Translate

Deliler Kasabası

30 Ocak 2015 Cuma

Aşkın, Sanatın ve Sonsuzluğun Çiçeği: "Gül"


Haber görseliGül İrepoğlu'ndan bir inceleme: "Gül"
Güllerin içinden
Şüphesiz her liste eksik kalmaya mahkum.
Listelenen, ayrıntılandırılan, dallarının en ücra köşesine kadar gidilmeye çalışılan her ne olursa olsun, sonuçta öznel bir verimdir listeler ve işte tam da bu nedenle bu eksiklik, bir yanıyla kabul edilebilir bir hal alır. Hele ki iç dünyasına girilip sirayet ettiği bucakların ortaya çıkarıldığı "şey", herkeste farklı duygu ve imgeler uyandıran bir "şey" ise bu, her adımda daha da derinleşen, derinleştikçe de zorlaşan bir çalışmanın habercisi olur.
Sanat traihçisi ve mimar Gül İrepoğlu da son kitabıyla böyle bir işin içine girmiş. Kültürümüzde derin ve her yerde, her şekliyle farklı imgeler yüklenen gülü, kapsayıcı bir bakışla ele alıp anlatmaya çalışmış.
Gül, şüphesiz herkeste farklı çağrışımlara açık ve özel bir çiçek. Ancak Gül İrepoğlu için daha farklı anlamları olduğu da açık: "Gülün herkes için ortak ya da farklı anlamları var kuşkusuz. Dünyanın sevdiği çiçek o. Benim içinse özel bir anlamı olduğunu belirtmeye bilmem gerek var mı? İsmimi her
zaman sevdim, bu özel çiçeği de öyle."
İrepoğlu'nun böyle çalışmalarına alışkınız aslında. Çok değil, daha bundan birkaç yıl önce, yine yoğun bir çabanın ürünü olarak karşımıza çıkan Lâle kitabının da yazarı aynı zamanda İrepoğlu. Yazar, Lâle kitabında, lâlenin imparatorlukları etkileyen, sanata yön veren uzak ve yakın tarihini incelemişti. Ortaya da muhteşem görsellerle bezel,i çiçeğin kendisine, tarihine ve ondan türemiş sanata meraklı herkes için vazgeçilmez güzellikte bir kaynak kitap çıkmıştı.
İrepoğlu, Lâle kitabında yaptığını, şimdi de Gül kitabında yapıyor ve rahatlıkla "dünyanın en bilinen çiçeği" diyebileceğimiz gülü, her yönüyle bir kitaba sığdırmaya çalışıyor. Başta da söylendiği gibi bu zorlu bir mücadele çünkü gül, özellikle Türkiye'de, tarihten bugüne o kadar farklı imgelerle bezenmiş ki onları birkaç yüz sayfaya sığdırmak neredeyse imkânsız. Ama kitabın zengin sayfaları arasında dolaşmaya başladığınızda, İrepoğlu'nun bu zorlu çalışmanın üstesinden geldiğiniz de göreceksiniz: "Gül eski, çok eski bir çiçek, uygarlığın var olduğu zamanlardan beri insanların yaşamlarını süsleyen. Ama yaşlı değil, aksine hep yenilenen, gündemde olan, simgelerle bezenen bir çiçek... Binyıllardır pek çok kültürün insanı kendini ifade etmek için güle başvurmuş, ona tutunmuş, onu yorumlamış, güzelliğinin tadını çıkararak, dikenlerine de katlanarak."
İrepoğlu'nun sadece Lâle ve Gül kitaplarını değil, romanlarını da göz önüne aldığımızda; kültürümüzün bir parçasını, özel bir nesnesini merkeze koyup, onu yaşatmak için hikâyeler biriktirdiğini görürüz. Gül kitabı böyle bir kitap işte. Her an her yerde her türüyle karşımıza çıkabilen bu çiçeğin, özünde sakladığı hikâyeleri bir araya getime çabası...
EDEBİYATIN İÇİNDEN BAKIŞ
Kitabın, İrepoğlu'nun incelikli araştırmalarından doğan bir kitap olduğunu, bunun yanında yazarın, romanlar da kaleme getirmiş bir sanat tarihçisi olduğunu hesaba katarsak, az önce söylenenler daha da anlam kazanacak. Lâle kitabında da, Gül kitabında da biriktirdiği hikâyeleri muhteşem bir görsellikle der top edip önümüze koydu İrepoğlu. Bu bağlamda her iki kitap için de edebiyatın içinden doğmuş kitaplar demek mümkün.
Hele söz konusu olan "gül" olunca konu ister istemez edebiyata daha bir meyilli hâle geliyor. Bu bağlamı çok gerilere götürmek de mümkün. Mesela divan edebiyatına...
Bilindiği gibi gül, divan edebiyatının en önemli unsurlarının başında gelir. Hatta her şeyidir dense bile abartılmış olmaz çünkü divan şiirinin temel meselesi olan sevgilinin simgesidir gül. Aslında bu güzel ayrıntı bile kültürümüzde çok önemli bir yeri olan bu çiçeğin, ne kadar büyük simgesel bir değer taşıdığını gösteriyor. Ancak İrepoğlu, çiçeğin kendini sürüklediği yolda bununla sınırlı kalmıyor elbet. Dinsel boyutlarından, yetiştiriciliğine, türlerinden Avrupa kültüründeki yerine, "en erken betimlemesi üç bin beş yüz yıl öncesine" dayanan bu çiçeğin tarihinden kullanıldığı alanlara kadar uzanabildiği her yere uzanıyor.
Geçmiş bir kenara bırakıp bugünlere de çengelini atıyor İrepoğlu ayrıca. Küçük bir not olarak eklemek de gerekir; kitabın en keyifli bölümleri arasında yer alıyor buralar. İrepoğlu'nun incelikli bir çabanın içine girdiğinin de göstergesi ayrıca... Bugünün şiir ve şarkılarından "güllü" olanlarını derlemiş yazar. Bir anlamda hep dilimizin ucunda olan ama dile gelmeyen şiir ve şarkılar da bu kitaptaki yerini almış.
Sayfalar arasında bunlardan başka; gülün adından gülün kokusuyla tadına; güllü resimlerden güllü çinilere, güllü kumaşlardan güllü halılara, güllü taşlardan güllü ahşaplara, güllü mücevherlerden güllü camlara; gülü takmaktan hayatımızın gül bahçelerine kadar dallanmış halleri yer alıyor çiçeğin. Kısacası İrepoğlu soyut ve somut her kullanımıyla gülleri önümüze seriyor. Üstelik de bunu bir sanat tarihçisi titizliği, mimar çok boyutluluğu ve romancı derinliği ve yetkin diliyle yapıyor.
İrepoğlu'nun son çalışması; hem araştırmacılar için değerli bir kaynak hem de bu çiçeğin yaşamımızdaki yerini merak eden her okur için eşsiz görselliğiyle vazgeçilmez bir kitap.
Gül – Aşkın Çiçeği, Sanatın Çiçeği, Sonsuzluğun Çiçeği/ Gül İrepoğlu/ Yapı Kredi Yayınları/ 376 s.
Haber görseli

E-Kitap - E-book :kitap özetleri, kitap özeti, yeni çıkan kitaplar, romanlar, hikayeler, biyografiler, kitap oku, bedava kitap