Translate

Deliler Kasabası

24 Nisan 2012 Salı

Şiir surat astı!

'Şiir surat astı!'

Usta şair Eray Canberk'in yarım yüzyıla yayılan şiirleri Kent Kırgını adıyla yayımlandı.

İnceden inceye örülmüş şiirlerin, az ve öz yazan şairi Canberk, toplu şiirlerinin bu kertesinde yine derdini, düşünü, sözünü çiçekten yüreğe, sıkılı yumruktan uzatılı ele kadar yufka yürekli bir edimle,
usul usul ama tavında söylüyor. Cemal Süreya'nın 'Sevgili Eray/ çevirir sessizliği/ deniz lokantasında/ insancaya' diye eksiksiz nitelediği Canberk'le geniş perdede önce şiiri sonra Kent Kırgını'nı konuştuk. Söyleşimizin konusu olan kitabıyla 2012 Behçet Necatigil Şiir Ödülü'nü alan Eray Canberk'i kutluyoruz.


'bu çocuk kavgaların adamı değilbelli etmeden' renk vermeden dirense bile

vuruldukça sarsılmıyorsa düşmüyorsa güç

ve ağzında kan gibi bir karanfil

belki de karanfil gibi bir kan dudaklarında

sığınmak bir kadına bile acıma gibi

yollara düşse mi düşmese mi

ardından yuh gibi bir kalabalık kaygısız

dön geri ve taşlara vur kendini'

'Dışta Kalmak' adlı şiirinden

-Can simidi mi şiir veya sesi duyulmayan bir yardım çığlığı?

- Bence her ikisi de. Önce yaratıcısı için can simidi gibi gözükse de bir kere yazıya döküldü mü, okura ulaştı mı 'umuma mahsus' hale geliyor; bir başka deyişle 'herkes içinlik' kazanıyor. En azından ben böyle düşünüyorum. Bir şiir şairi dışında tek bir kişiye ulaşsa bile' 'Sesi duyulmayan bir yardım çığlığı'na gelince; çığlık atılmıştır ya, yeter. Eninde sonunda bir duyan çıkacaktır. Bu, çığlık atıldıktan çok zaman sonra da olabilir. İşin en güzel ve ilginç yanı bu çığlığın zamanla bir 'uyarı çığlığı'na dönüşmesi. Çok geçmiş zamanlardan kalma bir şiiri yeri geldiğinde bugün bile anmamız bunu göstermez mi? 'Çığlık'ta söz konusu olan, çok sıradan gibi bir yargı olacak ama insaniliktir. Bireysellik, bencillik, özgecilik, toplumsallık, siyasallık gibi yakıştırmaları bir yana bırakalım, insanilik önemli. Bir bakıma, kendiliğinden sorumluluk önemli, diyebiliriz. Oysa'

- Tam yeri... Sizden bir alıntı: 'Sorumsuzlaştı şiir. Hiçbir şeyi anlatmak zorunda değil. Öteki sanat dalları gibi...' Öyle mi?

- Gerçekten, tam yerinde bir soru... Alıntıladığınız cümle hem bir küskünlüğü, düş kırıklığını, yakınmayı hem de bir alaysılamayı içeriyor aslında. Öfkeyi dışa vuran bir suçlama cümlesi de denebilir. 'Sorumluluk' tam anlamıyla 'insanilik' karşılığı. Buradan güdümlülük, sanatçının ya da şairin görevi falan gibi zorlayıcı, kısıtlayıcı anlayışlara iltifat edildiği anlamı çıkarılmasın.

Yukarıda alıntıladığınız yargılar sanıyorum biraz da şiirin ya da sanatın elden gittiği sanısına kapılmaktan kaynaklanıyordu. Şiir ya da sanat 'oyunlaştırıldı', çağımızın tüketim alışkanlığına cevap verecek bir 'meta' haline getirildi, kaygısı.

'ŞİİR YA DA SANAT BEKLENENDEN ÇOK BEKLENMEYENİ VERMELİ'

- İç içe on soru olacak ama olsun... Hazır yakalamışız sizi! Şair kişinin malum duyarlılığını geçelim(!).. kuşkusuz öyle de... Dünyayı sade vatandaştan, sıradan insanlardan daha iyi (mi) okumuyor mu? Yanılmaz mı, şair de insan değil mi? Çok şey beklememeli mi (ne beklemeli), şaire bel bağlanmamalı mı, şair biraz rahat mı bırakılmalı?

- Önce şunu belirteyim: 'Şairin ya da sanatçının duyarlığı farklıdır' dendiğinde bunu doğal karşılamak, abartmamak gerekir. Eninde sonunda bu bir özelliktir. Bilineni tekrarlamak olacak ama burada şairin ya da sanatçının kullandığı malzemeyi iyi kullanma becerisi önemli. Bir şiiri okurken zaman zaman şöyle demişimdir: 'İşte ben bunu ifade etmek, söylemek istiyordum!' Şairin işi bu. Halk arasında denir ya 'Hislerime tercüman oldu!' diye. Elbet şair de yanılır. Yanılgısını da anlatmaktaki ustalığıdır ayırt edici olan. Şair ya da sanatçı, bir başka deyişle şiir ya da sanat beklenenden çok beklenmeyeni vermeli. Bekleyen ya da bekleyenler 'umduğunu değil bulduğunu' değerlendirmeli. Dil oyunu gibi olacak ama beklenmeyenin aslında 'beklenmesi' gereken olduğunun çarpıcılığı, şaşırtıcılığıdır burada ortaya çıkan.

- Küstüm çiçeği gibi mi şiir ezelden beri? Bir açık bir kapalı...

- Şiirin küsmesi ve surat asması bir uyarı bence. Eski zamanlardan beri böyle. Yalnız burada ortaya çıkan bir edilgen durum olmamalı. 'Şiir neden küstü, neden surat astı?' dedirtiyorsanız ne âlâ. Böyle de olmuş zaten.

'TÜM SANAT ÜRÜNLERİ ÖZELLİKLE ŞİİR 'SÖZCÜ' DURUMUNDADIR'

- Şiir çağırıyor şairi gerek içsel perde de gerek gezegen sathında 'meselelere, dertlere'... Şiir arıyor, aranıyor (iyi ki de öyle)! Ne aradı, arandı ve aranacak Eray Canberk bu anlamda?

- Başlangıçta özenti, yapaylık olabilir. Sonraları gerçekle yüzleşme başlıyor. İrkiliyorsunuz. İrkilmezseniz sorun yok; irkilmemek elinizde. Dünya avutucularla dolu, yan çizmeniz hiç zor değil. Ama içinizdeki 'değerlendirici' hep tetikte, gözünden hiçbir şey kaçmıyor. İşte o zaman 'acabalar' sökün ediyor ve de huzursuzluk' Artık 'sahici' olmak gereksinimi duyuyorsunuz ya da 'değerlendirici' sizi buna zorluyor. Amaç ne? Aranan ne? Uyumsuzlukları giderecek, dertlere deva, tasaları kovacak bir yol. Yaşananı, duyumsananı sessizce, yalınlıkla anlatmaya bakmalı' Aracınız ne? Dil. Dilinizi de bulmaktan başka çareniz yok. Araya araya bulacaksınız. Ama dilin tuzağına düşmeden. Yoksa buna 'dile düşmeden' mi demeli? Sanırım bu serüven genel olarak böyle.

- Tadı bozuk bir dünya, havası kekremsi, insanı bencil, geçimsiz, huzursuz, hayvanı, bitkisi hormonlu, malzemeleri kalitesiz, değerleri naylon, borsası çökük... Bu dünyanın şiirinde ne önde olacak paşa paşa? Ve toplu şiirleriniz Kent Kırgını nasıl bir örnek, nasıl bir toplam ?

- Kim ne derse desin bütün sanat ürünleri 'sözcü' durumundadır; özellikle de şiir. Bunu kendim kendi şiirim için söyleyemem, abartılı olur. Yine de kıyısından köşesinden bir şeyler söylemişim diyebilirim. Öyle görünüyor ki insanoğlu var olduğundan beri 'insan olma' savaşı veriyor ve günümüzde de sürüyor bu. Dünya şiirinin yapacağı şey bu savaşta insanoğlunun yanında yer alması ve çaba harcaması' Zaman zaman kafası karışsa da!.

- Kuytu Sular kitabınızdaki 'Dışta Kalmak' şiirinizden dizenizi çalarak kondurursam sorumun başına: Neden 'bu çocuk kavgaların adamı değil' ve neden 'yuh gibi kalabalık'? O duyguyu, o tortuyu kazır mısınız bu soruda?

- Ben, şairin ya da sanatçının kişiliği yaratıcılığına yansır veya yaratıcılığını etkiler diye düşünürüm. Gerçi bu düşünce eleştirilir, bu düşüncenin yanlış olduğu söylenir. Kavga, dövüş, dalaşma hoşlanmadığım şeyler. Mücadeleye evet, direnmeye de evet' Ama 'bizden de bu kadar' dercesine sessizce, göze çarpmadan' Bu arada olguları, yaşananları da dürüstçe değerlendirelim. Buna 'çabanızı umursamayanların, dahası küçümseyenlerin farkında olmak' da denebilir. Bunlar yaşanmadı mı, yaşanmıyor mu?

- Yalvaran, öyle aman aman içlenen, dövünen, ah vah eden bir şiir değil. Derdini sözünü usul usul ama tavında söyleyen bir şiir sizinki... Bu bağlamda iç ve dış ülküsünün yolunda koşar adımken yurdunda başını taşlara ne sıklıkta vurmuş veya vuran ve çiçekten yüreğe, sıkılı yumruktan uzatılı el'e kadar yufka yürekli bir edimle, sessizlikle ve de usul usul devinen eleştirellikle yapıtlarında dışavurmuş bir şairdir Eray Canberk...

- Bu soru değil aslında tam bir saptama. Siz benim utana sıkıla söylemeye çalışacaklarımı söylemişsiniz. Beni mahcubiyetten kurtardınız. Bu değerlendirmenize eklenecek bir şey yok bence. Teşekkür ederim ama beni yine de mahcup ettiniz. Büyük ölçüde kişilikten kaynaklanan bir tavır; sizin doğru saptadıklarınız' Zamanla oluşan kültür kazanımı, bilgi birikimi de etkili oluyor elbette. Kişiliğiniz sizi, çoğu zaman farkında olmadan, size uyan ortamlara, yöne, düşüncelere doğru yolluyor. Yaşadıklarımızın etkisi de büyük bence. Kendi adıma söyleyeyim: 1946 seçimlerini hatırlıyorum, 50'de 'Yeter söz milletindir!' diye iktidara gelen Demokrat Parti 1950-1960 Demokrat Parti yönetimi içinde büyüdük. Derken 27 Mayıs ve ardından gelen toplumsal ve siyasal ortamdaki değişim. Kolay değil, birkaç yıl önce yasaklı olan, ürkütücü gelen sol düşünce gündeme geliyor' Değişimler, dönüşümler içinde yaşadık, yaşıyoruz. Nasıl eleştirel bakmazsınız bütün bu olup bitene? Şöyle de diyebilirim, beni ve benim kuşağımı toplumsal ve siyasal olaylar, günlük yaşantılar çok etkilemiştir. Hâlâ da etkiliyor. Haklısınız, ben sessiz ve usul usul gitmekten yanayım. Ayrıca, sessizliğin de bir sesi vardır, diye düşünüyorum.

- Yine yeri geldi... Okkalı lafların, büyüklenen vecizlerin adamı değilsiniz elbet, en çok neden? Yani şair kişiye küfür gibi olmadı umarım ama yalan mı, yanlış mı?

- Yalan da değil, yanlış da. Nitelediğiniz tavırlardan kaçınmamız eski terbiyeyle yetiştiğimizden olmalı!' 'Büyük lokma ye, büyük söz söyleme!' deyişi belki bu durum için söylenmemiştir ama büyüklerimizden çok duymuşuzdur. Yine de okkalı laflara, büyüklenen vecizelere zaman zaman çok gereksinme duyulduğunu da unutmayalım. Hele şu bıçkınlığın ve fütursuzluğun çok gözde olduğu, itibar gördüğü günümüzde!

'İYİ OKUR, ŞAİR İÇİN HEM NİMET HEM KÜLFETTİR!'

- Uyaran, hani 'bak' diyen 'bak şimdi' diyen bir şiir de sizinkisi... 'Yoksa' diyen, 'sonra' diyen bir şiir de... Sorular soran bir şiir de... Ayrıca ve elbette kavramlarla da Canberk'çe hemhal bir şiir de... Kuytu yalnızlıklardan apaydınlık kalabalıklara çocuklar gibi şen, umutlu, gözü kara yol alabilen bir şiir sonra... Aşkın gardsız karşılanan okkalı yumruklarının sızısını yazan bir şiir... Kumrunun naifliğini duyumsatan.. Martıları zinhar ıskalamayan... 'Düşkünezen'leri iki kelimeyle tuş eden, insan gibi yaşamak için bir lambanın aydınlığını dünyalara değişmeyen... Erguvanlarla şairce bir derdi olan... Şiirinde 'ay/her zaman her zaman/evlerin arkasından-şavkır da gelir'... Şiirinde 'gülsümanım dalar dalar gider-günübirlik tasalarla 'oldukça''... Biri beni durdursun! (gülüyoruz)

- Gamze Hanım, kitabı, daha doğrusu şiirleri, öylesine dikkatli okumuşsunuz, öylesine özümsemişsiniz ki sorularınız aynı zamanda yorum niteliği de taşıyor. Dönüp kendi şiirimi bir daha gözden geçirsem, dediğim oldu içimden. 'Can alıcı' ve bazı da 'can yakıcı' sorularınız, emeğiniz ve zahmetiniz için teşekkür ederim. İyi bir okur bir şair için hem bir nimet ve hem de bir 'külfet'tir, dersem, açıklamaya gerek yok, yanlış anlamazsınız dilerim. Hayat karşısında, dünya karşısında kuşkulu ama hırçın değil' Kötücüllüğün kol gezerken umudunu yitirmeyen'En yoğun sevdalarda onulmaz ve çok gizli bir hicranın varlığını duyumsayan' Onurlu bir yenilgiyi onursuz bir utkuya yeğleyen' diye başlayıp gitsem belki sorunuza cevap verebilirim ama ne gerek var? İyi okur yeter, nimettir!

- Son soruda da olsa biraz frene basarak en klişesinden sorarsam toplu şiirler nasıl bir skala ve nasıl bir izlek? Şiirlerinizi toplu halde okuduğunuzda neler fark ediyorsunuz? Duygu geçişleri, kalem erbaplığı, değişen değişmeyen şair Eray Canberk'i nasıl gözlemliyorsunuz?

- Şiir söz konusuysa 'İlk kitap bir pişmanlıktır' diye bir söz vardır. Ne yalan söyleyeyim, ilk kitabım Kuytu Sular konusunda bir pişmanlık yaşamadım. Toplu şiirlere gelince iş değişti. Deyim yerindeyse bütün şiir serüveniniz, film şeridi gibi derler ya, gözünüzün önünden geçiyor. Tam anlamıyla pişmanlık değil de bir yakınma söz konusu şimdi benim için. İnsanın, bunca uğraş, bunca çile bunun için miydi, diyesi geliyor. İmdadıma sevgili şairim ve öğretmenim Necatigil'in sözü yetişiyor: 'Yaz, sonunda bir şairin bir iki şiiri kalır geriye zaten'' Söz belki tam böyle değildi ama anlatılmak istenen buydu. Bu toplu şiirler içinde bu anlamda bir iki şiir çıkar mı bilmem...

gamzeakdemircumhuriyet.com.tr

Kent Kırgını-Toplu Şiirler (1960-2010)/ Eray Canberk/ Yapı Kredi Yayınları/ 198 s.

E-Kitap - E-book :kitap özetleri, kitap özeti, yeni çıkan kitaplar, romanlar, hikayeler, biyografiler, kitap oku, bedava kitap