Translate

Deliler Kasabası

1 Mayıs 2012 Salı

Feminizm-Kendi Arasında/ Aksu Bora

 Herkesin bildiği sır değildir!

Feminizm-Kendi Arasında, Aksu Bora'nın son altı yılda çeşitli yayınlarda yazdığı yazılardan oluşuyor. Yazılar kendi içinde, 'Feminizm', 'Kadın Temsili', 'Kadınlık ve Tarih' olarak sınıflandırılmış. Elbette konuya feminizmin ve derdinin ne olduğunu söyleyerek başlıyor.



Hakkında en çok konuşulan, fikir yürütmesi 'bilgi olmadan da' yapılan, içeriğe gelince bir umacı tarifi verilir gibi 'atılıp tutulan'
konu belki de feminizm. Ne olduğuna, neyin peşine düşüldüğüne dair en ufak fikri olmayanın bile 'haa feminizm mi, o şey işte yaaa' deyiverdiği bir ezberler zinciri... Hatta kadınlar arasında bile 'Yoksa feminist misin?' sorusu din, dil, ırk sormaktan da öte yaftalama-işaretleme vurgusu taşır; yanıtına göre kişinin cismi belirlenecek, az çok ne olduğu gün gibi ortaya çıkıverecektir. Oysa tarihi ve ne demek istediği bunca anlatılan, yazılan; festival ve derslere konu olabilen bir mesele üzerinde bu cehaleti sürdürebildiğimizi anlamak mümkün değil. Mesafesi içeriğinin yüklü oluşundan mıdır, yoksa ne demek istediği kavranırsa, aklı olanın -kendinde olanın- mutlaka biraz daha derinine erişmek isteyeceğinden; yani bilgilenme korkusundan mıdır, bunun yanıtını ezber bozan ifadesiyle Aksu Bora'nın Feminizm-Kendi Arasında kitabıyla veriyor. Üstelik, bir temize çekme, yok yere kendini aklamaya-hatta ikna etmeye çalışmaktan çok ötede, insanın doğası gereği çoktan biliyor olması gerekenin altını çizerek yapıyor bunu. Kadın, hangi koşullarda kadınlığından cayar, onu vazgeçiren, bir şeylere razı gelişe sürükleyen nedir, ortak bir kabullenişle bilip susulan bu gerçekle 'nasıl yaşanır'ın yanıtları baştan belli sorguları karşılıyor bizi sayfalar arasında.

FEMİNİZM, SADECE KADIN ERKEK FARKI DEĞİL

Her defasında ertelenen bir görev gibi algılanan kadın olma meselesinin, en çok kadının kendi düşüne, yoluna ihanetinden doğan bir reddetme olduğunu zaten biliyor muyduk, yoksa bir yerlerde okudukça aklımızda beliren o aydınlanma anı diyebilir miyiz buna? Yazarın özellikle anımsatmak istediği belki de bu aydınlanma anlarının bir şeye dönüşüyor olması, ayrımların altını çizerken yiten vakitte çoktan alınabilecek yollar olduğu... Zaten bu ayrımlar meselesi, yapıp edilemeyenler dökümü, yetersizlikler hafızası nedeniyle üzerinde 'en çok konuşulan' konulardan biri feminizm. Ancak Bora'nın bu kitapla yapmak istediği şey, bu olmamışların kaydı yerine, birbirine dokunanın, başarılanların üzerinde durmak. Zaten kitabın ortaya çıkış fikri de yapılanların, kazanımların hâlâ gözle görülemiyor endişesinden doğmuş. Çünkü bir anlamı kavramayı güçleştiren şey, onun kendi içinde başka anlamlara evrilme, bir diğerini kabul etmeme isteği oluyor çok zaman. Dolayısıyla yazarın 'suya yazı yazmak' diye söz ettiği durum, her şeyin havada asılı kalışına bakarken gözden kaçırılan edinimler. Bu bir başarıyı buran, kişiye yetersizlik hissini bir mecburiyetmiş.esine yükleyendir.

Feminizm-Kendi Arasında, Aksu Bora'nın son altı yılda çeşitli yayınlarda yazdığı yazılardan oluşuyor. Yazılar kendi içinde, 'Feminizm', 'Kadın Temsili', 'Kadınlık ve Tarih' olarak sınıflandırılmış. Elbette konuya feminizmin ve derdinin ne olduğunu söyleyerek başlıyor. Bu bölümde, sınıfsal farklılıklara rağmen, salt cinsiyet paydasında bir ortaklık kurulup kurulamayacağının yanıtını arıyor. 'Farklılıklarımızla birlikte' düşünden yola çıkan feminizm, birlikte hareket etmekte büyük bir tıkanma yaşadığını vurgular yazar. Burada sorgulanması gereken, ezilmeden ve sınırlanmış konulardan ötesidir. Konu bir biçimde 'ihlâl imkânı' nın üzerinden yürütülmelidir. Kimin ne yapıp etmediğinden ziyade, tıkanmanın kaynağını bulup, oradan çözüme gitmenin yolları üzerinde durur: 'Bu başarısızlığın yalnızca feministlere fatura edilmesi haksızlık olur, ancak örgütlenmeye, politika yapma tarzına, kendi üzerine düşünmenin son derece zayıf kalmasına, 'kişisel olanın politikasının'politikanın kişisel bir mesele haline dönüşmesi anlamına gelmesine... bağlamak mümkün.' Bütün bu yanıt arayışlarının kökeninde, feminizmin sadece kadın erkek farkı üzerinden yürütülerek kendine bir hareket olanağı ve ivmesi kazandıracağının yanılgı olduğu saptaması önemlidir. Zira nedenlere yürürken, nedenin itkisi hep meçhul kalır. Ancak Aksu Bora, bu meçhullerin didiklemesini özenle yapıyor. Kendi hikâyesini kurabilen bir feminizmle işin içinden çıkılabileceği vurgusu, feminizmin özünde kendisine hiç benzemeyen hikâyelerle yapılacak dil birliğinden beslenendir.

Feminizm-Kendi Arasında, meseleyi irdelerken özellikle 'feminizm' ve 'kadın hareketi' ayrımı üzerinde duruyor. İçeriğindeki 'kadın' adlandırmasından ötürü bir akrabalık aranamayacağının, bambaşka ideal ve meseleler üzerinden yürüdüklerini belirtiyor. Kadını belirleyenin 'yuva', 'aile' olması, feminizmin uğraştığı meseleye gölge düşürendir. Kadını 'yuvayı yapan dişi kuş', 'evinin kadını' kimliklerinden soyutlamadan bir yere varılamacağı, akılla kuşanmış fikir sahiplerince malumdur. Bu nedenledir ki içinde kadın kelimesinin olmasıyla yetinilemeyeceğini, kelimeler ve vurgularla yetinmenin bağnazlığını defalarca belirtir Bora. Salt yıkıcı bir savunmadan çok yapıcı bir yol, işlevsel olandır. Ancak bunu yaparken yıkılması gerekende tereddüde yer yoktur. Bunun izleğinde 'uyumlu-razı gelen' olmadan, kendi bildiğini söylemekten geri adım atmayacak bir harekete gereksinim vardır. Ezilmeden çok eziliyor olmanın bilgisinden doğan bir hareket aranmalıdır. Eşitsizlik sorununu bir siyasal problem olduğu kabulü, feminizm ve kadın hareketi ayrımının ta kendisidir.

Öte yanda, benzer bir ayrım ya da ister istemez, kendini ayrı tutmaya zorlanmış bir feminizm algısını tartışır: Sosyalizmle feminizmin 'arkadaş kalabilirliği...' Meselelerin kendine dönükmüş gibi algılanmasından doğan, henüz sırası gelmeden konuşmuş bir konu varsayılan feminizmin, kendini ifade etme çabası, birlikte yol alınabileceğine dair durmadan kendini ispatlamak zorunda kalışı: 'Diyeceğim, eğer sosyalizmle yapacağımız şey kendimize bir tür ahlaki güvenlik hattı kurmaksa, gayet riskli bir iş gibi görünüyor. Çünkü o hat epey yukarıda yaşamaya mecbur kılıyor insanı, feministler için gerçekçi olamayacak kadar yüksek!'Ama sosyalizmle ne yapılacağı sorusunun yanıtının güçlüğüne rağmen, sorudan vazgeçmenin de mümkünsüzlüğünü belirtirken, kopamayacak bir bağı yineler. Ne var ki, bu onun diline uyumlanarak yürütülecek bir ilişki olmayacaktır. Özgürlük hareketinin, eninde sonunda bir yankı bulacağından şüphesi yoktur yazarın. Güvenli kıyılarda gezinmekten ve hep aynı söylemi yinelemektense biraz daha derinlerde keşfedilmeyi bekleyene yürümekten yana bir harekettir bu.

EV METAFORU

Kitaba adını veren 'Kendi Arasında', kendi içinde ayrılan feminizm türlerini örnekliyor ki bu, yazarın feminizmin kafa karışıklığına varan farklılaşma süreçlerinin ironisidir. Hangisinin akla yattığını, okuyucu ister istemez bulacaktır. Bu bölümden itibaren, yaşam tarzlarının mesele üzerindeki dolaylı/doğrudan etkisini irdeleyen yazılarla, aslında hep fark edilen ama uygun cümlelere nedense dökülemeyen gerçekler ortaya serilir. Bilmenin, işlevselliğe katkısının olup olmadığı sorusu burada da okuyucunun aklında belirecektir. Aksu Bora'nın üzerinde durduğu bir diğer mesele de 'temsil sorunu'dur. Kadının sadece kadın tarafından temsilinin yetersizliğini savunurken bir anlamın altını da çizer: 'Adını koyalım: Bir toplumsal grup olarak kadınların temsil edilmeleri gerektiği düşüncesi, ancak feminizmle mümkündür. Çünkü cinsiyetin birer kukuya sahip olmaktan fazlasını ifade ettiğini, kadın ya da erkek olmanın toplumsal düzen içindeki yerimizi ve iktidarla ilişkimizi belirlediğini söyleyen düşünce, feminizmdir.'

Kadın olmanın, var oluşuyla yetinemeyecek, ille de emek harcaması gerekliliği feminizmin yola çıkış nedenlerindendir elbette. Bunun ağız birliği edilerek susulan, asla dile getirilmeyen ama her şeyden daha fazla -adeta bir genetik aktarımla- bilinen gerçekliğini sorgular yazar. Kadın olabilmek için varlığını kanıtlayabilmek için harcaması gereken emek. Bunun insanlığı ihlal eden, bir tür yara gibi nesilden nesile taşınan varlığını 'sevginin ve kadın olarak onaylanma arzusunun bedeli, kadınlık yükünü üstlenmektir'de aramak kaçınılmazdır.

Bora, Feminizm-Kendi Arasında'yla soruların nasıl sorulacağını, zamanın nerelerde yittiğini ve aslında kazanımların azımsanmayacak kadar büyük olduğunu anlatıyor. Üstelik yer yer akademik söylemler içerse de üslubu, bir dost konuşmasını, çok tanıdık bir sesin bıraktığı güveni veriyor. Konunun detayı ve elbette kendi içindeki özel diline rağmen rahatlıkla okunabilen; okuru kavram yüklerinin altından dostça çekip çıkaran bir kitap Feminizm-Kendi Arasında. Yakınında dururken bakmaktan kaçılan, yaralarla dolu bir sırrı anlamsızca taşımakta direnen kadınların hikâyesine dönüyor. Bunu yaparken ev metaforunun altını özenle çiziyor. Çünkü aidiyeti ve sahip olmayı belirlediği kadar, güveni de temsil eden bir çabanın ancak güvenli bir evle; dilediğinde çıkıp gidilebilecek bir odayla ilişkisi var. Elbette bu 'kendine ait bir oda'nın kapısının ancak, kendi sözünü söyleyebilen,o çok tanıdık korkulardan arınmış olana açılacağını biliyoruz. Yaşamda kalmak için varlığını durmadan ispatlamak zorunda kalan insanın, nereye giderse gitsin, gittikçe daralan, bir diğerinden hiç farkı olmayan odalara hapsolacağını da. Bora, bu açmaza yürekli kesikler atan kitabıyla, olası çözümlerin ipuçlarını fısıldıyor...

Feminizm-Kendi Arasında/ Aksu Bora / Ayizi Kitap/ 208 s.

E-Kitap - E-book :kitap özetleri, kitap özeti, yeni çıkan kitaplar, romanlar, hikayeler, biyografiler, kitap oku, bedava kitap