Translate

Deliler Kasabası

18 Ocak 2014 Cumartesi

Haruki Murakami'den "Koşmasaydım Yazamazdım"

 Haruki Murakami, farklı zamanlarda Japonya, Hawaii ve ABD gibi farklı yerlerde kaleme aldığı yazılarının toplamı “Koşmasaydım Yazamazdım”da, kendisi için bir tutku olan koşunun hayatındaki önemini anlatıyor. Kitabı Serhan Aytekin değerlendirdi...

 Koşan adam Murakami
Haruki Murakami çok ses getiren kitapların yazarı. Bu yüzden epey önce dünya yazarı olmuş biri. Aynı şekilde Türkiye’de de fazlasıyla tanınıyor. “İmkânsızın Şarkısı”, “Sahilde Kafka”, “Yaban Koyununun İzinde”, “Zemberekkuşu’nun Güncesi”, “Sınırın Güneyinde-Güneşin Batısında”,
“Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu” ile “1Q84” Murakami’nin Türkçede yayımlanan kitapları.
“Koşmasaydım Yazamazdım” ise Murakami’nin daha öznel konulara girdiği, çeşitli mekân ve şehirlerde kaleme aldığı yazıların bütünü. Bir tür günce. Edebiyat ve yazı koşusuyla günlük koşuları arasındaki bağı okura açan Murakami, hayatının bir dönemine dair ilginç anekdotlar aktarıyor.
BİR BOŞLUK İÇİNDE KOŞMAK
Bugüne dek hayli merak uyandıran yapıtlara imza atan Murakami, bu kez koşan adam olarak karşımıza çıkıyor. Koşmanın kendisi için bedeni hareket ettirmekten veya rutin bir işlemden daha fazlası olduğunu kavramamızı istiyor. Bu eylem, Murakami’ye göre işitmek, tanışmak, farkına varmak ve yazmak gibi çeşitli kapıları aralamaktan farksız.
“Koşmak hakkında dürüstçe yazmak, benim kendimle ilgili (bir nebze) dürüstçe yazmam anlamına da geliyordu” diyen Murakami, bir adım ileri giderek “yazıya dökmedikçe doğru düzgün düşünemeyen biri olduğumdan, koşmanın benim için anlamı üzerine yorum yapabilmem için elimi hareket ettirerek gerçekten böylesi bir metin oluşturup görmem gerekti” sözüyle “Koşmasaydım Yazamazdım”ı neden ve nasıl kaleme almaya koyulduğunu da özetliyor. Bir bakıma koşarken katlandığı acıyla yazarken katlandığı arasında ne tür bir ilişki olduğunu hem anlamaya hem de okuyanlara duyurmaya çabalıyor.
Kendini takım sporlarına yatkın, daha doğrusu orada başarılı görmeyen Murakami için koşmak (aynı yazmak gibi) bir tutku. Hatta o, ne zaman oturaklı bir metin oluşturmayı kafaya koysa koşu temposunu arttırıyor. Yarışmayı sevmiyor, bu yüzden ritmini kendi ayarlıyor, belki de yarıştığı, kendisi ve zaman oluyor. Her nerede olursa olsun, hangi mevsimde koşuyor ya da yazıyorsa alttan alta kendiyle ve zamanla aşık atıyor: “Koşmak benim için etkin bir egzersiz, aynı zamanda etkin bir metafordur. Ben koşarken ya da bir yarıştan diğerine giderken ulaşmayı hedeflediğim ölçütün çıtasını azar azar yükselttim, bu hedefleri başarmak yoluyla da kendimi yukarılara taşıdım (…) Dünkü kendimi biraz olsun geçebilmek; önemli olan iste bu. Uzun mesafe koşularında geçmem gereken bir rakip varsa bu geçmişteki kendimden başka kimse olamaz çünkü.”
Pek çok insana sorulduğu gibi Murakami’ye de “Koşarken ne düşünürsünüz?” diye soruluyor; o da kafasından geçenleri öyle net bir şekilde açıklayamıyor ya da hatırlamıyor ama tek bildiği, koşarken yalnızca koştuğu. “Bir boşluk içinde ve boşluğu yakalayabilmek için” koşuyor. “Aklına hayaline gelmeyen dünyada” ellisini devirmiş Murakami, gençliğinde kırk beş yaşını düşünemeyen Mick Jagger’a da kendine de gülemiyor. Sadece koşuyor ve hareket halindeyken zihnine parça parça takılanlarla meşgul oluyor fakat o da kısa bir süreliğine.
Yazmaya karar verip bar işletmeciliğini sonlandırdığında masa başında geçen günlerde hantallaşan Murakami, bedenini diri ve ayakta tutmak için koşmaya başlar. Hiç kimseye ve alengirli ekipmanlara ihtiyaç duymadan; uygun bir parkur ve ayakkabıyla hareketlenir, bu koşuyu o zamandan bugüne dek sürdürür: “Zirvede bir koşucu olmam gerekmiyordu. Yazmak istediklerimi, kendi yazmak istediğim şekliyle yazıp bu sayede sıradan bir yaşam sürdürebiliyorsam benim için eksik olan hiçbir şey kalmıyordu.”
ROMAN GİBİ MARATON
Geçmişten bugüne koşu serüvenini anlattığı metinler, Murakami’nin değişik yerlerde kaleme aldığı bir günlüğü andırıyor. Soluk soluğa kaldığı ilk koşusu, kramplar ve ardından açılan beden ve kaslar, nihayet maratona çıkış. Maraton deneyimi Murakami için hayli özel, çünkü uzun mesafe koşusunun zirve noktası. Tıpkı roman gibi. Katıldığı maratonlar yüzünden Murakami’nin adı “koşucu roman yazarı”na çıkar, spor ayakkabıları ve kan ter içinde fotoğrafları dergilerde boy gösterir. Önünde dağ gibi iş birikmişken Murakami, koşuları aksatmaz; bir yandan yazar bir yandan koşar. Tokyo’daki günlerinde “koşmayı sürdürmek için az çok nedenim vardı ama koşmayı bırakmak için nedenlerimi sıralayacak olsam kocaman bir kamyon kasasını doldururdu” deyişi de o işlere ve o işler yüzünden bile olsa koşmaktan vazgeçmeme kararlılığına bir gönderme.
Her gün düzenli olarak koşmakla her gün masa başına geçip yazmak arasında ilginç bir bağ kuruyor Murakami. Kasları geliştirmek gibi beyni geliştirmenin; odaklanıp bunu sürdürebilmenin kendisi açısından koşuyla yakından ilgisi var. Yani her ikisi de birbirini besliyor: “Roman yazmaya dair birçok şeyi yollarda, sabahın erken saatlerinde koşmak sayesinde öğrendim. Doğal bir biçimde, fiziksel olarak ve gerçekten test ederek. Ne ölçüde, nereye kadar kendimi zorlayabilirim? Ne kadar bir antrenman doğrudur? Nereden sonra dinlenmek gerekir? (…) Eğer roman yazarı olduğumda kesin bir kararla uzun mesafe koşmaya başlamamış olsaydım, yazdığım eserler şu an olduğundan, en azından azımsanamayacak ölçüde, farklı şeyler haline gelirdi sanırım. Somut olarak ne şekilde farklılaşırlardı acaba? İşin o kısmını bilemiyorum. Fakat mutlaka bir şeyler büyük farklılık gösterirdi.”
“Uzun yaşamak için mi koşuyorsunuz?” diye soranlara bıyık altından gülerken “kendi içindeki enerjiyi yakarak yol alıyor.” Yaşamak, koşmak ve yazmak bu noktada birleşiyor. Murakami için “enerjiyi yakmak”, hem koşuculuğun hem yaşamanın hem de yazmanın metaforu oluyor.
Genel algı ya da kafalardaki soru “İnsan sağlıklı bir yaşam sürerse zamanla roman yazamaz hale gelmez mi?” Murakami buna tebessümle yaklaşıp roman yazmanın sağlıksız bir eylem ve onu yazmaya kalkışanın da “sağlıklı denemeyecek bir yaşam sürmesi gerektiği” yaklaşımına eleştirel bir gözle bakıyor. Ona göre yazmak (koşmak gibi) zehir atmaya benziyor. İşte koşmakla yazmak burada bir kez daha birleşiyor; Murakami, kendinden yola çıkarak zehre karşı bağışıklığın güçlendirilmesini, dolayısıyla beden ve enerjinin sağlamlaştırılmasını savunuyor. Yaratıcılığın kaynağını da kendince böyle açıklıyor, koşmayı sürdürüyor: “Benim için roman yazmak, sarp kayalıkları tırnaklarımla tırmanıp, uzun süreli çetin mücadeleler sonucunda zirveye ulaşma eylemidir. Kendimi yenmek ya da kendime yenilmekten başka bir seçenek yoktur (...) Bir gün gelir insan yenilir. Beden, zamanın geçişiyle birlikte istemeseniz de çöker. Er ya da geç geriler, tükenir. Beden çökünce, (olasılıkla) ruh da istikametini kaybediverir. Bunu çok iyi biliyorum. Fakat bu noktayı, yani enerjimin zehir karşısında gerileyip yenilmeye başladığı noktayı, biraz olsun ötelere taşımak niyetindeyim. Bu, roman yazarı olarak benim hedeflediğim şeydir. Şimdilik benim çökkünlüğe kapılacak zamanım yok. İşte bu yüzden, 'böyle biri sanatçı olamaz', dense bile ben koşmaya devam ediyorum.”
“EN AZINDAN SONUNA KADAR YÜRÜMEDİ”
Murakami, koşarken fazla şey düşünmüyor ve sadece sekiz metrelik bir görüş alanı belirliyor. Bir anlamda zihnini meşgul eden ne varsa hepsinden “sıyrılıyor.” Bedenini otomatik pilota bağlıyor. Böyle anlarda koşmak ona göre “metafizik alana” ulaşıyor, “koşma eylemi ve buna itaat eden varlığı” yalnız kalıyor.
Ama Murakami’nin “koşucu melankolisi”ne girdiğini de söylemek lazım. Belli bir dönem bunun nedenini eşelese de eski ritmini tutturamamasına neden olan yaşlanmayı kabul edince ferahlıyor. Zaman görevini yerine getiriyor, durmaksızın ilerlemeyi sürdürüyor: “Ben rekor denemesi yapacak hırslı bir genç değilim, ne yaptığını bilmeyen bir makine de. Sınırlarımın farkında olarak biraz olsun kendi yeteneklerimi etkin şekilde kullanmayı sürdürmek isteyen, profesyonel bir roman yazarıyım, o kadar.”
Koşmak, Murakami’nin asla pişmanlık duymadığı bir tercih. Özellikle de uzun mesafe koşusu. “Uzun mesafe koşarak yaşlanmayı” isteyen Murakami, bunun hayatının bir parçası olarak kalması için elinden geleni yapıyor. Hatta işi mezar taşına “yazar ve koşucu; en azından sonuna kadar yürümedi” yazılmasını arzulayacak kadar ileri götürüyor.
Murakami, kitabında koşu deneyimini kâğıda dökerek kendisi için koşmayla yazı bağlantısını, deyim yerindeyse okura açıyor. Yani koşarken onu geçenler ve kendisinin geçtiği kişilerle tanışıklığından duyduğu mutlulukla ne şekilde yaşadığını anlatıyor.
Koşmasaydım Yazamazdım/ Haruki Murakami/ Çeviren: Hüseyin Can Erkin/ Doğan Kitap/ 170 s.

E-Kitap - E-book :kitap özetleri, kitap özeti, yeni çıkan kitaplar, romanlar, hikayeler, biyografiler, kitap oku, bedava kitap