Yavuz Ekinci, yeni romanı “Rüyası Bölünenler”de, kahramanı İsmail'le modern bir Yusuf masalı anlatıyor. Siyasi kaçak olarak Berlin'de yıllarını geçirdikten sonra, babasına verdiği sözü yerine getirmek için memleketi Batman'a geri dönen ve dağa çıkan kardeşi Yusuf'u, yine dağlarda aramaya başlayan İsmail, bu arayışında tarihi, kökleri ve kendisiyle hesaplaşması. İsmail, bu hesaplaşmanın ve arayışın peşindeyken okurlar da güne dair pek çok sorunun yanıtlarını kendi içinde sorgulayacak.
Yavuz Ekinci'yle yeni romanını hakkında konuştuk...
-Bu sefer İsmail’le bir yolculuğa çıkıyoruz ölü ya da diri ama mutlaka Yusuf’u bulmaya. Romandaki yolculuktan önce senin yolculuğunu merak ediyorum. Yazmaya başlamadan önceki yolculuğa nasıl çıktın ya da yolculuk seni mi çağırdı diyeyim?
-Otuz yıllık savaşla birlikte aileler yere çakılan bir narın taneleri gibi etrafa dağıldı. Kimi cezaevine, kimi sürgüne, kimi dağa ve kimi de büyük şehirlerin varoşlarına savruldu. Hemen hemen her evin bir gerillası var. Haber bültenlerinde gerillaların ölümü her ne kadar “… terörist etkisiz hale getirildi” denilse de onun yolunu gözleyen bir anne, bir baba ve bir kardeş var. Bütün gün evden çıkmayıp belki oradaki gerilla görüntülerin arasında çocuğumun yüzünü görürüm umuduyla RojTv, SterkTv izleyen babalar ve anneler var. Oğulları Şırnak’ta, Hakkari’de askerlik yapan bir babanın nasıl ki her çatışma haberinden sonra gelebilecek kötü haberi korkuyla beklediği gibi her çatışmadan sonra ANF’den yayınlanan gerilla fotoğraflarında oğlunun veya kızının yüzünü arayan anneler ve babalar var. Anne her yerde annedir, baba her yerde babadır ve oğul her yerde oğuldur. Oğullarının, kızlarının yollarını bekleyen, gözleyen anne ve babalarının yolculuğu beni çağırdı diyebilirim.