Tolstoy’un meşhur kısa öyküsünün adı “Bir İnsana Ne Kadar Toprak Gerekir?” (How Much Land Does a Man Need?, 1886).
Bir zamanlar Rusya’da, karısıyla birlikte küçük bir köyde yaşayan Pahom adında bir köylü vardı. Komşuları toprak sahibi olunca Pahom’un içini kıskançlık kapladı. Karısına sık sık söylenirdi:“Bizim de biraz toprağımız olsa, hiçbir şeyden korkmazdık. Toprak olunca insan da özgür olur.”Bir gün komşu toprak sahibi yaşlı bir kadın, topraklarını satmaya karar verdi. Pahom tüm birikimini toplayıp kırk dönüm toprak aldı. İlk başta çok mutluydu.
Ama kısa süre sonra komşuların inekleri ekinlerine zarar verince mahkemeye başvurdu, kavgalar çıktı. “Daha fazla toprağım olsa, kimseye muhtaç olmam” diye düşünmeye başladı.Derken Volga’nın ötesinde ucuz ve verimli topraklar olduğunu duydu. Ailesini bırakıp oraya gitti, bir miktar toprak kiraladı, ekti, biçti, para kazandı. Beş yıl içinde üç yüz dönüm toprak satın aldı. Yine de gözü doymadı. “Daha fazla toprak, daha fazla zenginlik” diyordu içinden.Bir gün yolunu kesen bir tüccar, uzaklarda yaşayan Başkırtlardan bahsetti. “Onlar topraktan anlamıyor,” dedi. “Biraz hediye verip gönüllerini alırsan, istediğin kadar toprak satarlar. Üstelik toprakları o kadar bereketli ki, bir avuç gübre bile atmadan buğday boy verir.”Pahom’un gözleri parladı. Hemen yola koyuldu.
Başkırtların yanına vardı. Onlara hediyeler verdi, çay içti, sohbet etti. Başkırtların reisi gülerek dedi ki:“Bizim toprağımız bol. İstediğin kadar al. Ama bir şartımız var: Sabah güneş doğarken çıkacaksın, gün batana kadar yürüyüp döneceksin. Gittiğin yerlerin hepsi senin olacak. Ama güneş batmadan başladığın yere dönemezsen, hiçbir şey alamazsın. Hem de verdiğin parayı da kaybedersin.”Pahom sevinçten uçuyordu. “Günde en az elli verst yürürüm” diye hesapladı. Ertesi sabah çok erken kalktı. Reis ve diğer Başkırtlar bir tepeye çıktılar. Pahom bir kürek aldı (toprağın sınırını işaretlemek için), parayı ödedi ve güneşin ilk ışıklarıyla yürümeye başladı.Önce yavaş yavaş gitti, sonra hırsı arttı. “Şu gölün ötesini de alayım… Şu tepeyi de… Şu düzlüğü de…” diye diye sınırları genişletti. Öğleye doğru yoruldu ama “Daha biraz daha…” diyerek devam etti. Akşama doğru geri dönmesi gerektiğini fark etti. Güneş alçalmaya başlamıştı. Pahom koşmaya başladı. Yüreği ağzında, ter içinde, nefes nefese koşuyordu. “Yetişemezsem her şey boşa gidecek!” diye panikliyordu.Son metrelerde ayağı takıldı, düştü. Sürünerek tepeye ulaştı. Güneş tam ufkun arkasına kayarken elini reisin ayağına değdirdi.Başkırtlar alkışladı:“Aferin! Bütün o toprak senin!”Ama Pahom yerinden kalkamadı. Kanı ağzından akıyordu. Ölmüştü.İşçiler bir kürek aldılar ve Pahom’u gömdüler. Mezarının boyu tam üç arşın (yaklaşık iki metre) oldu.İşte insanın gözünün doyduğu toprak miktarı da o kadardı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
kitap özeti, kitap,yeni çıkan kitaplar, romanlar, hikayeler, kitap oku, bedava kitap