Translate

Deliler Kasabası

28 Temmuz 2013 Pazar

Montaigne’in zamanına uzanan bir yolculuk

 Aynı anda yaşanan ikili bir zaman yolculuğu bu. Biri kişisel Montaigne maceranıza dair zamanda ilerleyen yolculuğunuzun seyri diğeri de Montaigne’in zamanına uzanan bir yolculuk sanki. Siz ne dersiniz?



- Yazan, dillerarası yolculuklara çıkan birinin bu türden gitmeleri kaçınılmazdır diye düşünürüm. Kendi zamanımdan Montaigne’nin zamanına uzanırken ister istemez içselleşen bir bakışa döndüm yüzümü…Geçişler, hatırlamalar, izler…sonrasında gelip bizi kuşatan yaşama ve dil duygusunun taşıdığı anlamın labirentlerinden gezinme. Bunlarsız yazının kurulacağına, bir metnin örülebileceğine pek ihtimal veremem. Sizi “yaşamım roman” çizgisinden alıp dil ve düşünce atlasına taşıyan bir bakıştır bunları buluşturan. İçte ve dıştaki zamanın tanığı olan da biriktirerek taşıdıklarımızdır aslında. Çünkü bununla bezenen içgözün yolculuğundayızdır her daim. İşte bu noktada sizi donatan her bakış/ söz/ zamandır önemlisi.

Montaigne okuru/nu öylesi zamanlarda yakalar ki; onunla yol alırken aranızda kurulan bağın alıp sizi başka düşüncelere/ iklimlere/ coğrafyalara taşıması kaçınılmaz. Oradan bize asıl gösterdiklerinin bir bölümünde ise “deneme”nin ne olduğu, nasıl yazıldığıdır. İnsana dönük bir yolculuk olmasının en belirgin yanı onun denemelerinde kendini hep gösterir. O ilkgençlik çağımda Montaigne’e kavuşmuş olmamı bir okul gibi nitelendiririm bu açıdan. Onun zamanına baktığınızda insanlığın bilge zamanlarının renklerini bulursunuz. O karanlık çağının aydınlığa geçişine ayna tutar her bir sözüyle…Beni ona götüren de buydu sanırım. O ilk sözleri öylesine etkileyici, kuşatıcıydı ki; hayatı anlama/ sorgulama bilinciyle yüzleşiyorsunuz bir ânda, kayıtsız kalmanız mümkün değildi…
“MONTAIGNE MERAKLARIMIZI ARTTIRIR”
- Kitabınızda görüyoruz ki Montaigne okumak için çok sebebimiz var. Fakat yine de okurlar için tekrar soralım. Neden öncelikle ve döne döne Montaigne okumalıyız?
- Montaigne’nin gösterdiği zamanın tarihsel boyutları üzerine düşünmek elbette ki başka bir bakış, başka bir deneyim gerektirir. Ama onun bizi çıkardığı düşünsel gezintiler bilme/ öğrenme/ anlama yönsemelerini içerdiğinden kaçınılmaz olarak neden/ niçin sorgusuna da sizi yöneltir. İşte bu da öğrenmenin, keşfin ve düşünsel merakınızın kapılarını aralatır size. Bir okul gibi görmem de bundandır sanırım. Montaigne’e yüzünü dönen bir okurun donanıp değişebileceğini, çok yol alabileceğini düşünürüm. Felsefe yapmadan felsefe yapan biridir o aynı zamanda. Akıl çağının akkorunu buluruz Montaigne’de…Herhangi bir denemesini okumaya başladığınız da, ardı arkası gelmez…Meraklarınızı artırır, bilgi kaynaklarınızı çoğaltır, kendinize ve dünyaya bakma/ anlama yordamını verir size üstelik.
- Kitabınızın Alberto Manguel’e, D.H. Lawrence’a atıfta bulunduğunuz onuncu bölümünde “Unutarak okumayı seçemedim hiç. Hep hatırlayarak, saklamak için okudum” diyorsunuz. Böylesine saklayarak, biriktirerek okumanın “deneme” yazarlığınızdaki etkisi, yeri nedir acaba?
- Denemenin tanımını yapacak değilim ama kendi deneme anlayışımdan burada söz ederek açıklamak isterim bunu. Deneme biriktirmeyi ve gitmeyi kaçınılmaz kılar bir yazar için. Denemenin iklimini var edendir bunlar. Gözün yolculuğu, bilincin gezginliği…Bir yere, bir yapıta/ yazara gitmek…Biriktirerek yol almanın ilmini verir size. İşte deneme de bu bakımdan bir öğrenme/ bilme yolculuğudur; hem yazarken hem de okurken bunu derinden hissedersiniz.
İlginçtir, lise bitirme sınavlarında felsefeyi seçmiştim. Montaigne’i okuduğum günlerdi. Birkaç sayfalık sınav kâğıdım kurulda elden ele gezinmiş, kısa sürede bu düşünceleri nasıl yazdığım merak konusu olmuştu. Edebiyat öğretmenim Muhammed Bey bunu anlattığında, ona Montaigne’i işaret etmiştim. Galiba benim ilk anlamlı denemem de “akıl çağı”ndan söz eden o sınav kâğıdımdaki metindi. Montaigne, size bir okuma/ düşünme yöntemi de verir. Sanırım bu yönüyle de beni etkilemişti…
- Kitap boyunca bize bıkmadan usanmadan Montaigne’in satırları arasında gezinmeyi öneriyorsunuz ve onunla çıkılan yolculuğun bizi nerelere götüreceği konusunda kesin olarak inandığınız bir şey var: Bir Montaigne okurunun eninde sonunda kendi çağına tanıklık etmekten kaçamayacağı gerçeği. Bu tanıklığın önemini bize açar mısınız ve neden bu kadar önemli?
- Montaigne bize hem çağının çağdaşı olma düşüncesini hem de zamanın ruhunu yakalamak bilincini aşılar. Bir yazarın içinden geçtiği zamana nasıl bakması gerektiğini, geleneği/mirası oluşturan yazarların yapıtlarına/düşüncelerine bakarak pekala öğrenebiliriz. Unutmayalım ki Montaigne, karanlık çağların bitişine yeni çağın açılışına tanıktı. Savaşın, kıyımın ve vebanın gölgesinde yaşayıp yazmıştı. Kendi zamanını kavrayış bilinci insana ve topluma dair ettiği sözlerin alınlığında ışır. Gösterir ve öğretir. Zaman zaman da uyarıcıdır Montaigne. Zamanlararası yolculuklara çıkması da bundandır. Çünkü ötede olup bitenlerin taşıyıcısı olarak, insanlara iyi zamanları kurma, vicdanlı olma/ yaşama çağrısında bulunur. İster istemez öyle bir ses her dem sizin yanıbaşınızdadır.
“MONTAIGNE BİZE İNSANLIĞIN GEÇTİĞİ TÜM YOLLARI GÖSTERİR”
- Montaigne’in yazılarının, sorgulayıcılığının yanı sıra insanı dönüştürerek önyargılardan kurtaracağını söylüyorsunuz. Önyargılarından büyük ölçüde sıyrılmış birey ve sonunda da toplum ufkumuzu nerelere götürür sizce?
- Aydınlanma…Evet, aydınlanmanın neferi olmak. Kolay olmayan, bir o kadar da uzunca bir yol, bize insanlığın bütün o karanlık çağlardan geçtiği yolları gösterir Montaigne. Bilgilenmeyi sevendir o. Öğrendiklerinden aktardıkları gibi, yaşadıklarından çıkardığı dersleri de yeni bir dile/söyleme dönüştürerek bizlere taşır. Yazdıklarının bugün de okunmasını buna verebiliriz. Bir bakıma çağının çağdaşı biridir o. Etkileyici kaynak olmasını buna bağlayabiliriz sanırım!
- Montaigne’in külliyatının aynı zamanda bir “yaşama kitabı” gibi okunabileceğini söylüyorsunuz. Montaigne okurken ‘’kendimizi bilmek’’ten kaçamayacağımız için mi yoksa başka sebepler de mi var?

- Montaigne, yazarlık debisini/ düşünsel birikimini Latin ve Yunan klasiklerine yüzünü dönerek oluşturmuş biri. Çağının önemli bir düşünce adasıdır bu bakımdan. Geçtiği yollardan düşünmeyi ve sorgulamayı öğrenmiştir. Aklın zaferine yüzünü, oradan yansıyanlarla yol alır. Bu nedenle de yazdıklarında yol/yön gösterici yanlar vardır. Uyarır, hatırlatır da…İnsana, insan yaşamına dair ettiği sözlerin yanı sıra topluma, toplumun yasalarına dönük de düşünceleri bir ahlak felsefesinin oluşmasında etkileyici olmuştur.
Kuşkularını da bu yönde sorgulayıcı kılmıştır. İnsanın kendine bakışında da bundan kurtulamadığını yineler sürekli…kendini anlamak yolculuğu eski Yunan düşünürlerinden beri insanlığın en temel sorusu/ sorgusu olmuştur. Milattan öncesi çağın düşünürü Lucretius’u hatırlayalım…Onun Evrenin Yapısı adlı yapıtını ve Montaigne’nin sık sık ona dönüşünü…

- Kitabınızın sayfaları ilerledikçe bize Montaigne’in kapsayıcılığını her satırda hissettiriyorsunuz ve Montaigne dünyayı geçmişten, gelenekten gelen bir kapsayıcılıkla zenginleştirip tüm zamanlara hitap edebilecek bir anlayış ve merakın taşıyıcısı olarak çıkıveriyor karşımıza. Montaigne’in bu dipsiz anlama, anlatma merakının gücünü duyuyor, büyüleniyoruz. Daha doğrusu bu büyüyü bize gösteriyorsunuz. Zaten kitabınızın ilk sayfalarında denemenin sizdeki anlamını anlatırken “Deneme benim için bilme/görme/anlama/yaşama gibi bir şeydi” diyorsunuz. Sanki okurlarınızı da deneme yazmaya çağırıyorsunuz. Bu bir çeşit içinde yaşadığımız çağın biteviye yaşam kaygılarından, alışkanlıklarından kendimizi çekip alma, alışkanlıklara meydan okuma isteği olabilir mi?

- Her alışkanlık öldürücüdür ama biri hariç: Dille gününüzü açıp kapama. İşte gününüzü başlatan sözün ilk adımını deneme yazarak başlatabilirsiniz. Hiçbir kaygı gütmeden, içinizdeki bir sesi/tınıyı, bir bakışı/ezinci ya da sevinci hemen söze dönüştürebilirsiniz. Deneme sizin sözdeki aynanız olur. Okurken de yazarken de aydınlatır ve öğrenme dediğimiz şeyin kapılarını aralar. Üstelik deneme yazabilen başka türlerde yaşamayı/ düşünmeyi de öğrenir. Deneme okumayı, deneme yazmayı öğretebilsek insanlara… Sanırım çoğu şeyin farkına vararak yaşamayı, hayatı anlamlı kılmayı, insana ve doğaya değer vermeyi yaşama ilkesi edinebiliriz…Ruhumuzu kölelikten kurtarabiliriz…Deneme bir yanıyla öğretici/yönlendirici, öte yanıyla da sorgulayan bir yazın biçimidir.
KİTABIN KURGUSU...
- Kitabınızda bir bölümü okurken hep bir sonraki bölümün ipuçlarını bularak ilerleyebiliyoruz. Çoğu bölümde, bir sonraki mektubunuzun konusunu muştuluyormuşsunuz gibi bir hisse kapılıyoruz. Bize biraz kitabı nasıl kurduğunuzu anlatır mısınız?
- Bunu bir yolculuk, gitmek kitabı olarak okumak gerek sanki! Çünkü giderek yazıldı. O ilkgençlik çağımda Montaigne karşıma çıkarak beni gitmeye hazırladı. Bilginin, düşüncelerin kaynağına gitmenin yordamını gösterdi. Bir tür alevlerin içine attı beni. Sanırım kalkıp Bordeaux’ya gitmemde de bunlar etkili oldu. Çünkü yazmak ve Montaigne’nin iklimini/ coğrafyasını/ mekânlarını görmek istiyordum…Gözlerimle dokunmak, ellerimle gezinmek istiyordum onun yaşadığı her bir yerde/ mekânda…
Öyle de oldu. Bu kez, kent kendini bana anlatmaya ve orada yaşayan dostumun öyküsüne dönüp bakmama çağrı yapıyordu sürekli. Eğer siz bir görme yolculuğuna çıkmışsanız, birtakım sapmalara yönelmeniz kaçınılmaz. Montaigne ile ve onun kentiyle bunu yaşadım derinden.

- Kitabınızda Montaigne’in zamansızlığına da vurgu yapıyorsunuz. Montaigne’in bugün de hâlâ meselelerimiz olmaktan çıkamayan temel insanlık durumları, insanlık sorunlarına yoğunlaştığını belirtiyor ancak onun denemelerinin yine de öğüdü kapıda bıraktığını vurguluyorsunuz. Montaigne okuruna ‘’peki ya sen ne dersin?’’ diye sorarken daha çok hangi yanımıza sesleniyor sizce?
- Ondaki vicdan ve zaman sorgusunu önemserim. Gözüne ilişenlere bakışı, kimi kez sorgulayarak bunlardan söz edişi; hatta daha ötelere giderek insanlığın serüveninden söz edip değindiğine dair yeni şeyler söyleme arzusu etkileyicidir, bir o kadar da zamanlar ötesini aşan bir bilincin ışığıyla yansır bize. Bugün yazılmış, söylenmiş gibi hissedersiniz tümüyle bunları. Onu zamanımıza taşıyan da budur kanımca.
- Kitabınızın yanılmıyorsam dokuzuncu bölümünde Bordeaux’a gitme sebeplerinizden birinin Montaigne’i ziyaretse bir diğerinin de şair arkadaşınız Aytekin’i görmek olduğunu belirtiyorsunuz. Ve bu bölümde Aytekin Bey’in, geçip giden zamanın eski nesnelerin yapısını günışığına çıkaran düşünceleri üzerine okuyucuyu şenlendiren mektuplaşmalarınıza yer veriyorsunuz. Bu bölüm kitaba nasıl girdi, biraz anlatabilir misiniz?
- Başlangıçta böyle bir düşüncem yoktu. Kitabı toparlayıp yazmaya, bütünleştirmeye yöneldiğimde Aytekin’le (Karaçoban) yazışmalarımız çıktı karşıma. Ve orada söz ettiğim romandan pasajlar…Onun sürgünlük öyküsü ile buluşan eşi Mercedes’in Şili’den Fransa’ya uzanan sürgünlüğü…O kesişme noktası önemliydi elbette. Onların yurtsuzluklarını gözlemem, yeni aidiyetlere sahip olmalarına tanıklık etmem beni hem o romanı yazmaya hem de Aytekin’le yazışmalarımızın bir bölümünü bu kitaba almama neden oldu. Orada söz etmesem de; çünkü, romanın kahramanlarından biri de Montaigne’dir…Biz, Bordeaux’yu onunla geziyoruz. Sürgünlüğün bungun/sıkıcı/ezinçli yanını şenlendiren bir anlatıcı olarak yer alıyor romanda Montaigne. Ondaki mizahi yanı, humouru desek daha doğru, romana aktarmak istedim bir ölçüde… n
Gölgesi Kalemimin Ucunda: Montaigne/ Feridun Andaç/ Kavis Kitap/256 s.

E-Kitap - E-book :kitap özetleri, kitap özeti, yeni çıkan kitaplar, romanlar, hikayeler, biyografiler, kitap oku, bedava kitap