https://kitapozetlerioku.blogspot.com/google2d2f70c9684a41ad.html Kitap Özetleri, Kitap Özeti / E-Kitap - E-book: biyografiler

Translate

İzleyiciler

biyografiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
biyografiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2025 Salı

Atmosphere – Taylor Jenkins Reid (Tarihi Romantizm)





Düşünün ki, 1980'lerin NASA koridorlarında, uzay mekiklerinin gürültüsüyle karışık bir kalp atışı duyuyorsunuz. Joan ve Jack, iki genç astronot adayı; biri gökyüzüne tutkun bir bilim insanı, diğeri ise yıldızlara meydan okuyan bir pilot. Aralarında filizlenen aşk, yerçekimsiz bir dans gibi: hem yerçekimine meydan okuyor hem de en ufak bir hata, her şeyi sonsuz karanlığa sürükleyebiliyor. 

22 Ocak 2022 Cumartesi

Güneşte Hiç Tazelik Yok

“Güneşte Hiç Tazelik Yok”

Beat Kuşağı'nın Kuzeybatılılar kolunun son temsilcilerinden Richard Brautigan’ın İkinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde kendi iç savaşını veren, zamanda oradan oraya savrulan bir adamın hikâyesini anlattığı Yani Rüzgâr Her Şeyi Alıp Götürmeyecek kitabı üzerine bir yazı.



Richard Brautigan’ın intihar etmeden önce kaleme aldığı son romanı Yani Rüzgâr Her şeyi Alıp Götürmeyecek, İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında Amerika’da yaşanan gündelik hayata mercek tutan bir kitap. Bu sarsıcı kitap benim yazarla tanışma kitabım oldu. Ölüme farklı gözlerle bakmaya

26 Mart 2020 Perşembe

Görkemli Dünya”nın Kapısını Aralamak


David Le Breton, Yürümeye Övgü[1] adlı kitabının hemen başında yürüyüş için, “Yürüyüş dünyaya açılmadır. İnsanı mutlu yaşam duyguları içinde yeniden oluşturur. (…) Yürüyüş çoğu zaman insanın kendi içinde yoğunlaşmasını sağlayan bir dönemeçtir.” ifadelerini kullanıyor. Özellikle doğa yürüyüşleri, insanın kendi içine dönmesine, kendisini ve dünyayı her anlamda sorgulamasına yardımcı olan bir derinliği içinde barındırır. Yürüyüşün özünde var olan bu sorgulama, insanı önceki halinden belli ölçülerde farklılaştırır. Breton’un “İnsan bazen yürüyüşten değişmiş olarak döner,” cümlesi de bu sorgulamanın bir sonucudur mutlaka.
Everest Yayınları tarafından Temmuz 2018’de, Esen Akyel çevirisiyle okurla buluşturulan Görkemli Dünya, dünya edebiyatına Siddhartha, Bozkırkurdu,

23 Mart 2020 Pazartesi

Öyküye Bir Nefes: Güneşi Kötü Evler


güneşi kötü evler
İlk kitabı Avuntular’dan (İletişim Yayınları, 2017) neredeyse iki yıl sonra ikinci kitabı Güneşi Kötü Evler (Everest Yayınları, Kasım 2019) ile öykü okurlarını yeniden selamladı Ömer Arslan. Bir öyküsü hariç (Malta Yok) aşağı yukarı 8-10 sayfalık öykülerden oluşan toplamda on üç öyküye yer vermiş yazar yeni kitabında. Bu anlamda bir önceki kitabına göre öykü sayısı neredeyse yarı yarıya azalmış. Bu, aslında anlamsız, sayısal verileri bir kenarda bırakırsak Ömer Arslan’ın

31 Ağustos 2019 Cumartesi

Carlos María Domínguez – Kağıt Ev

Carlos_María_Domínguez
1998 ilkbaharında Bluma Lennon, Soho’daki bir kitapçıdan Emily Dickinson’ın Şiirler’inin eski bir baskısını aldı ve ilk köşe başında, tam da ikinci şiiri okumaya başladığında bir arabanın altında kaldı.

Hasan Ali Toptaş – Sonsuzluğa Nokta


hasan-ali-toptas
Hıncahınç bir kalabalıkta, insanın en büyük sorunu kaçmaktır.
*
Çünkü bir sınırın hangi şartlarda ve nasıl geçildiği, ne düşlenir, ne anlatılır, ne de anlaşılır; onu, ancak ve ancak yaşayanlar bilir. Onlar da anlatmaktan kaçınırlar, kaçınmasalar da anlatmazlar; ya da anlattıkları bir düştür yalnızca, gerçeğin kokusuyla tatlandırılmış, gerçeğin rüzgarıyla biçimlendirilmiş, imkansız bir düştür…

16 Şubat 2018 Cuma

‘Şiir, sözün hâlâ mihenk taşı’


[Haber görseli]‘Şiir, sözün hâlâ mihenk taşı’
 
- Ahmet Telli’nin yorumuyla şiirlerinizde hep bir zaman ve mekan arayışı var. Kitabın açılışındaki ‘Hipotez’de “Pusulanın göstermediği bir yer var / yolum oraya benim” diyorsunuz. Yolculuk ne sizce; nereye ya da daha ne kadar yolunuz var?
- Yolculuk; mekân ve zamanla rutin dışında bir kavuşma, kucaklaşma... Yadırgamayı, şaşırmayı, ayrılmayı, kavuşmayı ve yakın ağırlıktaki duyumsal estetik var oluş kategorilerini öylesine güçlü barındırıyor ki onun insan hayatında temel ve şiirsel bir metafor oluşu bundan. Sembolden çok ötelerde... Bu yüzden, yolculuğun neyi ifade ettiği sorusu şiirsel bağlamda kalarak kolay cevaplanamaz bence. İnsanın, bildiği ile duyduğu arasındaki mesafenin kısaldığı, birinin ötekine dönüştüğü özel bir var olma hâli yolculuk...
- Okurun da eşlik ettiği ve dönüştüğü bir yolculuk bu aslında. Ne bulacağız bu yolculuğun sonunda?
- Yolculuğun sonunda bir şey bulunamaz. Bu soruya en güzel cevaplardan biri Cevat Çapan Türkçesiyle, “İthaka” şiirinde veriliyor. Nostos’un ne ya da neresi olduğunun yanıtı da var burada: “Sana bu güzel yolculuğu verdi İthaka/ o olmasa, yola hiç çıkmayacaktın / ama sana verecek bir şeyi yok bundan başka” (Konstantin Kavafis / Çev. Cevat Çapan). Benim yurdum evren, Samanyolu, doğu, batı, kuzey, güney, Türkiye, Antalya... Bazen

5 Mart 2017 Pazar

Stefan Zweig'dan 'Amok Koşucusu'



[Haber görseli]Dünyanın hemen her ülkesinde ve her çağda bir çeşit ırkçı düşünceler egemenlik kazanmış. Birleşmiş Milletlere bağlı yüz yetmiş ülke tarafından, 2006 yılında imzalanan, her türlü ırksal ayrımcılığa karşı bildiriye rağmen de ırkçılık ve ayrımcılık her geçen gün güç kazanıyor. Tam da ırkçılığın yeniden gündemimize düştüğü bu günlerde, yıllar önce okuduğum Stefan Zweig’ın Amok Koşucusu (Çev.: Nafer Ermiş, Türkiye İş Bankası Kültür yayınları, 60 s.) novellasını, bu sefer Batıdaki yerleşik ırkçılık üzerine düşünerek okuma fırsatı çıktı.
Stefan Zweig 1930’larda dünyanın en çok okunan yazarlarından biriydi, bugün de onu hümanist dünya görüşü ile tanırız, bu yüzden ırkçılık hakkında bir yazıya konu olacağını belki düşünmezdiniz fakat XX. yüzyıl başlarındaki kabul gören ırkçılığa bakmak için çok önemli bir kaynak Amok Koşucusu.

DOĞU’DA BİR AVRUPALI
Novella basit bir kurguya sahip. Kalküta’da yaşayan Alman asıllı anlatıcı, Avrupa’ya dönmek üzere bindiği transatlantik gemide bir doktorla tanışır. Doktor, kimse tarafından görünmek istemediği için geceleri, herkes yattıktan sonra güverteye çıkar ve anlatıcı ile orada karşılaşırlar. Sadece yıldızların aydınlattığı karanlık gecede doktor hayatının bütün sırlarını tek tek anlatır. Romanın merkezindeki olay, doktorun son bir haftada yaşadıklarıdır.
Aslen Leipzig’li olan doktor yedi yıl kadar önce, doktorluğun yanı sıra yerli halkın psişeleri üzerinde bilimsel araştırma yapmak üzere Endonezya’da ücra bir köye yerleşir. Aslında Endonezya’ya “düşmesi” rastlantı değildir, çalıştığı hastanenin para kasasına el uzattığı için bir çeşit sürgünle buraya kapağı atmıştır. Kendisinden başka beyazın yaşamadığı bu ücra yerde zamanla alkole bağımlı, depresif bir ruh haline girer. Olaylar, evine Hollandalı varlıklı bir tüccarın güzel ve kibirli İngiliz karısı gelip de kendisinden kürtaj yapmasını isteyince başlar. Kadının tek arzusu gizliliktir. Doktora yüklü bir miktar para vermeye hazırdır. Fakat doktor, yıllardır bir Avrupalı kadınla karşılaşmadığı için, garip davranır, kadından para değil, kendisini vermesini ister.

3 Ocak 2017 Salı

Robert Bryndza'dan 'Buzdaki Kız'


“Buzdaki Kız”, Slovak asıllı polis Erika’nın vahşice öldürülmüş, zengin bir genç bir kadının cinayetini araştırmasını konu alıyor. Erika araştırma boyunca hem kurbanın nüfuzlu ailesinden gelen baskılarla hem de kendi teşkilatının seksizmiyle mücadele etmek zorunda.


[Haber görseli]Yepyeni bir kadın dedektif
 
İyi bir polisiye romanı asla sadece suçu kimin işlediğiyle ilgili değildir. Polisiye, türünün doğası gereği toplumun içini oyan kötülük ve yozlaşmayı ve bunları perçinleyen (aile, okul, bürokrasi, yargı ve polis gibi) kurumları ele alır. Polisiyenin Altın Çağı’nda (1920 ve 30’lar) çok popüler olan ve tek bir malikânede geçen, dış dünyayla ilişkisi yokmuş gibi gözüken “kapalı oda” polisiyeleri bile aristokrat sınıfa ve her an yıkılabilecek sahte toplumsal huzur ve düzene dair bir eleştiridir. Fakat polisiye türü zaman içinde, Altın Çağ’ın üstü örtülü ve bilinçaltı eleştirilerinden uzaklaşıp, toplumsal kaygıları doğrudan ele alacak bir yönde gelişti. Günümüzün çok satan ve izlenen polisiyelerinin ortak özelliği toplumsal bir kötülüğü saklandığı köşeden çıkarıp, tüm karmaşıklığıyla ele alması.
Eğer iyi bir polisiyenin gücünün bir kısmı toplumsal yozlaşmayı ele alış biçiminden geliyorsa, diğer bir kısmı da detektif karakterinden gelir.  İlk örneklerinden günümüze (Auguste Dupin, Sherlock Holmes, Miss Marple, Kurt Wallander, vb.) polisiye romanının taşıyıcı unsuru kendine has bir karakteri ve yöntemi olan detektiftir. Bu yüzden raflarda aynı detektifin maceralarını konu alan serileri sıkça görürüz. Hiçbir yazar okuyucuyu etkilemeyi başarmış ve formülü tutturmuş bir detektifi kolay kolay çöpe atmaz. Her ne kadar 20. yüzyılın ikinci yarısına kadar kurgusal erkek detektifler türe hâkim olmuş olsalar da, 1970’lerden itibaren feminist hareketin görünürlüğünün artması ve taleplerini bir bir elde etmesiyle, yerlerini kadın detektiflere bıraktılar. Günümüzde hem ekranda hem de edebiyatta (Sara Paretsky’nin Sert Oyun romanıyla ilk kez tanıştığımız) seksi ve sert Warshawski gibi detektiflerden, (Danimarka dizisi Forbrydelsen’deki) Sarah Lund gibi saplantılı ve dış görünüşüne önem vermeyen bir polise ve (Stieg Larsson’un Milennium Serisi’ndeki) Lisbeth Salander gibi asosyal ve

14 Aralık 2016 Çarşamba

J. K. Rowling'ten 'Harry Potter ve Sırlar Odası'

J. K. Rowling’in efsanevi serisinin ikinci halkası “Sırlar Odası”nın resimli özel edisyonu, Kate Greenaway Ödülü’lü çizer Jim Kay’in elinden çıkma. Kay’in Harry Potter evrenine kattığı yorum, adeta büyüleyici bir tablo gibi etkileyici.


İngiltere’de 1998’de ilk kez basılan, Yapı Kredi Yayınları tarafından 2001’de Sevin Okyay’ın usta çevirisiyle Türkçeye uyarlanan bu eser, bana büyük bir mutluluk kaynağı olmuştu. Özel baskıda da Okyay’ın adını görmek, o akıcı, eğlenceli ve su gibi akan dilin müjdesini veriyor adeta.
Burada kısa bir parantez açalım: Neden sert kapaklı, büyük boyutlu bir özel baskı tercih edilmiş? Yayıncılar, günümüz okurlarının klasikleşmiş eserler

2 Aralık 2016 Cuma

Franz Werfel'den 'Mezunlar Günü'

Franz Werfel’in 1928’de yayımlanan “Mezunlar Günü” romanında başkalarına benzemediği için arkadaşları arasında ve hatta aile içinde hırpalanan bir delikanlının, Adler’in hikâyesi anlatılıyor.


Ezmek insanın fıtratında mı var?
Sorun galiba herkesin birbirini kendine benzetme isteğinde. Bu tiksinç benzerlik, insanı insanlıktan çıkaran en başat özelliği olmuş. Üstelik kişi bunu, kendini şaşırtıcı derecede bir başkasından farklı ve özel görme gafletine düşerek yapıyor. Herkesi eninde sonunda yenme ve hayatta kalma dürtüsü. Eşitler arası birincilik. Şeytani farklılığıyla daha da uzun, konforlu yaşayıp yanı başındakine fark atma hevesi… Benzerler arasında sonu gelmeyen bir savaş. “Kimse beni anlamıyor” derken bile kendini öven iki ayaklı gurur tabloları. Tiksinç değil mi? Sana benzemeyeni hunharca ezme isteği! Sana benzeyenden üstün olma dürtüsü! Doymamazlık…
“Şu doğurduğum muhteşem yaratığa bak tıpkı babası, dedesi, amcası, dayısı.”
“Şu minik ellere bak aynı ben, aynı halası, anneannesi, teyzesi.”
“Oğlum tam bir akıl küpü, dayısına çekmiş.”
Övgüler, övgüler, övgüler. Burnu büyük iki ayaklı muhteşem gurur abideleri. İyi-kötü, zalim-merhametli, akıllı-deli, güzel-çirkin. Alt ve üst sınırlar belirlenmiş ve bu çizginin arasında insani değerler oluşturulmuş. İnsanoğlunun bir vicdan ortalaması var yani, iyiliğinin bir ortası, aklî dengesi, güzelliğin bir ölçüsü. Afrika’da altın arayan adamla, Güney Amerika’nın tarla süren çiftçisiyle, Avustralya’nın yerlisiyle, kapı komşumuzla bu bizi öyle benzer kılıyor ki. Ne kadar yabancı gelse de sana, Japon kadınla Ortadoğulu bir erkeğin sayılamayacak kadar çok benzerliği var. Hollandalı çiftçiyle ortak bir kaygıya sahipsin. Rengin farklı ama kurnazlığın aynı, gözleriniz birbirine benzemiyor fakat hayatta kalma arzunuz birbiriyle yarışır, dilini anlamıyorsun buna rağmen üreme ihtiyacın örtüşüyor. Başarı hırsın ister İstanbul’da ister New York’ta yaşa aynı. Akıllı, zeki, güzel, başarılı, sosyal, konuşkan, sevecen, uyumlu olman söylendi ve sen başkalarında da aynı özellikleri arayıp duruyorsun, olmazsa kendine benzetmek için hırpalamak senin görevin. Ezmek insanın fıtratında mı var?

SORGU YARGICININ AŞAĞILAMALARI
Franz Werfel’in 1928’de yayımlanan “Mezunlar Günü” romanında başkalarına benzemediği için

Homeros'tan 'İlyada'

Edebiyat tarihini başlatan “İlyada” destanı üzerine, iki bin yılı aşkın süredir filozoflar ve yazarlar çok şeyler yazdı; her okuyan nesil kendine başka bir Homeros buldu destanın içinde.


Savaş alanıdır tüm dünya
William Shakespeare “Size Nasıl Geliyorsa” komedisinde bütün dünyanın sahneden ibaret olduğunu söyler: “Tümüyle bir sahnedir yaşam / Erkeklerle kadınlarsa, hepsi birer oyuncu.” Shakespeare’in dünya görüşünü herhalde en iyi yansıtan sözleri bunlardır. Bu sözleri Homeros’a uyarlarsak, koca ozan büyük bir olasılıkla “Tüm dünya bir savaş alanıdır / kadınlarla erkekler de savaşçı” derdi. Edebiyat tarihini başlatanİlyada (Homeros, Can Yay., Azra Erhat, A. Kadir 622 s.) destanı üzerine, iki bin yılı aşkın süredir filozoflar ve yazarlar çok şeyler yazdı; her okuyan nesil kendine başka bir Homeros buldu destanın içinde. Bugün savaşın, göçlerin, adaletsizliğin ortasında biz de kendi destanımızı buluyoruz Homeros’ta.
Homeros İlyada’da kendi çağından yaklaşık beş yüz önce yaşanmış Truva savaşını anlatır ama satırlara yansıyan aslında kendi çağıdır. Tunç çağında bilinmeyen demir silahlarla kuşanmıştır savaşçıları; savaş gemileri de Minoen uygarlığından çok sonralarına ait olabilecek yapıdadır.
Savaşlar neden çıkar karmaşık bir sorudur her zaman. Troya savaşında da savaşların çıkış nedeni ardında gizlenen ikiyüzlülüğü çok iyi anlatır Homeros. Savaşın ilk başta nedeni Akha kralı Meneleos’us güzel karısı Helene’nin Troyalı Prens Paris tarafından kaçırılmasıdır. Bunun üzerine Akhalılar Helene’yi geri almak üzere büyük bir ordu toparlayıp Girit, Trakya ve Anadolu’ya saldırırlar. Bir kraliçenin kaçırılması olayı, her çağda olacağı gibi, savaşa yol açacak güçte bir nedendir fakat İlyada’da, savaşın gerçek nedenleri de dile getirilir: bunlar, değerli maden yatakları, kendilerininkinden daha gelişmiş bir uygarlığın ürünleri, köle olarak kazanılacak kadınlar ve hazinelerdir. Aslında Meneleos’un onurunu kurtarmaktan çok öte amaçları olduğu hiç gizlenmez.

KAHRAMANIN TRAJEDİSİ
Azra Erhat, İlyada’nın iki katlı bir sahne olarak okunması gerektiğini söyler. Bir bakıma aşağıdakiler ile

4 Eylül 2016 Pazar

Dostoyevski _ Budala

Dostoyevski _ Büdala ile ilgili görsel sonucuGerçekten de, diyelim, varsıl olmak, iyi bir aileden gelmek, eli yüzü düzgün olmak, fena bir eğitim almamış olmak, aptal olmamak, hatta iyi yürekli olmak, ama aynı zamanda da hiçbir yeteneği, hiçbir özelliği, hatta hiçbir tuhaflığı olmamak; kendine özgü hiç bir düşüncesi olmamak, tümüyle ve

8 Haziran 2016 Çarşamba

İrem Uzunhasanoğlu’nun ikinci kitabı “365

[Haber görseli]
Kısa bir süre önce ilk kitabı “Gitme, Gül Yanakların Solar” adlı anneannesinin mübadele anılarından kurguladığı romanıyla okuyucularla tanışan Uzunhasanoğlu, bu kez yurt dışında çok popüler olan bir tarzı ilk kez Türkiye’de derleyip “365”adıyla piyasaya çıkarttı.
Yazar, yazmak isteyen ama nereden başlayacağını bilmeyenler için yol gösterici bir kitap olan “365”i  İngiliz Dili

“Gözyaşı Konağı” geriye dönüşlerle gelişen bir roman

'Yalnızı arayıp soran, merak eden, hatırlayan olmaz'

“Gözyaşı Konağı” geriye dönüşlerle gelişen bir roman. 1800’lerin sonunda yaşanan olaylara dayanan romanda Halid Ziya ve çağdaşlarının tadı var. Olayların kuruluşu, kahramanların davranışları o romanları anımsatıyor. Şebnem İşigüzel, romanın gelişimini daha çok başkahramanının anlatımlarına dayandırmış.



“1876 yılı baharında gayrımeşru bebeğimi doğurmak üzere evin erkeklerinden habersiz Büyükada’ya gönderildim” diye başlıyor Şebnem İşigüzel’in “Gözyaşı Konağı”.
1876 hareketli bir yıl. 14 Şubar’ta Alexander Graham Bell telefonu icat etmiş. 30 Mayıs’ta Abdülaziz tahttan indirilip yerine V. Murat geçiyor. 4 Haziran’da Abdülaziz ölmüş. İntihar ettiği söylense de öldürüldüğü iddiaları da var. 31 Ağustos’ta akıl sağlığı yerinde olmadığı anlaşılan V. Murat tahttan indirilip yerine II. Abdülhamit geçecek.

Lazistan’a Yolculuk/ Nikolay Marr

Lazistan neresi, Lazlar kim?

25 Aralık 1864’te Kutaisi’de doğan; Rus-Sovyet Doğu araştırmaları ekolünün önemli araştırmacılarından olarak kabul edilen Nikolay Marr, yaklaşık yüz evvel Doğu Karadeniz’de Lazların yaşadığı bölgelere yaptığı dilsel yolculuğu anlattığı “Lazistan’a Yolculuk” isimli çalışmasıyla bir dönemin tarihine ışık tutuyor.



[Haber görseli]Nikolay Marr’ın yardımcısıyla yaptığı yolculuktaki ilginç anektodlar, bölge insanının sosyal ve siyasal yapısına dair de önemli bilgiler sunuyor. Yüzyıl önceki idari sınırlar içerisinde bugün; Rize ve Artvin sınırları içerisinde yer alan ve Lazlar’ın kadim zamandan beri yaşadığı; Pazar (Atina), Ardeşen (Artaşeni), Fındıklı (Viçe), Arhavi (Arkabi), Hopa (Hope) ve Çamlıhemşin ilçelerindeki köylere ve yerleşimlere uğrayarak hem Lazca konuşan toplumu tespit etmek, Lazca’nın en iyi nerede konuşulduğunu anlamaya çalışmak hem de orada yaşayan insanların

1 Mayıs 2016 Pazar

Bir Uzay Efsanesi - Arthur C. Clarke


Bir Uzay Efsanesi - Arthur C. Clarke
Ay'da ortaya çıkarılan bir bilinmezlik;
Bu keşfin açtığı ufuklar öylesine engindir ki...
İlk kez güneş sisteminin derinliklerine insanlar gönderilir. Ama bu insanlar, hedeflerine

Azgın Mevsimler / Raymond Carver

Huzursuzluğun hikâyesi

Raymond Carver, “Azgın Mevsimler” adını taşıyan kitabındaki öykülerin tamamında ikili ilişkiler üzerine gidiyor. Carver'ın yakından baktığı yer kadın ve erkeğin aşama kat etmiş birliktelikleri. Elinde bir büyüteçle üzerine eğilmiş, çiftlerin neyin peşinde olduklarını anlamaya çalışıyor yazar.
[Haber görseli]Raymond Carver'ın öykülerini okuduğumda ilk sorduğum soru şu oluyor: Burada anlatılmaya değer olan ne? Bunu hemen görmekte zorlanıyorum. Carver, burada ne bulmuş ve neden bu ânı kendisinden ayırdedilemeyecek binlercesinden

Mezbaha 5 - Kurt Vonnegut kitap özetleri, kitap özeti


Mezbaha 5 - Kurt Vonnegut
Tüm zamanların en büyük savaş karşıtı romanlarından Mezbaha 5'te, Dresden bombardımanı merkezinde bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz.
Billy Pilgrim beceriksiz bir zaman gezgini; nereye gideceğini kontrol edemiyor ve

28 Mart 2016 Pazartesi

Delilik toplum içindir! * Asabiyeci/ Machado de Asis

Machado de Asis, “Asabiyeci”de, idealist doktor Simao Bacamerte’nin, deliliğin gizli ama yaygın yönünü keşfedip kendi dengesinin sarsıldığı bir anlatıyla imza atarken bizi, Brezilya’daki dönüşüm sancılarıyla da yüzleştiriyor.



[Haber görseli]Edebiyatı, felsefeyi ve mizahı bir potada eritip gerçekçi öyküler ve romanlar kaleme almak çok kolay bir iş değil. Machado de Asis, bunu başaran ender yazarlardan.
Asis’in kitaplarında, hayat öyküleriyle beraber çoğunlukla göz ardı edilen denge öne çıkıyor. Türkçedeki Filozof Köpek’te ve Mezarımdan Yazıyorum’da hep bunları görüyoruz.
Asis, Asabiyeci’yle Simao Bacamerte karakteri etrafında şekillendirdiği olay örgüsünde deliliğin yaşamdaki yerini