Translate

İzleyiciler

6 Haziran 2014 Cuma

Türkçede: "Doğa Araştırmaları"


İki bin yıl sonra Türkçede: "Doğa Araştırmaları"
Seneca'nın bugüne dek dilimize kazandırılmamış Doğa Araştırmaları'nı C. Cengiz Çevik, Latince aslından çevirdi.
 
 
 
Seneca, yaklaşık iki bin yıl önce kaleme aldığı Doğa Araştırmaları'nda doğayı sorgulamadan önce amacını ve sınırlarını şöyle açıklamıştı:
Hem kendisiyle hem de başkalarıyla ilgili olayları öngörüp yönetebilen bir zihne sahip olduğunu düşünenler de vardır. İçinde bizim de bulunduğumuz bu evrenin gayesiz olduğunu, doğanın rastlantılarla ya da yaptığı şeyin bilincinde olmadan hareket ettiğini düşünüyorlar. Bütün bunları öğrenmeye ve nesnelere sınırlar atfetmeye ne değer biçiyorsunuz? Örneğin Tanrı ne kadar muktedirdir? İlkin kendi mi maddeyi yarattı, yoksa zaten var olan bir maddeyi mi kullandı? Tasarım mı maddeden önce geldi, madde mi tasarımdan?
Tanrı istediği her şeyi yaratabilir mi, yoksa eserinde herhangi bir bozukluk olmasa da, işlenmesi zor bir maddeden yararlanan bir sanatçı gibi, birçok yaratımında işlediği madde onu yanıltabilir mi? Bütün bunları araştırmak, öğrenmek ve onlar üzerinde yoğunlaşmak, niçin ölümlülüğün sınırlarını aşmak ve daha iyi bir kader yazmak anlamına gelmesin? Bütün bunların senin ne işine yarayacağını mı soruyorsun? Bu sayede hiçbir şeyi değilse de en azından her şeyin Tanrı ölçüsünde kısıtlı olduğunu

31 Mayıs 2014 Cumartesi

Yeni Çıkan Kitaplar: “HAYATINI DEĞİŞTİR”


Büyük ilgi gören “Hayatını Seç” adlı kişisel gelişim kitabıyla çıkış yapan yazar-yaşam koçu Mert Çuhadaroğlu'nun yeni çalışması “Hayatını Değiştir” yayımlandı. Yitik Ülke  Yayınları'ndan çıkan kitap, türün meraklısı için oldukça iyi bir kılavuz kitap.

Mert Çuhadaroğlu, kitabını şu sözlerle tanıtıyor okuruna:
“Unutkandır insanoğlu. En çok da kalbinin sesini dinlemeyi unutur… Potansiyelini, neler  yapabileceğini unutur… Bir gün hatırlar ve her şey yeniden başlar…” Benim değişim yolculuğum bu cümle ile başladı.

Peki kalbimin sesine kulak vererek hayalimin peşinden gitmek için bir seçim yaptıktan sonra  gerçekten neler oldu, neler yaşadım, ne hissettim?

Ben tek bir şey yaptım. Dikkatimi daha çok hayatımda olan güzel şeylere vermeyi seçtim ve hayatımı daha çok sevmeyi öğrendim. Kalbimin sesini dinleyerek potansiyelimin farkına  vardım tekrar.

Paul Theroux’dan “Sivrisinek Sahili”

 Paul Theroux’nun kaleme aldığı ve 1986’da filmleştirilen “Sivrisinek Sahili”, bir ütopyanın peşinden koşup Honduras’a yollanan Allie Fox karakterinin, terk etmeye uğraştığı medeniyeti farkında olmadan oralara götürüşünün hikâyesi.

 
Her şey itinayla bozulur
Paul Theroux’nun Sivrisinek Sahili birkaç yönden hayli ünlü bir kitap. Birincisi yayımlandığı dönemde (1982’de) epey ses getirmişti. İkincisi, 1986’da Peter Weir tarafından beyaz perdeye uyarlanmış ve film o yıl eleştirmenlerden olumlu tepkiler almıştı.
Yazar Theroux da edebiyatla ilgilenenlerin bildiği bir isim. Sivrisinek Sahili kadar Kör Aydınlık ve Bruce Chatwin’le kaleme aldığı Yeniden Patagonya’da yazarın tanınırlığını arttırmıştı. Burada bir parantez açmak gerekli: Theroux, Chatwin’le beraber ama farklı amaçla gittiği Patagonya üzerine yazdıklarında, bir tür edebi gezginlikten söz açmış ve adeta kâşif gibi orada yeni ne gördüyse büyük bir heyecana tutulmuştu. Üstelik Patagonya için “bir yere gitmek gerekirse aklıma güney gelir; güney bana özgürlüğü anlatıyor” demişti. Pek kimsenin yollanmaya cesaret edemediği ve gittiğinde bunun kendisi için hem edebi hem de düz anlamıyla gezginlik olduğunun altını çizmişti. Yeniden Patagonya’da, her ne kadar bir anlatı ve gezi kitabıysa da yolculuk ve yol temasının edebi zenginliğini vurgulayışıyla dikkat edilmesi gereken bir metindi.
Sivrisinek Sahili’nde de yolculuk, kaçış ve yeni bir yaşam arayışı etrafında şekillenen bir olay örgüsü hâkim. Bu anlamda ABD’den Honduras’a (yine güneye) uzanan Theroux, bir bakıma özgürlük

Beyoğlu'nda Garibanın Otopsisi Yapılmaz


Oktay Güzeloğlu’nun beklenen kitapları çıktı
Hayatın altında kalanları yazan Oktay Güzeloğlu’na göre sokaktaki her gece insanı bir mayın. Beyoğlu'nda Garibanın Otopsisi Yapılmaz kitabının 4. Baskısı ile yeraltındaki 33 sokak insanının hayatlarına bir sokak operatörü edasıyla, yeraltından en yukarıya sosyolojik olarak adeta ışık tutuyor.
 
 
Beyoğlu’nu derin ayrıntılarına  kadar bilen bir yazarın; bir dönem Beyoğlu’nda kurduğu işyerleri ile Devletin en üst kademesini ve İş dünyasının en zenginlerini bir “ALO” ile DOLANDIRAN Selçuk PARSADAN ile karşılaşmaması, tabi ki mümkün değil.

Selçuk Parsadan ölmeden kısa süre önce Oktay GÜZELOĞLU ile son söyleşisini yapmıştır. Belge niteliğindeki “DÜNYANIN EN BÜYÜK DOLANDIRICISI BENİM  - Selçuk PARSADAN” söyleşi kitabında Türk siyasi hayatına bir dönem damgasını vurmuş bir insanın nasıl olup da dolandırıcı olduğunu, bu işlere nasıl sürüklendiğini de öğreniyoruz.  HİÇ YAYINLARI tarafından basılan kitap raflarda yerini aldı.

Türkiye’deki Yer altı Edebiyatının En Önemli Yazarlarından biri olan Oktay GÜZELOĞLU’nun uzun süredir beklenen eseri yeniden derlenerek raflardaki yerini aldı. Eserde; sokak insanlarının gerçek hayatları, yazarın gözünden anlatılıyor.
Uzun süredir hayranları ve okurları tarafından beklenen bu eserin; her hikâyesi bir sinema filmi tadında.
Oktay'ın öykülerindeki insanlar, "otopsi yapılmayacak cinstendir."Rütbeleri Yoktur".

Ona göre Beyoğlu'ndaki tüm "gece insanları" bir mayındır. Oktay da mayın tarlasında yürüyen yazar olarak, dokunduğu  "mayınları" patlatmaktadır. Bu yüzden de; ne Oktay'ın kalemi ihanete uğramıştır

Sıradışı Hikayesiyle 'Çay'


Çayın 91 yıllık sıradışı hikayesi
Çay paralarıyla okullarını bitiren, çay paralarıyla düğününü yapan Doğu Karadenizli çocukların anıları ile harmanlanan "Çaylar Şirketten" isimli kitapta çayın 91 yıllık sıradışı hikayesi yer alıyor.
 
Mehmet Efendi, Zihni Derin Çay Fabrikası’nın kadrolu çay işçisiydi. Dürüst, mert, çalışkan erdemli ve namuslu. Emekli olana kadar çalıştığı her gün alın terini akıttı. Helâlinden kazandıklarıyla büyüttü çocuklarını.

Emeğini yüreğine yüklediği bu şehirde yalnızdı. Her sabah çalar saatten önce uyanırdı. Unutmuştu çocuklarının gülüşünü... Sabahın erken saatlerinde, yağmurda, soğukta, karda sessizce düşerdi

Sylvia Plath'in, sansürsüz haliyle yayımlanan “Günlükler”i Türkçede

 Sylvia Plath'in, ölümünden yıllar sonra sansürsüz haliyle yayımlanan “Günlükler”i  Türkçede. Şairin on iki yılını anlatan, edebiyatına kapılar aralamaktan ziyade edebiyatından kaçırdıklarımızı gözler önüne seren bu “Günlükler”, Plath'i tanımak ve anlamak isteyenler için yazarın kendi kaleminden çıkmış bir başvuru kitabı.



'Yazmak bir çıkış yolu değilse başka nedir?'
Sylvia Plath denince akla ilk gelen eserlerinden önce hep intiharı oldu şüphesiz. Ve tabii şair eşi Ted Hughes’la olan ilişkisinin onu nasıl yaraladığı... Birçok “hassas Plath okuru” için Hughes, Plath’ın o son seçiminin mimarı gibidir. Aslında iyi bir şair olan Hughes’un Plath sicili kabarık. Türkçede de yayımlanan Doğum Günü Mektuplar’ındaki o şahane, aşk dolu cümleler bile affedici olamaz.
“Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum,” diyerek yaşasa da Plath, yazdıklarının da susturulacağından bihaber son verdi hayatına. Kafasını bir gaz fırınının içine soktu. 1963'de, henüz otuz bir yaşındayken, Ted Hughes’tan resmen olmasa da aylar önce ayrılmışken... On yedi yaşından itibaren günlük tutmaya başlamış, ölümüne kısa bir süre kala, 1962'de bırakmıştı yazmayı. Şairin on iki yılını anlatan günlüklerden ilki, bir hayli sansürlenmiş ve kısaltılmış haliyle 1982'de dünya okurlarıyla buluştu. Bu sansürde parmağı olan tek bir kişi vardı; Ted Hughes’un ta kendisi. Çocukları Frieda ve Nicholas’ın etkilenmemesi için günlüklerin son bölümünü imha ettiğini söylüyor Hughes. Diğer günlüğün ise Plath’in ölümünden birkaç yıl sonra ortadan kaybolduğunu, muhtemelen çalındığını (!) iddia ediyor. Kim çaldı, gerçekten çaldı mı, çaldıysa e hadi ne zaman ortaya çıkacak, elbette

30 Mayıs 2014 Cuma

Son Cengiz Aydın // Haddimden Bildiriyorum


Buğday tenli hüzünlerimiz var; un ufak olup savrulduğumuz. Öğrendik be, öğrendik... Biz her mevsim; en iyi Sonbahar oluruz.

Son Cengiz Aydın / Haddimden Bildiriyorum


(Tanıtım Bülteninden)
Önsözü hiç yazılmamış ikinci el kitapların paragraflarından geldim. Kusuruma bakma çok el değdi, çok okundum, çok yorgunum. Hüzün sofralarının en aç karnıydım, bir türlü doyamadım. Yine de