, bırakır onu.

*İnsan ana babasına, yakınlarına, dostlarına yaptığı her şeyi anlatarak yaşamöyküsünü ha bire yenileyip durmak zorundadır. Öte yandan, yaşamöyküsü olmayan savaşçının kimseye verilecek hesabı yoktur; hiç kimse eylemlerinden ötürü öfke ya da düş kırıklığı duymaz. En önemlisi, kimse onu düşünceleri ve beklentileriyle tutsak edemez.

*Hiçbir şey kesin olmadığı zaman uyanık kalırız, sürekli tetikte dururuz. Tavşanın hangi çalılığın ardında saklandığını bilmemek, her bir şeyi biliyormuş gibi davranmaktan çok daha heyecan vericidir.

*Bir insan kendini dünyanın en önemli şeyi saydığı sürece, çevresindeki dünyayı layıkıyla değerlendiremez. At gözlüğü takılmış bir at gibidir o; kendinden başka hiçbir şeyi görmez.

*Ölüm ebedi yoldaşımızdır. Daima solumuzda, bir kol boyu arkamızdadır. Ölüm bir savaşçının tek bilge danışmanıdır. Ne zaman işlerin yolunda gitmediğini ve yolun sonuna geldiğini hissetse, savaşçı ölümüne dönüp ona danışabilir. Ölümü ona yanıldığını, kendisinin ona dokunuşundan başka hiçbir şeyin önemli olmadığını söyleyecektir. Ölümü şöyle diyecektir ona, “Ben sana daha dokunmadım ki.”

*Savaşçı bir şey yapmaya karar verince sonuna dek gitmeli, ama yaptığı şeyin sorumluluğunu da üstlenmeli. Ne yaparsa yapsın, önce niçin yaptığını bilmeli, sonra da kuşku ya da pişmanlık duymadan eylemlerini sürdürmeli.
*Ölümün avcı olduğu bir dünyada, pişmanlıklar ve kuşkular için zaman bulunmaz. Sadece karar vermek için zaman vardır. Kararın ne olduğu da önemli değildir. Hiçbir şey bir başkasından daha çok ya da daha az önemli olamaz. Ölümün avcı olduğu bir dünyada kararların büyüğü küçüğü yoktur. Kaçınılmaz ölümüne karşın savaşçının aldığı kararlar vardır yalnızca.

*Bir savaşçı, kendini istediği an ulaşılabilir ya da ulaşılmaz kılmayı öğrenmelidir. İstemeyerek de olsa her an ulaşılabilir olması, saklandığını herkesin bildiği zamanlar saklanması kadar yararsızdır.

*Bir savaşçı için erişilmez olmak, onu saran dünyayla temasında tutumlu olması demektir. Bir savaşçı kendini ve başkalarını tüketmekten her şeyden fazla kaçınır. İnsanları, özellikle de sevdiklerini kullanarak onları kupkuru bırakana dek sıkıp sularını çıkarmaz.

*İnsan kaygılanmaya başladı mı, umutsuzlukla her şeye yapışır, ve bir kez yapıştı mı, kendini, ve kime ya da neye yapışmışsa onu tüketmeye mahkumdur. Öte yandan bir savaşçı-avcı, avını tuzağına hep çekeceğini bildiğinden kaygılanmaz. Kaygılanmak, erişilebilir olmaktır, ister istemez.

*Bir savaşçı-avcı, dünyasıyla yakın ilişki içindedir, ancak kendisi, o dünya için erişilmezdir de. Hafif dokunuverir ona, gereksindiği sürece kalır, sonra bir iz bile bırakmadan ayrılır ordan.

*Bir savaşçı-avcı olmanın anlamı, avını tuzağa düşürmek değildir yalnızca. 
Savaşçı-avcı, tuzaklarını kurduğu, ya da avının sıradan alışkanlıklarını bildiği için değil, kendisinin sıradan alışkanlıkları olmadığı için yakalar avını. Ona üstünlük sağlayan budur. Peşinde olduğu hayvanlara hiç benzemez o; sıradan alışkanlıkları, önceden kestirilebilen tuhaf davranışları yoktur onu bağlayan; özgürdür, akıcıdır, yapacakları önceden bilinemez.

*Sıradan bir insan için dünya tekinsizdir; çünkü ondan sıkılmadığı zamanlar onunla çatışır. Bir savaşçı için dünya tekinsizdir; çünkü görkemli, müthiş, bilinemez, erişilmez derinliktedir. Bir savaşçı burada, bu harikulade anda bulunmanın sorumluluğunu üstlenmek zorundadır.

*Bir savaşçı her bir edimini önemsemeyi öğrenmelidir; zira bu dünyada ancak kısa bir süre kalacaktır; gerçekten de onun tüm harikalarına tanık olmaya yetmeyecek kadar kısa bir süre.

*Edimlerde erk vardır. Özellikle de edimde bulunan savaşçı o edimlerin, kendisinin son savaşı olduğunu bilmekteyse. Yapılan şeyin belki de yeryüzündeki son edimi olabileceğini iyice bilerek hareket etmede yabansı, büyüleyici bir mutluluk vardır.

*Bir savaşçı dikkatini kendisiyle ölümü arasındaki bağa odaklamayı öğrenmelidir. Dikkatini, pişmanlık, hüzün ya da kaygı duymaksızın, hiç zamanı olmadığı gerçeğine odaklamalı ve edimlerinin de buna uygun şekilde akmasına izin vermelidir. Edimlerinin her birini, yeryüzündeki son savaşı kılmalıdır. Ancak bu koşullarda onun edimleri hak ettikleri erke sahip olacaktır. Aksi takdirde ölene dek, o edimler, bir ahmağın edimleri olarak kalırlar.

*Bir savaşçı-avcı ölümünün kendisini beklemekte olduğunu ve, şu anda yapmakta olduğu edimin pekala onun son savaşı olabileceğini bilir. Buna savaş demesi, bunun bir mücadele olmasındandır. Çoğu insan bir edimden öbürüne herhangi bir mücadele ya da düşünce olmaksızın geçiverir. Oysa bir savaşçı-avcı her bir edimini inceden inceye tartar; ve ölümüne ilişkin bilgisi kesin olduğunda, her edimi sanki onun son savaşıymışçasına sağgörüyle ilerler. Bir savaşçı-avcının çevresindekilere üstünlüğünü görmemek için insanın ahmak olması gerekir. Bir savaşçı-avcı, son savaşına, o savaşın hak ettiği saygıyı gösterir. Yeryüzündeki son savaşına dört elle sarılmasında şaşılacak bir şey yoktur. Böylesi zevkli olur. Korkusunu azaltır hiç olmazsa.
*Bir savaşçı, erk avlayan kusursuz bir avcıdır; ne sarhoştur, ne de çılgın –blöf yapmaya, kendine yalan söylemeye, ya da yanlış bir adım atmaya izin vermez zamanı da mizacı da. Zira bu ona pahallıya mal olacaktır. Çok uzun zaman uğraşarak özene bezene kurduğu düzenli yaşamıdır, yitireceği. Aptalca bir yanlışlık yaparak, bir şeyi bir başkasıyla karıştırarak onu heba etmeyecektir.

*Bir insan, herhangi bir insan, insanoğlunun nasibi olan her şeyi –sevinci, acıyı, hüznü ve mücadeleyi –hak eder. Bir savaşçı gibi davrandığı sürece, edimlerinin ne olduğu önemli değildir. Tini bozulmuşsa hemen onarmalıdır onu –arındırıp mükemmelleştirmelidir –zira tüm yaşamımız boyunca bundan daha önemli bir işimiz olamaz. Tinin onarılmaması ölümü aramak demektir, bu da hiçbir şeyin aranmamasına eştir, zira ne olursa olsun ölüm bizi ele geçirecektir. Savaşçı-tini mükemmelliğinin aranması, faniliğimize ve insanlığımıza layık tek uğraştır.

*Bu dünyada en zor şey bir savaşçının havasını, onun ruhsal durumunu benimsemektir. Üzülüp yakınmak ve bunun için geçerli nedenlerin bulunduğuna inanmak, hep birilerinin bize bir şeyler yaptığını düşünmek, yararsız şeylerdir. Kimsenin kimseye hiçbir şey yaptığı yoktur; hele bir savaşçıysa asla.

*Savaşçı, bir avcıdır. O her şeyi hesaplar. Bu denetimdir. Hesaplaması bitti mi, eyleme geçer. Kapıp koyverir. Bu, kendini bırakmadır. Bir savaşçı, rüzgarın önüne kattığı yaprak değildir. Kimse itip kakamaz onu; kimse kendisine ya da sağduyusuna karşın bir şeyler yaptıramaz ona. Bir savaşçı yaşamını sürdürmeye kuruludur, ve olası en iyi biçimde sürdürür yaşamını.

*Bir savaşçı yalnızca bir insandır, alçakgönüllü bir insan. Ölümünün planlarını değiştirmez o. Ama, muazzam meşakkatler çekerek erk biriktiren kusursuz tini, onun ölümünü bir an boyunca, erkini son kez anımsayıp sevinçle coşabildiği uzunlukta bir an boyunca tutmaya kesinlikle yeter. Diyebiliriz ki, tini kusursuz olanlara ölümün bir jestidir bu.

*Kişinin nasıl yetiştirilmiş olduğunun bir önemi yoktur. İnsanın bir şeyi yapma biçimini belirleyen, kişisel erkidir. Bir insan yalnızca kişisel erkinin bir toplamıdır, ve bu toplam onun nasıl yaşayacağını ve nasıl öleceğini belirler.

*Kişisel erk bir duygudur. Şanslı olmak gibi bir şey. Ya da bir hava, ruhsal durum. Kişisel erk, insanın bir yaşam boyu süren mücadeleyle kazandığı şeydir.

*Bir savaşçı ne yaptığını biliyormuş gibi davranır, aslında hiçbir şey bildiği yoktur onun.

*Bir savaşçı yapmış olduğu hiçbir şey yüzünden pişmanlık duymaz, çünkü kişinin edimlerini kaba, çirkin, ya da kötü diye ayırması, kendine yersiz bir önem atfetmesi anlamına gelir.
İşin püf noktası, kişinin neyi önemsediğidir. Kendimizi perişan kılan da, güçlü kılan da biziz. Ve her ikisi için harcanan çaba eşittir.

*Doğduğumuzdan bu yana, insanlar bize dünyanın filanca filanca şekilde, falanca falanca biçimde olduğunu anlatıp durur, ve doğal olarak bizim de dünyayı onların anlattığı şekilde kabullenmekten başka seçeneğimiz kalmaz.

*Bir savaşçının sanatı, insan olmanın dehşetiyle, insan olmanın görkemini dengelemektir.

E-Kitap - E-book :kitap özetleri, kitap özeti, yeni çıkan kitaplar, romanlar, hikayeler, biyografiler, kitap oku, bedava kitap